Dünyada erkek sorunu konuşulmaya başlandı. Aslında Türkiye için erkeklerle ilgili sorunu gözlemliyorduk ama bunun küresel çapta bir sorun olarak bilimsel çalışmalara bile konu edildiğini yeni öğrendik.
Aslında sorunu sorun olarak görmeye başlamamız 20-30 yıllık bir mazinin ötesine gitmiyor. Bu konuda en dikkat çekici çalışmayı Philip Zinbardo “Bitik Erkekler” kitabıyla yaptı. Bu dikkat çekici başlık özellikle gelişme ve gençlik çağındaki erkeklerin pornografik cinsellikte artış karşısında normal cinsellikte düşüşte, sosyalleşmelerinden akademik veya iş başarılarına kadar bir gerilemeye, kayba dikkat çekmesi açısından önem taşımaktadır.
Philip Zimbardo meşhur hapishane deneyi ile dünya gündemine gelen bir araştırmacıdır. Normal insanların nasıl birer acımasız katile dönüştüklerini araştırmış bir sosyal psikolog. Ona göre genellikle insanın ahlaki yaratıklar olduğu varsayılmaktadır. Ahlakı bir aracın vitesine benzeten Zimbardo, insanda zaman zaman vitesin boşa takıldığını örnek veriyor. Bu gerçekleştiğinde, ahlaki davranışlar devre dışı kalır. Araba eğimli bir yoldaysa, araba ve içindekiler hızla yokuş aşağı hareket eder. Ona göre sonuçları belirleyen, sürücünün becerileri veya niyetleri değil, koşulların doğasıdır.
Tıpkı bunun gibi bitik erkekler konusunda bir ahlaki çöküşten, değer kaybından, irade yitiminden söz ediyor Zimbardo. O, erkeklerin çok genç yaşlardan itibaren eğitimde ve çalışma hayatında hayal kırıklıkları yaşattığı, suça ve şiddete meyleden olduğu gibi sosyal medyaya ve oyunlara aşırı zaman harcadıklarını ifade etmektedir. Bunların yanında obezlik, cinsellik merkezli haz bağımlılığı, madde bağımlılığı gibi sorunlara düçar olduklarını belirtmektedir.
Genç erkeklikten itibaren değişen zamanın ve çevrenin etkisi daha az sosyal, daha içine kapanık, daha az empati, daha fazla şiddete meyilli ve daha fazla haz merkezli yaşam artık bilimsel araştırmalara yansıyacak kadar genel sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında bunun farkına varmak için erkeklerin yitip gitmesini toplumların görmesi gerekiyormuş.
Bunun farkındalık, küresel olarak yükselen bir farkındalık. Genel olarak toplumun gündemine gelmedi. Biz, erkeğin ailede ve toplumda zayıflatıldığını söylediğimizde sorunun küresel bir sorun olduğunun farkında değildik. Çünkü küresel dünyanın bile konuya yeni uyandığı açıkça görülmektedir.
Konunun küresel boyutta tartışılmaya başlandığını Seyfettin Suca, YouTube hesabındaki videoda belirtmektedir. Seyfettin hoca, özellikle konferanslarda, eğitim faaliyetlerinde kadınların daha başarılı ve istekli olduğunu gözlemlemiş. Üstelik katılım açısından da kadınlar çoğunlukla erkeklerden daha kalabalık olduğunu belirtmektedir.
Erkeklerle ilgili sorun popüler sitelere, sosyal medyaya, YouTube videolarına kadar yansımış ve konuşuluyor. “İnegöl mobilyası Mesut gitti yerine narin bir çiçek geldi” diye parodisi bile yapılıyor.
Sorunun büyüklüğünü, yalnız yaşayan erkeklerden daha fazla görebiliriz. Çünkü bunların daha az sosyalleştikleri ve daha fazla sağlık sorunları yaşadıkları araştırmalara yansımış. Üstelik bunlar 40’dan sonraki erkekler grubu.
Yeni neslin yuva kurma, sorumluluk alma ve kendini idare etme konusundaki yetersizlikleri de araştırmalara yansımış . Özellikle sosyal medya, oyun ve porno bağımlılığı bu bağlamda en önemli nedenler olarak başı çekmektedir. Çocuk ve gençlerde onları yetiştirirken yapılacak en önemli şey dijital bağımlılık konusunda duyarlılık göstermektir.
Bizce sadece dijital bağımlılık erkeklerle ilgili sorunların sebebi değildir. Çünkü değişen zamanın en önemli unsuru sadece dijital teknolojiler değil. Ailenin küçülmesi, ilişkilerin yüzeyselleşmesi, paylaşımların (acıyı veya neşeyi) azalması insanları yalnızlığa doğru itelemektedir.
Kalabalık okul sınıfları dahi çocuk ve gençlerde ihtiyaç duyulan sosyalleşmeyi gerçekleştiremiyor. Yani yetersiz kalıyor. Çünkü bir defa sosyal hayat için gerekli olan ailevi bağlar ve aile merkezli sosyal çevreler küçülmekte ve içine kapanmaktadır.
