Gündemdeki konuların “aşırı değerlendirmeler”le tartışılması, “toplumsal zihni” esir almaktadır. Bu noktada özgün insanların, bu esareti oluşturan yönetim mantığını sorgulayacak bir literatür üretmesi gerekiyor. Hem bu esaretten çıkış hem de literatür üretme adına herkesin uzman olduğu alanda bir “lügat” çalışması başlatması önemlidir. Çünkü sorgulamayı yapacak bir zihin için, önce konuşmanın değişmesi gerekmektedir. Zamanın iplerini elimizden kaçırmadan, yeni gündemlere sahip olmak adına kurulacak her kelime ve kavram, metotlu ve sistemli bir düşünmenin de altyapısını oluşturacaktır.
İnsan, konuştuğundan fazlasını bilir. Bu açmaz yüzünden “dil” sürekli gelişmek zorundadır. Dil geliştikçe zihni modelleri yeniden sorgular. Bu sorgulama yönetim mantığının tartışılmasını tetikler.
Böylece her dönemin “literatür”ünü belirginleştirecek trendler araştırılır. Eğer trende yön veren bir literatür geliştirilirse, insanlar “kendini yeniden üretmesini bilen” bireylere dönüşür. Böylelikle dönüşümü gerçekleştirecek “yetkinlikler” öne çıkar. Etki üreten bu yetkinlikler sayesinde hayatı yönlendirmek ve farkındalığı artırmak kolaylaşır.
Bu açıdan herkes, sorumlu olduğu alanla ilgili tematik çalışmaları tarayarak lügat altyapısına destek olmalı; belirlediği alandaki eğilim, fırsat ve tehlike analizlerini yapmalıdır. Eğilimlerin ne gibi “fırsat” ve “tehlikeler” oluşturabileceği masaya yatırılarak alternatifler ve öngörüler geliştirilmelidir. Oluşacak alternatiflerin imkân ve kısıtlarını belirleyerek iş birliği yapılacak kurumlarla eşleştirme gerçekleştirilmelidir. Böylece hem dünün plansızlığı hem de yarının belirsizliği aşılabilir.
İslam siyaset düşüncesinde ortaya konulan özgün içerik ve tarihi tecrübe, modernizmin din ve siyaset ilişkisine dair kendi tecrübesi üzerinden inşa ettiği kavram ve yaklaşımlarla sıfırlanmaktadır. Özellikle karar alma süreçlerinden uzak tutulan bu “özgün içerik” dünyada yaşanmakta olan krizleri de derinleştirmektedir. Farklı ilim havzalarında ortaya koyduğu modellerle zengin açılımlar sunan tarihi özgünlüğü ve zenginliğimizi 1 kabul edip “bir”den başlamak zorundayız.
Milli Görüş Müktesebatı, son 50 yılda bu 1’e dikkat çekmiş, birliğe yönelik terminolojiyi yeniden oluşturmuş ve bunu “milletin görüşü” olarak benimsetmiştir. Şimdi bu başarıyı gelecek döneme taşıyacak literatür zenginliğine odaklanmalıyız. Çünkü bundan sonra oluşacak değer, beklenti ve davranışların zenginliği de bu müktesebata bağlı olacaktır.