Modern çağ sadece yaşam alışkanlıklarımız değiştirmekle kalmadı, dilimizi de değiştirdi. Aynı kelimelerle konuşuyor olmamıza rağmen, artık her kelime her insanda farklı anlamlara gelebiliyor. Genel anlamda “kuşak çatışması” diye tanımlanan bu durum birçok alt başlıklara ayrılabilir. Bu alt başlıklardan bir tanesi de “dil çatışması” dır. Tam da bu karmaşanın ortasında hem gerçek hem de mecazi “yıldızımızı” kaybettik ve yıldızlardan habersiz yaşamaya başladık. Dede için “yıldız” bir gök cismi iken; baba için yıldız iyi bir bürokrat, iş adamı veya siyasetçi; çocuklar içinse kimi zaman bir dizinin yakışıklı veya güzel kahramanı oldu. Buradan hareketle, “kim demiş çocuklarımız yıldızlardan habersiz!” diye düşünebilirsiniz.

Bizim çocuklar tüm futbol takımlarının, TV kanallarının, sosyal medyanın kısacası aklınıza gelebilecek hit yapmış tüm yıldızları tanırlar. Böyle düşünseniz de dedem için “yıldızın” manası üzerinden farklı bir yıldız okuması yapmak derdindeyim.

Çocuklar, yıldızlara hasret diyesim gelmiyor. Hasret çekebilmek için öncelikle onun varlığından haberdar olmak ve onun kıymetini bilmek gerekir. Bilgisayar çağında yetişen çocukların, yıldızların büyülü dünyasından haberdar olmadıkları kanaatindeyim. Eğer “Yıldız Savaşları” gibi filmler olmasa, belki de yıldızların gökyüzünde olduğundan haberleri bile olmayacak. Bu yaklaşımı abartılı bulabilirsiniz. Ancak hangi çocuk, kuyruklu yıldızla, kutup yıldızıyla, büyük ayı, küçük ayı veya Samanyolu Galaksisiyle ilgili bir gözleme sahip ki!

Modern şehirlerin beton blokları arasında, gri hayat yaşayan, aldatıcı ışıklarla önünü bile görmekte güçlük çeken; ekran bağımlılığı nedeniyle, akranlarına duyarsız ve bir arkadaşının çehresini bile tarif etmekte zorlanan bir neslin; kafasını yukarı kaldırarak gökyüzündeki güzelliklerden nasiplenmesini beklemek gerçekten de zor. Kaldı ki, modern yaşam tarzı, insanoğlunun gökyüzüyle irtibatını kesmek için bütün aldatıcı gayretlerini ortaya koymaktadır. Evlerdeki ekran bağımlılığı yetmezmiş gibi, okullarda, otobüste hatta sokakta yürürken bile cep telefonlarının ekranlarına bağımlı insanları görmeniz mümkün. Artık yıldızları bırakın, annesinin, babasının, arkadaşının velhasılı insanların gözüne, yüzüne bakmak yerine, ekranlara bakmayı tercih eden bir nesil var. Kendi kişisel bakımından çok; tweetine, sms’ine vakit ayıran; aynaya bakıp saçlarını taramaya, hatta yüzünü yıkamaya bile zaman ayırmadığı için, dağınık ve pejmürde bir nesil. İletişim becerisini makinalara havale etmiş, bu yüzden “selam” yerine “slm” gibi kelimeleri kodlayarak, küçülterek yazan ve hayalleri de küçülen, teknolojik kodlu bir nesil.

Teknolojik gelişmelerin önüne geçmeniz mümkün olmadığına göre, bu durumu hep seyirci mi kalacağız? Yoksa bütün suçu, eğitim sistemimizin üzerine atarak sorumluluktan mı kaçacağız? Ya da çocuklarımızın muhteşem güzelliklerden sürekli habersiz kalmaları karşısında çaresizliğimizi itiraf etmekle yetinecek miyiz? “Zamane çocukları…” deyip, boş vermişlik edasıyla mı hareket edeceğiz? İşimizin çok zor olduğunun farkındayım. Ancak, hiçbir kayba tahammülümüz olmamalı.

Kazanmak ve başarmak temel beklentimizse, imkân ve çıkış yolu bulmalıyız, tüm problemlerimize. Yapacağımız çalışma, çocuklarımızın gökyüzü ile temasa geçmelerini sağlamalı. Gökyüzüyle temasa geçmeleri için, gökyüzüne temaşa ortamı hazırlamamız; onları şehrin ve teknolojinin küçük ekranlarından, gökyüzünün muhteşem dev ekrana yöneltmemiz gerekiyor. Çocuklarımız hayaller kursun, icatlar yapsın, gece uzaklarla arkadaşlık etsin, ufku genişlesin istiyorsak; onları geniş ufukla karşı karşıya getirmeliyiz. Hayatın zorlukları karşısında ilk darbede yıkılmamaları için, yıldızlarla örülü bir dünyada binlerce çıkış yolu olduğunu; bir yıldıza takılıp kalmadan, binlerce yıldıza ulaşabileceğimiz gerçeğiyle yüzleşmelerini sağlamalıyız. Birlerce yıldız varsa; binlerce hayal ve binlerce umut var demektir.

Hayal kuramayanların, çözüm üretemedikleri bir gerçektir. Önemli gelişmelerin temeli hep bir hayalle başlamıştır. Şehrin ışıklarından uzak ve yıldızlarla temasınızı sağlayacak bir ortamda; açık bir havada, çocuklarımızla, sırtüstü yatarak, çekirge seslerinin eşliğinde, gökyüzünün derinliklerine dalmaya ne kadar da ihtiyacımız var!

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum