Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabb’i, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Müslümanlıkta eğitimin temel konusu İSLAM’DIR. İslam bilinmeden yaşanmaz. İslam’ı yaşamak için öğrenmek gerekir. İslam’da eğitimin iki başlangıcı vardır. Bunlar BESMELE ve FATİHA’DIR. Besmele ve Fatiha hayatımızın her anında olan iki şeydir. Her işimizin başında besmele çekeriz. Besmelesiz hiçbir işimiz olmaz. “Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla” Sabahleyin hayata gözlerimizi açarken besmele ile açarız. Abdest alırken, namaz kılarken, yürürken, yatarken, yemek yerken, okurken besmele ile başlarız. Rabb’imiz emrediyor. NAHL 98: “Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş ŞEYTAN’DAN Allah’a sığın.” Yine her günümüzde, her anımızda kovulmuş, kınanmış, gazaba uğramış ŞEYTAN’DAN Allah’a sığınırız. Ahirete inanmayan kendini en büyük kabul eden, Firavun benzeri insanlardan Allah’a sığınmamız Kur’an’da işaret edilmiştir.
Peygamberimiz; Allah’ın adıyla, besmeleyle başlamayan, her önemli iş ve sözün sonunun kesik ve bereketsiz olduğunu bildirir. İnsanın ilk duyduğu, ilk gördüğü, ilk söylediği çok önemlidir. Rabb’imizin Peygamberimize indirdiği altı bin küsur ayet içinden ilk önce indirdiği “Yaratan Rabbinin adıyla oku.” emri, ayetlerin hepsini kuşatacak bir emirdir. Biz, bu dünyadan ahirete olan yolculuğumuzda, “BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM” der ve yürürüz. Allah’ın mülkünde biz, mülkün sahibinin adıyla, gösterdiği tek doğru yolda yürürüz.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM ile yürüyen insan, bütün tehlikelerden emin olarak yol alır. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla çıktığımız bu yolculukta, başımıza gelecek bela ve musibetlerden “BİSMİLLAH” deyip yine O’na sığınırız.
RAHMAN
Allah’ın isim sıfatlarındandır. Çok merhamet sahibi anlamındadır. Esirgemek, acımak, bağışlamak, ihsanda bulunmak anlamlarına gelen rahmet kelimesinden türemiştir.
Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan hususunda rahmetini, yarattığı varlıklardan hiç esirgemeyen anlamında kapsamlı bir mana ifade eder. Rahman; bu dünyada mümin kâfir ayırımı yapmadan nimetler veren, hepsine peygamberler göndererek yol gösteren, kitaplar indirerek, akıl vererek iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, faydalı ile zararlıyı, doğru ile yanlışı, adalet ile zulmü, helal ile haramı, hayır ile şerri açıklayandır. Besmelede Rahman’ı zikreden mümin de bu dünyada mümin kâfir ayırımı yapmadan, insanların hepsini Hz. Âdem’in çocuğu olarak kabul eder, yardım elini uzatır ve onları İSLAM’A çağırır.
RAHİM
Allah’ın isim sıfatlarındandır. Çok merhamet eden, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vermek suretiyle mükâfatlandıran demektir. RAHMAN sıfatı dünya ile RAHİM sıfatı ise daha çok ahiret ile ilgilidir. Bu yüzden Allah için dünyanın rahmanı, ahiretin rahimidir denilir. Rahim sıfatının tecellileri daha çok ahirette görülecek, Allah’ın ikram ve ihsanları ahirette sadece müminler için olacaktır.
Allah, ahirette müminlere rahmetiyle muamele edip, az amellerini çok kabul edip, günahlarını bağışlayıp cennetine koyarak rahmetini gösterendir. AHZAP 43 ve 44: “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen O’dur. Melekleri de size istiğfar eder. Allah, müminlere karşı çok merhametlidir. Kendisine kavuştukları gün, Allah’ın onlara iltifatı, “SELAM” dır. Allah onlara çok değerli mükâfat hazırlamıştır.” Allah dünya hayatında rızasını gözetenlere ahirette en büyük nimetleri ihsan edecektir.
FATİHA
Kur’an’ın ilk suresi olduğu, kıldığımız namazların bütün rekâtlarında tekraren okunduğu için adına FATİHA denmiştir. Fatiha, KUR’AN’IN kısa bir özeti, aslı ve esası olduğundan ÜMMÜL-KUR’AN’DIR. Fertlerin ve toplumların maddi ve manevi meselelerini çözmeye yeterli olduğundan, EL-KÂFİ’DİR.
Fatiha Suresi, İslamca hayat ve eğitimin temel kurallarını net bir şekilde önümüze koymaktadır. İnsanın, bu dünya hayatında ölüm ile sonuçlanacak hayat yolculuğunu, yaratılmış olduğu hikmet ve gayeye uygun bir şekilde tamamlaması, iki ilme sahip olmasına bağlıdır. Bu ilimlerden birisi MARİFETULLAH, yani Allah’ı bilmek ve tanımak ilmidir. İkincisi ise MARİFETÜNNEFS yani insanın kendisini bilmesi ve tanıması ilmidir. Bu iki bilgiye sahip olmayan insanlar, dünya ve ahiret saadetine nail olamazlar. Bir insan, rızasını gözeteceği İLAHI bilip tanımadan, O’nun kuvvet ve kudreti karşısında acizliğini görmeden, İLAHİ RIZAYI kazanmanın yolunu bulamaz. Bunun için TEVHİD yani AKAİD ilmi önemlidir ve her Müslümanın bu ilmi tahsil etmesi üzerine farz bir görevdir. İşte Fatiha Suresi Kur’an’ın gösterdiği hidayete tabi olanlar için MARİFETULLAH ve MARİFETÜNNEFS konusunda yol göstermektedir.
FATİHA 1:“Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır.”
Hz. Âdem’in yaratıldıktan sonra söylediği ilk cümle, ELHAMDÜLİLLAH olmuştur.
Müminlerin cennette söyleyecekleri söz, yine “ELHAMDÜ LİLLÂHİ RABBİLÂLEMİN” cümlesi olacaktır.
HAMD: İyilik, güzellik, üstünlük ve erdemlilikle niteleme ve övme manasına gelir. Terim olarak, bütün methetme türlerini içerip sevgi ve tazimle Allah'a yönelen övgü ve şükrü ifade eder. Hamd, Allah'a karşı kulların memnuniyet ve sevinçlerini, O'na şükürlerini bildirmeleri demektir. HAMD, Allah’ı hakkıyla tanımak ve O’na tazimde bulunmaktır ve imanla yakından ilgilidir. Hamd etmenin zıddı nankörlüktür. Nankörlük, nimeti ve nimet vereni örtüp görmezlikten gelmek, inkâr etmektir.
ÂLEM: Allah’ın dışındaki her şeye ve bir şeyin varlığına işaret edene denir. Yaratılmışların tamamı Allah’ın varlığına ve birliğine işaret ettiği için ÂLEM adı verilmiştir. Her yaratık, kendi başına bir âlem olduğu gibi, her grup da bir âlemdir. Bu âlemlerin hepsinin sahibi ve yaratıcısı Allah’tır.
RAB: Terbiye eden, besleyip büyüten, yaşatan ve yöneten manalarına gelir. Firavun da devlet başkanı olarak kendisini yöneten, terbiye eden, besleyip büyüten olarak görmüş ve “Sizin en yüce Rabbiniz benim.” demiştir. Biz, günde kırk defa namazımızda, Allah’ın âlemlerin Rabb’i olduğunu tekrarlayarak, Allah’tan başka yaratan, yaşatan ve yöneten olmadığını önce kendimize sonra bütün insanlara ilan ediyoruz.
FATİHA 2 ve 4: “O Allah, Rahmandır, Rahimdir ve Din (hesap) gününün sahibidir.”
Rahman olan Allah, mümine iki göz verip de kâfire tek göz vermemiştir. Ellerimiz, dillerimiz, ayaklarımız mümin kâfir ayrımı olmaksızın aynıdır. Rahman olan Allah, havayı kimsenin tekeline bırakmamıştır. Müminle kâfir, bunlardan herhangi bir ayrıma tabi olmadan yararlanıyor. Öyleyse insanlık, isyanla değil, verilen emanetleri verildiği doğrultuda kullanarak dünyada gönül rahatlığı, ahirette Rabb’in rızasını ve cennetini elde etmeye çalışmalıdır.
Rahim olan Allah, ahirette müminle kâfiri ayırt eden, mümine cenneti; kâfire, münafığa, fasık ve facire cehennemi verendir. Rahim ismi zalimler, kâfirler için tehdit, müminler ve mazlumlar için ise teselli ve sığınaktır. Din günü, hesap günüdür ve ahirettir. O gün kimsenin hiç bir kimseye hiç bir fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün emir yalnız Allah'a aittir.
Yaratan, yaşatan, yöneten ve hak ve adalet ölçülerini koyanı tanıdıktan ve O’nun Rahman sıfatının tecellisi ile kimseye zulmetmeyeceğini, o ahiret gününde Allah’tan başka kimsenin sözünün geçmeyeceğini öğrendikten sonra, O’nun mülkünde O’nun huzurunda O’na yönelmemiz gerektiğini anlıyor ve O’na sığınıyoruz.
FATİHA 5:"Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım isteriz.”
Yaratıcı ve yönetici olarak Allah’ı Rab tanıyan, bütün bu dünya nimetlerini O’nun verdiğini bilen, ahirette müminle kâfiri ayırt edecek olan Rahim’e inanan bir insan, ancak Müslüman olur. Ve ona yönelerek “Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz.”dirayetini göstermiş olur.
İBADET: Kayıtsız şartsız, hiç bir şart ileri sürmeden emri yerine getirip yasaklardan kaçınmaktır. Kişinin kendi iradesiyle severek itaat etmesidir. Kulluk ikidir, biri Allah’a kulluk, diğeri de Allah’ın kullarına kulluktur. ALLAH’A KULLUK, rızası olan İSLAM’A bir nizam olarak bağlanmak ve ahkâmına uymakla olur. Biz “Yalnız sana ibadet ederiz…” ayetini okuduktan sonra ve Allah’ın çizdiği sınırlar, koyduğu kanunlar ile sosyal, kültürel, iktisadi, siyasi, askeri, hukuki faaliyetlerimizi düzenlersek Allah’a kullukta bulunmuş olanlardan olabiliriz. KULA KULLUK ise, beşerin çizdiği sınırlar, koyduğu kanunlar ile sosyal, kültürel, iktisadi, siyasi, askeri, hukuki faaliyetlerimizi düzenlemek ile olur. İnsan, kula kulluk için değil, Allah’a kulluk için yaratılmıştır. “Yalnız Senden yardım isteriz.” derken de, kendi gücümüzün, aklımızın, ilmimizin birçok şeye yetmediğini biliyor ve görüyoruz ve Rabb’in sonsuz gücü, ilmi sanatı karşısında hayran kalıyor ve yalnız O’ndan yardım istiyoruz.
Kendisinden yardım istediğimiz Allah,“Nerede olursanız olun O(Allah) sizinle beraberdir.” buyurmuş, yardımının vasıtasız olarak her an müminin yanında olduğunu bildirmiştir. Allah’ın yardımı beşerin beşere yardımına benzemez.
FATİHA 6 ve 7: “Bizi doğru yola, gazaba uğrayanların ve sapıtmışların yoluna değil, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet.” diyoruz. Biz, Rabb’imizden bizi SIRATI MÜSTAKİME, yani doğru yola, gazaba uğramış ırkçı emperyalistlerin, sapıtmış Hıristiyan batının yoluna değil, kendilerine nimet verdiğin peygamberlerin yoluna iletmesini istiyoruz. SIRATI MÜSTAKİM, dünya noktasından cennet noktasına en kısa yoldan eğilip bükülmeden, yalpalamadan gidilecek yolun adıdır. Rabb’imiz vahiyle peygamberlerine yol göstermiştir. Biz de o vahyin ışığında yürüyoruz. İmam; “Allah’ın gazabına uğrayan Yahudilerle, sapıtan Hıristiyanların yolunu istemeyiz, Ey Rabb’imiz bize peygamberlere nimet olarak verdiğin doğru yolu ver.” dediğinde Müslümanlar, hep bir ağızdan “âmin” diyor.
Türkiye olarak Avrupa Birliğine girmek istiyoruz. Avrupalılar bize, “Sizler günde kırk kere namazda okuduğunuz FATİHA ile bizi reddediyorsunuz.” diyorlar. Bunun için ülkemizde, AB gözetiminde yürütülen batıca eğitim, FATİHA’NIN izini müfredattan silmeye çalışıyor, ülkeyi yönetenler de buna alet oluyor.
SIRATI MÜSTAKİM, Allah’ın rızası olan İSLAM yoludur. İSLAM Müslümanların MİLLİ GÖRÜŞÜDÜR. Besmele ve Fatiha ise Müslümanların pusula ve yol haritasıdır vesselam.