Çocukluğumuzdan bize anlatılan tozpembe“Avrupa görme” rüyasını görebildik! “Çok okuyan mı bilir çok gezen mi bilir?” sorusu zaman zaman sorulur farklı ortamlarda, birçok kez bana da sorulmuştur bu soru. Bana göre; okuduğunu yerinde gören daha çok bilir. Çocukluğumuzdan beri okuduğumuz kitaplardan, katıldığımız seminer ve derslerden, kimi zaman da TV filmlerinden ve belgesellerden hep Avrupa'yı öğrenirdik. Avrupa’nın yaşam biçimi, sanayi devrimi, hukuk, sanat ve sosyal hayat gibi özellikle de sanat camiasındaki bazı kesimin, Avrupa yaşam tarzını benimseyip onunla övündüğünü görmüştük.
Önceleri Ortadoğu'ya, Arabistan’a ve Kıbrıs'a çeşitli seyahatlerim olmuştu. Geçtiğimiz kış aylarıda bir vesileyle Almanya'da bazı çalışmalara katılmak üzere, bir grup arkadaşla hazırlandık. Açıkçası heyecanlı değildim ama oraları yerinde görmek için merakım da yok değildi. Kuzeybatı Avrupa'ya seyahate başladık, İstanbul’dan Hollanda'nın başkenti Amsterdam’a uçtuk. Hollanda'nın belirli yerlerini gezdikten sonra da Almanya’ya doğru yol aldık ama Hollanda'da gördüklerimi, izlenimlerimi öncelikle paylaşmak istiyorum. Denizin karaya çevrildiği, tarımda rekor kıran şehrin kazıklar üzerine oturduğu Hollanda’nın Amsterdam şehri çok hareketli, özellikle bisikletin yaygın kullanılması çok dikkatimi çekti. Şehirlerin pırıl pırıl olması trafik kurallarının oturtulması kanunlarla sağlanmıştır. Tarihi mekânlar, köprüler, turizmin en çok dikkati çeken özellikleri arasında yer almaktadır.
Hollanda, yaşam olarak bizlere Akdeniz’in kültürünü çağrıştırmakta, tarım ve hayvancılık açısından dünyanın en ünlü ülkelerindendir. Özellikle teknolojinin tarımda kullanılması ve bu açıdan da ürünler elde etmesi oldukça etkilidir. Dikkat çeken bir başka özelliği de ülkenin kendilerine göre özgürlüklerin uygulandığı alan olarak; eşcinsel evliliklerin ilk defa burada yasal olması ve uyuşturucu madde kullanımının devlet kontrolünde serbest olmasıydı. Ayrıca Amsterdam şehrinin meydanında tarihi eserler ve hayatın canlılığını gördük, özellikle de seyahat tarihimizin yılbaşına yakın olmasından dolayı şehrin her tarafı ve çam ağaçlarının ışıklarla süslenmesi dikkatimi celp etti.
Hollanda'daki ikinci durağım Volendam şehriydi. Bu şehrindeki mimari yapı gerçekten beni kendine hayran bıraktı. Sanki Cennet’in yapay tasviri olan, ırmaklar üzerindeki evlerin yapı planları Kur'an-ı Kerim'den alınmış. Bundan dolayıdır ki, tek katlı çatılı evler ve ırmaklar üzerinde olan bu manzaralar dikkatimi oldukça çekti. Yine, hem temiz hem de düzenli ve evlerin içini de görünecek şekilde perdelerin açık olması bu şehri daha çok sevmemi sağladı. Denizin karaya çevrilmesi berrak temiz suların görünmesi ve kilise çanları çalması en çok dikkatimi çeken noktalar arasındaydı.
Voledam gezisinden sonra, Hollanda’daki üçüncü durağımız olan Zaandam şehrine geçtik.Burada en çok yel değirmenleri dikkatimizi çekti. Adeta su kanallarıyla donatılan bu şehirde, su kanallarındaki ördekler, çiftlikteki inekler, çevredeki hayvanlar en çok ilgimizi çeken detaylar oldu. Bu şehirde gördüklerimiz arasında; dünyaca ünlü olan Hollanda peynirlerini yerinde gördük ve peynir çeşitlerinin yapılışını anlatan fabrika yetkilileri de Hollanda peynirinin çok iddialı olduğunu vurguladılar.
Değerli okuyucularım! Kısacası, Hollanda'da kurallar yaşamın mükemmel sürdürülmesine vesile oluyor ve bu harikalar ülkesinde belli bir süre kaldıktan sonra Avrupa Birliği’nin başkenti Belçika’ya doğru yol alıyoruz.
Avrupa'da bir ülkeden bir diğer ülkeye giderken kapı sınırlarının olmaması, vize sorununun bulunmaması ilk önce bize biraz tuhaf geliyor. Bizim ülkeler gibi yerlerde; sınırların mayın, elektrik telleri veya beton duvarlarla örülü olduğunu gördükten sonra Avrupa’daki hayali devlet sınırlarının olması elbette tuhaf olacaktır. Yoldaki petrollerde araç sahiplerinin kendisinin arabaya yakıt dolum işini yapması, herhangi bir çalışanın olmaması ayrıca dikkatimi çekti.
Belçika’da önce Brugge şehrine uğradık. Ortaçağ’dan kalma gotik mimarisi ile dikkatleri üstüne çeken şirin bir film setini andıran bu şehir, aynı zamanda kiliseler ve kültür merkezlerinin yoğun olduğu bir yerdir. Dünyanın ikinci büyük Meryem Kilisesi, kilise etrafındaki nehirler, nehirlerden geçen kayıklar, parklardaki ışıklandırmalar, faytonlar, herkesin köpek beslenmesi, çikolatalar, burada oldukça kendini sergilemektedir. Brugge şehrini yeterince dolaştıktan sonra da Belçika başkenti Brüksel’e geçtik. Brüksel Meydanı, meydanın etrafını saran saraylar, kiliseler ve dantela gibi işlenmiş heykeller tüm dikkatleri üstüne çekmekteydi.