Ailenin çekirdek versiyonu günümüzde artan boşanmalarla tek ebeveynli ailelere doğru kaymaktadır. Kuşaklar arası çatışmalar bu devirde ciddi şekilde arttı. İlkokul mezunu ebeveynlerin üniversite mezunu çocukları olunca kuşaklararası farklar bariz şekilde arttı. Bu yönetilemeyen aile meselesini de gündeme getirdi.
Yönetilemeyen aile, gerek günümüz sosyal ve yasal çevrenin dayatması gerek değişen yaşamlar ve anlayışlar gerekse kuşaklararası bireysel farklar aileye ait süreçleri yönetmeyi zorlaştırmaktadır. Bunun üzerine ekonominin getirdiği olumsuzluklar tam anlamıyla tuz biber olmuştur.
Yönetilemeyen aile, yasalarda birbirine eşit görülen kadın ve erkekten söz etmeye başladığında karşımıza çıktı. Eşitlik sadece yasalar karşısında değil, haklar ve sorumluluklar konusunda da eşitlik var. Ailelerin parçalanması da bu süreçte gerçekleşti.
Halbuki yönetilemeyen ailenin sebebi öncelikle bu eşitliktir. Kadın ve erkek yasalar karşısında eşittir ancak haklar ve sorumluluklar açısından eşit değildir.
Mevcut süreçte kadına eşitlik adı altında kadına verilen sorumluluklar ciddi yükler olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadın doğası gereği çocuk ve ev merkezlidir. Kadının üzerindeki çocuk başlı başına ciddi bir yük iken buna kültürümüz evi de yüklemektedir.
Özellikle son yıllarda artan şekilde kadının çalışması, gelecekte kadın istihdamının artırılmasının planlanması ailede kadına yüklenen yükü artırdığı gibi kadın ve erkek arasındaki ilişkileri de bozmaktadır.
Bütün bu süreçte en kritik sorun, erkeğin zayıflaması, güçsüzleşmesi ve sorumsuzlaşmasıdır. Çünkü dijital çağın getirdiği sorunlar erkekleri yalnızlaştırdığı gibi kadını korumak, kadın-erkek eşitliği adı altında kadına statü kazandırmak isterken erkeğin statü ve pozisyon olarak zayıflamasını doğurdu. Bu durum kadına statü kazandırayım derken kastedilen statü ekonomik özgürlük adı altında piyasanın sömürü aracı yapılmasından başka bir şey değildir.
Yasalarla erkek ve kadına eşit haklar ve sorumluluklar yüklediğinden beri kadının sorunları arttığı gibi aile kurumunu da ciddi şekilde etkilenmektedir.
Türk Aile Hukuku'na göre kadın ve erkek arasındaki eşitlik mutlaktır ve aralarında hiçbir ayrım yapılmamasını öngörmektedir. İslam Aile Hukuku, eşitlikten daha çok adalet ilkesini vurgular. İslam adaleti vurgularken insanların temel haklar hususunda eşit olduğunu da kabul etmektedir. İslam’da aile konusunda kadının sorumlulukları az, hakları çokken, erkeğin sorumlulukları çok, hakları azdır. Bu nedenle aile reisliği sırf bu nedenle erkeğe verilmiştir (Nisa, 4/34).
Veda Haccında Hz. Peygamberimiz (sav.), kadınları Allah’ın emaneti olarak nitelemektedir. Dinimizde kadının canı, onuru ve hakları dokunulmazdır ve emanettir. Kadının emanetliği erkeğedir. Erkek bu bilinç ve şuurda olmazsa, erkek yasalarla sorumluluklarından ayrı tutulursa aile zayıf kalır ve streslere karşı dayanıksız olur. Bu nedenle boşanmalar artmakta, aileler dağılmaktadır. Üstelik mahkeme kararlarıyla çocuklar kadınlara verildiği için erkek sorumsuz şekilde hayatını devam ettirirken kadın çocukların bakımı, eğitimi ve güvenliği gibi ağır sorumluluklar altında kalmaktadır.
Dinimize göre işte tam olarak erkeğe ait olan sorumluluklar kadına yüklenmiştir. Erkeğin zayıflığı aile kurumunu zayıflattığı gibi, erkeğin yasalarla üzerinden alınan sorumluluklar aile kurumunun yüklerini kadına yüklemektedir.
İşte dini sorumluluklarına göre yetişmemiş bir erkeğin yasalarla yine sorumluluklarını kadınla paylaşması aile kurumunu olumsuz etkilemektedir. Atalar “erkek evin direğidir” der. Direk zayıf olursa aile de çöker, tıpkı bugünkü gibi.
Erkeğin zayıflığı dijital çağın getirdikleriyle sınırlı değildir. Erkeğin değişen rolü, düşen sorumlulukları, İslami bilincin ve yaşantının eksikliği, yasalardaki kadın-erkek eşitliği düzenlemeleri erkeğin zayıflıklarının temel nedenidir. Erkeğin zayıflığı aileyi de zayıflatmaktadır. Aile zayıfsa bizce sebebi erkeklerdeki bu zayıflıklardır. Erkeğin sorumlulukları ve rolü gereği güçlendirilmesi ailenin güçlenmesini doğuracaktır.
Milli Şuur, ÖĞ-DER