Eskiden üniversite okumak, üniversite mezunu olmak bir ayrıcalıktı. Şimdi herkes üniversite mezunu, aşağı yukarı her ilde, ilçede üniversite var.
2019-2020 verilerine göre üniversitelerimizde eğitim alan öğrenci sayımız 7 milyon 940 bin 133. Bu yıl öğrenci sayısı 8 milyonu aşmıştır.Bu öğrencilerin çoğu başka bir ilde okuyor. Sadece Aydın ilinde bu yıl aktif 48.117 üniversite öğrencisi var, yaklaşık 50 bin kişi demek bu.Bu kadar nüfusun hareketi ülke ekonomisinde hareketliliğe neden oldu. Ev sahipleri, yurt işletmecileri, ikinci el eşya piyasası çok sevindi; kafe, restoranların işleri açıldı. Kısacası ekonomi canlandı.
Bu işin bir boyutu, bir de aileler açısından, hele dar gelirli aileler açısından olaya bakınca işler zor. Bir öğretmen arkadaşım liseden mezun olalı dokuz-on yıl olan (bu arada üniversiteyi bitirdi, mühendis oldu ve iş aradı) kendine yetebilecek düzeyde İstanbul’da bir işe yerleşen oğlu için mutlu. “Hiç olmazsa bir yerden başladı” diyor. “Evlenmek istiyor mutlaka ama bu zor koşullarda evlenmesi mümkün değil” diyor.
Kızı da üniversiteye yerleşmiş “Aylık sadece yurt ücreti 2200 TL” diyor. Karı koca emekli olan arkadaşım zorlandıklarını söylüyor.
Bir başka öğretmen arkadaşımın oğlu geçen yıl üniversiteyi bitirdi. Kadıncağız evliyken eşinden hiç maddi ve manevi destek görmediğini, herşeyi kendi göğüslediğini söyleyip 27 yıllık evliliğini, eşini çocukları ile ikna ederek bitirdi. Oğlu okurken “Babası aylık bin lira yolluyor. Evliyken onu da yapmıyordu.” diyordu. Oğlunun öğrenim kredisi borcunu ödemek için yazın bankadan kredi çekmiş, bir taraftan onu ödüyor; oğlu KPSS’ye hazırlanıyor. Bir taraftan kızı okuduğu bölümü beğenmeyip, ille özel üniversitede başka bir bölüm okumak istediği için onun giderlerini karşılamak zorunda; kendi sağlık sorunları yaşıyor, emekli olmak istiyor ama olması bu koşullarda biraz zor görünüyor, arkadaşım bunalımda…
Yine Nazilli’de okuyan sivil toplum kuruluşlarında birlikte çalıştığımız pek çok üniversite öğrencisi vardı, hâlâ birçoğuyla görüşüyoruz. Şimdi bakıyorum altı yıl olmuş işe yerleşen beş altı kişi var.
Onların da çoğu çalıştıkları sivil toplum kuruluşları aracılığı ile yerleştiler. Kızların çoğu ev hanımı oldu. Bu çocuklar da öğrenim kredisi aldılar, nasıl ödediklerini sormuyorum.
Oğlum lisede okurken kaldığı yurtta üniversiteyi bitirmiş düzenli bir iş bulamadığı için ödeyemediği kredi borcu da birikmiş, çok sevdiği bir abisinin yurtta bodrum katta kendini kalorifer borularına asarak intihar ettiğini ve onu oradan indirişlerini anlatmıştı. Çok olumsuz etkilenmişti. Üstelik bunu yapan çocuk inançlı bir çocuktu.
Bugün aşağı yukarı her evde 25-26 yaşında ya da daha büyük yaşta işsiz gençlerimiz var. Büyük bir çöküntü yaşıyorlar. Harçlık için anne babalarına muhtaç, evlenme yaşına gelmiş ama evlenemeyen bu çocuklar bizim gençliğimiz ve büyük bir bunalım içindeler.
Dinimizde ilim öğrenen öğrenci çok zengin bile olsa ona sadaka düşer, yani karşılıksız para verilir.Devlet üniversite öğrencilerine karşılıksız burs vermeli ya da verdiği krediyi ödeyebilmesi için zorunlu hizmetler yaptırmalı ama çocukların hayata borçlu olarak başlamasına izin vermemeli.
Yine 2019-2020 verilerine göre 174 bin 494 öğretim üyesi var üniversitelerimizde. Bunların 50.667’si araştırma görevlisi. Araştırma görevlisi sayısı toplam öğretim görevlisi sayısının nerdeyse üçte biri yani yeni yetişiyorlar. Yaklaşık 45-46 öğrenciye bir öğretim görevlisi düşüyor.
Bir velimin büyük kızı 9 Eylül Üniversitesi Peyzaj Mühendisliği mezunu, başka bir üniversitede yüksek lisans yapıyor. Danışman hocasının hiçbirşeyden anlamadığını, derslerini kendisine anlattırdığını söylüyor. Hatta mezuniyetini geciktirmesini, derslere girmeye devam etmesini, ilk açılacak sınavda onu üniversiteye almaya çalışacağını söylemiş. Acaba o hoca oraya nasıl yerleşti? Gerçekten hakeden bir öğrenci yok muydu?