Özellikle de burada geceleri lazer ışık dans gösterisi hem turizmin çekim noktası hem de yoğun ilgi toplamakta. Bronz madeninden yapılan İşeyen Çocuk Heykeli, inanışa göre belediyenin büyük yangınını söndüren kişi olarak kabul edilir. Belçikalılar savaşlarda ülkesini koruyan mimari dokusuna zarar verilmesin diye, kendilerini feda edercesine sahiplenmiştir.
Hollanda gibi Belçika’da da kurallar oturmuş, şehirler temiz ve bisiklet kültürü burada da yaygındır ama Hollanda, Belçika ve Almanya'da insan ilişkilerinin son derece soğuk olduğunu, muhabbetin olmadığını ve kurallarla robotik bir hayat sürdürüldüğünü görebildik.
Belçika gezisinden sonra bu sefer İstikamet Almanya Köln şehri oldu. Köln’de insanlar biraz daha kalabalık gibi duruyorlardı. Burada daha meydandaki kilise, kilisenin etrafındaki hareketlilik en çok dikkatimizi çeken ilk izlenim oldu. Özellikle Aşıklar Nehri, anahtar küpelerinin yaygın olması batıl inancın burada da kendini koruduğunu görebildik. Sokak sanatçıları, barlar, AVM'ler oldukça göze çarpan yerler oldu. Köln’den sonra Dortmund’a doğru ilerledik, yoldaki hobi bahçeleri ilgimi celp etti. Borrisia Dortmund stadı ve statta kulübe ait olan ürünlerin satılması hem turistin hem de yerlilerin buraya gelmesini sağlamaktadır.
Özellikle burada Sanayi Devrimi’nden kalan kömür/demir fabrikası kalıntıları oldukça ilgi çekiyordu.
Almanya'nın teknolojik açıdan ilerlemesi de sanayi hamlelerinin yaptığını gösteren bir örnektir. Bu fabrika kalıntıları, burası da aynı zamanda açık hava müzesi görünümünde, gelen yerli ve yabancı turistler titizlikle buraları gezip inceliyor ve fikir sahibi oluyorlar. Dortmund şehrinden sonraki durağımız Duisburg şehri oldu. Duisburg şehrinde nehirler, kiliseler mevcutta Christmas Bayramı’na denk geldiğimizden dolayı buralarda ve tüm Avrupa'da bayram ilan edilmişti.Esnaf kapalı, aileler kendi aralarında görüşmeler yapıyor, bayramlaşıyorlardı ve hediyeleşiyorlardı.
Duseldorf şehrinde en çok nehirler etrafındaki kafeler ve AVM'ler dikkat çekti. sokaklarda sokak sanatçıları ve sanatçılara yapılan bahşişler sanata olan değer ve saygıyı gösteriyordu. Havalar soğuk, kafelerde elektronik sobalar çalışıyor, insanlar buralarda zaman geçiriyordu. Gezi programı arasında sevgili öğrencim Mehmet Cengiz’in evine de bir gece misafir olabildim.
O da Krefut şehrinde yaşıyordu ve daha sonra buraya bir tren yolculuğu daha gerçekleştirdim.
Almanya'da ve Avrupa'da demir ağları oldukça hareketli ve çalışıyor durumda ancak gezdiğim 3 ülkede de her gittiğimiz yerde esnaf, muhakkak covid aşısı olup olmadığımızı, bunun belgesini soruyordu. Değerli arkadaşlar! Avrupa'da benim en çok izlediğim şey ise merhametin, sevginin, yardımlaşmanın olmayışıydı. Tamamen kurallar doğrultusunda sistematik bir hayat biçimi oturtulmuş, kanunlardan ve kurallardan taviz verme işi cezai yaptırımın anında uygulanması, vatandaşları gündelik yaşam konusunda çok güzel düzene koymuştur. Bir diğer şey ise yaşam kalitesi, özellikle bisikletin kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden herkes tarafından kullanılması; halkı spora kendiliğinden sevk etmiş bulunmaktaydı.
Zaman zaman videolar çektim, bazen okuyucularımız ya da takipçileriniz buralardaki yemekleri de soruyordu bana, gittiğimiz zaman zarfı içinde yemeklerimizi Türk lokantalarından elde ediyorduk. Kaldığımız otellerde, kahvaltıda domuz eti ve domuz yağlı ürünlerinin varlığını özellikle soruyorduk, oradaki görevliler de bunu bize belirtiyorlardı.
Bir sanat tarihçisi olarak buraları görmem, sanat tarihi derslerinde aldığım Romen, gotik, barok, rokoko gibi Rönesans dönemlerine ait yapıtları yerinde görmemisağladı. Yurtdışı gezimde önemli bir şey de dilin olmazsa olmazıydı. Bir dil bilirsen yurtdışında o kadar işe yarıyor ki İngilizce çat pat konuşmamız bile birkaç esnafla anlaşmamızı sağladı. Bu nedenle İngilizcemi geliştirmek adına en yakın zamanda bir dil kursuna yazılacağım. Umarım bundan sonraki yurtdışı gezilerimde her hangi bir tercümana gerek duymadan iletişim kurabilmemiz lazım.
Sizler de eğer yurt dışına seyahate çıkacak olursanız, muhakkak önceden gideceğiniz yerin özelikleri hakkında araştırma yapınız ona göre tedbirinizi alınız. Avrupa'yı bilmek için geziniz, Avrupa'nın yaşamını benimsemeyiniz.