Bir göz hekimi abimizin çok havalı eşi, kızının hocalarını yazlıklarında, evlerinde ağırlaya ağırlaya onun üniversiteye öğretim görevlisi olarak yerleşmesini sağlamıştı. O pozisyonu gerçekten hak eden çocuğun ise seyyar satıcılık yaptığını duymuştum, çok üzülmüştüm.
Üniversiteyi bitirmek, diploma sahibi olmak sorunları çözmüyor maalesef. Planlaması yapılmamış,alt yapısı tamamlanmamış, yeterli öğretim üyesi olmayan okulları açmak; çocukları buralara yönlendirmek hatalı. Meslek sahibi olamayan çocuklarımız bunalımda, aileler bunalımda…
Bu kadar çok üniversite ve üniversite öğrencisi istatistiklerde hoş olabilir ama gerçekte maalesef öyle değil.Üstelik bu, ülke ekonomisi açısında da çok büyük bir kayıp… Bu sene eğitim öğretim yılı başında ev kiralarındaki artışın sebebi, bu müthiş nüfus hareketiydi.Trafik yoğunlaştı, dolayısıyla hava kirliliği ve yakıt tüketimi arttı.
Evinden uzakta eğitim alan bu gençler hormonlarının en yoğun çalıştığı bu dönemde birçok hatalar yapabiliyorlar üstelik. Üniversiteler açılınca sokaktaki kızların profili birden değişiyor. Eminim birçoğu anne babasının yanında giymediği kıyafetlerle okula, sokağa çıkıyor. Bu gençlerin çoğu ahlaksız da değil (televizyonda, filmlerde gördüklerine özeniyorlar) ama kötü yola düşürülmeye açık oluyorlar maalesef; korumasız kalıyor, herşeyle başa çıkabilirim sanıyorlar ama öyle olmuyor. Telafisi mümkün olmayacak, toplumun ahlakî yapısını bozan kayıplar yaşanıyor. Kız ya da erkek çocuklar çok şey kaybediyorlar.
Zorunlu eğitim 12 yıla çıkartılırken, liseler dört yıla uzatılırken ben bir ilkokul öğretmeni olarak bunun yanlışlığını farkedebiliyordum. “Ne yapılmak isteniyor?” diye feryat etmiştim. Bu kısa bir süre için işsizliği perdeler ama uzun vadede çok büyük sorunlar ortaya çıkarırdı. Ama adının önünde kocaman unvanları olan benim gibi sahada değil de masa başında çalışanlar bunu göremediler.
En verimli çağlarını hiç işlerine yaramayacak şeyleri öğrenmek için harcayan çocuklar, devletin bu çocukların okuması için yaptığı yatırımlar, ödemeler, ailelerin yaptığı harcamalar; ahlakî, sosyal, psikolojik kayıplar… Geri dönüşü hayal kırıklığı ve bunalım olacak bu kadar eziyete değer mi gerçekten? Biz bu işi daha planlı yapamaz mıyız? Çocuklarımızın ille aileden uzakta üniversite mi okuması gerekiyor rızkı için? Ki üniversiteyi bitirmek rızkı da garanti etmiyor.
Bu yıl teorik ders veren birçok fakülte, uzaktan derslere devam edebilirdi. O zaman barınma ve trafik sorunu bu şekilde yaşanmazdı. Bu, pandemi döneminde çok da güzel olurdu. Çünkü salgın kış mevsimi öncesi yine kontrolden çıkmak üzere…
Yeni yeni 28 Şubat döneminde İmam Hatipleri engellemek için önü kapatılan meslek liseleri canlandırılmaya çalışılıyor ama defalarca yazdım bu okulların mutlaka ortaokul kısımlarının da açılması gerekiyor. Pandemi döneminde meslek liselerinin önemi ön plana çıktı. Maske diken, deterjan, dezenfektan üreten meslek liselilerimiz gündem oldu, takdir edildi. Ne güzel, böyle olağan üstü durumlarda gerçekler daha güzel gün yüzüne çıkıyor.
Çıraklık sisteminin yaygınlaştırılması gerekiyor. Çocuklar ilkokul ve ortaokulda hatta lisede,haftada bir gün (cumartesi günleri olabilir) bir iş yerinde çalışmalılar. Bunu “becerikli çocuk” , “işbilen çocuk” gibi projelerle uygulamak gerekli. Yok olmak üzere olan birçok mesleğimiz var maalesef. Sanayide birçok iş kolu, Suriyelilere; çobanlık, Afganlara emanet… Üretim sektörümüzde çalışan gencimiz yeterli değil.Çocuk büyüyünce o işi yapmak zorunda değil ama yapılan işler çocukların psikomotor becerilerini, sosyal ilişki becerilerini, özgüvenlerini geliştirecek hem de toplumsal doku daha sağlam olacaktır.
Eskiler “altın bilezik” derlerdi bir meslek, bir beceri edinmeye. En zor zamanlarda o altın bilezik hayat kurtarır çünkü. Vasıfsız, zararlı bağımlılıkları olan çocuklarımız yerine elinden iş gelen, topluma karışabilen, insanlarla diyalog kurabilen çocuklarımız, gençlerimiz yetişsin. Psikolojik ve sosyal açıdan dengeli ve sağlıklı olmayan bireylerin ne kendine ne de topluma yararı olacaktır. Sağlıklı, mutlu, huzurlu kalın, Allah’a emanet olun.