Günümüz gençliğini sarıp sarmalayan en büyük tehlikelerden biri ya da birkaçını saymanızı rica etsem bunlar neler olurdu?

Sigara, alkol, sentetik maddeler vb. olurdu herhalde. Evet bunlar çok doğru! Ama unuttuğumuz ya da belki de bazı çevreler tarafınca çok normal karşılanan, önemli hatta yukarıda saydığımız maddeler kadarda tehlikeli birkaç husus daha var gençlerimizi sarıp sarmalayan..

İlim yuvaları diye tanımladığımız liselerimiz ve üniversitelerimiz ne kadar masum? Müstehcenliğin normal karşılandığı, bel altı şakaların ve küfürlerin havada uçuştuğu, herhangi bir nikah vs. olmadan kız-erkek sevgili olarak beraber yaşam sürmenin çokta normal olduğu hatta ve hatta "kullan at" mantığı gibi sürekli sevgili değiştiren kişilerin artık toplumda çağdaş ve özgür birey olarak tanımlandığı bir ülkeye ne ara dönüştük biz böyle? Dahası da var.

Özgürlük adı altında 12-22 yaş aralığında bugünlerde cinsiyet değiştirmek için uğraşan bir çok gençlerimiz var. Evet bunlar bizim gençlerimiz; Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma…
Bir takım genç kardeşlerimiz cinsiyetini kendisi belirleyebileceğini savunuyor. Bu gerçekten normal mi? Bu gençlerimiz kime ve neye özeniyor, farkında mıyız? Bazı genç kardeşlerim belki bu cümlelerime önyargı ile yaklaşabilir fakat şunu bilmeliyiz ki; bizim inancımızdan, tarihimizden, köklerimizden gelen ve toplumsal olarakta bu zamana kadar benimsediğimiz bir edep, hâya anlayışımız, ahlâk ve maneviyat düsturumuz var. Ya hu dostlar! Bir kişide çıkıp demiyor ki; "Bu Gidiş Nereye?" Yanlış anlaşılmasın ben ahlâk bekçisi değilim ama bu dünyada bu ülkede yaşayan bir Müslüman olarak sadece objektif düşünüyorum; ahlâk ve maneviyatımızı nasıl olurda bu denli bir kaybın içerisine uğratabiliriz? Yani biz ne zaman bu hâle geldik. Edep, hayâ nerede kaldı? Ebeveynler, çocuklarını akademide eğitim alsın, donanımlı olsun, bir meslek sahibi olsun diye bazen dişinden tırnağından arttırıp ilim yuvalarına gönderiyor. Bu gençlerimizin bir kesimi, üniversite topluluğuna adapte olabilmek ve kendini diğer öğrencilerden eksik görmemek için onlarla hemhâl olmayı tercih ediyor. İşte sorun tam olarak burada ortaya çıkıyor? Öğrenciler için artık çok normal olan bu yaşam tarzı, kezâ bazı aile bireyleri, akademisyen ve öğretmenler tarafınca da normal karşılanıp, destekleniyor.

Peki bu gençlerimizi buralara iten sebepler nedir? Birçok sebep sayabiliriz ama köklerini oluşturan baş yapıt; çevre! Peki bu çevreyi bozan kim veya kimler? Dijital platformların ve televizyon medyasının ahlak yoksunu dizi, film ve belgesel yayınları. Son zamanlarda oldukça popüler olan, küçücük çocukların ve gençlerin izlemekten başını kaldıramadığı hatta yetişkin bir kitlenin bile elinden düşmeyen "kısa video" dünyasının hâya dışı içerikleri. Sosyal medya platformlarında topluma herhangi bir faydası bulunmayan, tek amaçları şöhret ve para olan, özendirici içerik ve içerik üreticileri. Hayat ve yaşam kavramlarının içini sadece eğlence ve kendi menfaatleri ile dolduran ünlü yapımcı, yönetmen, oyuncu, yazar, şarkıcı, fenomen toplulukları vs. say say bitiremeyiz. Toplum üzerinde oynanan bu oyunların alt metinlerini incelemek, algoritmalarını iyi çözmek ve bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor .

Çok önemli bir konuya daha kısaca değinmek isterim; özellikle "Elhamdülillah Müslümanım" diyen bir kişinin her alanda kendini geliştirmesi gerekiyor. Bizlerin her mecrada özgün çalışmalarımız ile var olabilmemiz gerekiyor. Bir mühendis, bir yapımcı, bir oyuncu, bir akademisyen, bir öğretmen aklımıza gelen ya da gelmeyen meslek çalışanları "ben bu yaşam yolculuğum boyunca arkamda ne bıraktım ya da ne bırakacağım?" sorusunu kendine bir defa sormalı. Bu bir hayırlı evlat olabilir, insanların faydalanabileceği yazılı, çizili bir eser olabilir. Bir türlü var olmakta güçlük çektiğimiz dijital platform eserleri olabilir. Biz var olmadığımız ya da çaba göstermediğimiz sürece siyonizmin, emperyalizmin, kapitalizmin vb. güruhların kendi çıkarları doğrultusunda ürettiği zehirleyici eserleri, yayınları ve kuruluşları galip gelmeye devam edecektir.

Yüce Allah, hayat rehberimiz Kur'an-ı Kerim'de "Fe Eyne Tezhebûn - Bu Gidiş Nereye" diye buyuruyor. Sahiden doğumdan ölüme giden hayat yolculuğumuzda bu gidiş nereye? Hayat sadece eğlenmekten mi ibaret? Özgürlük adı altında sınırsız haklar mı elde ediyoruz? Bir saniye sonrasına bile çıkmamıza garantimizin olmadığı şu fani dünyada, ölümü sıkça hatırlayalım değerli dostlar.

Peki gelgelelim bir başka önemli detaya; çocuklar, gençler niye artık aileleri ile sevgi bağı kuramıyor? Hatta ailesinden neden uzaklaşmak istiyor hiç düşündünüz mü? Çok sevdiğim bir yazar olan Saliha Erdim hanımefendi'nin, kısa ama anlamı dağlar kadar büyük olan şu cümleleri bu soruya cevap niteliğinde: "Sevgi Değer Gördüğü Yere Akar" aynen öyle ki çocuklarda değer gördüğü yere akış sağlıyor değerli okurlar. Çocuklar ve gençler ailesinden gördüğü sevgi, saygı ve değer anlayışı ile evini, yuvasını benimseyecek ve ailesi ile vakit geçirmekten haz alır hâle gelecektir. Bir derdi, sıkıntısı olduğunda anında aile bireylerine paylaşabilecek ve bu şekilde çözüm yolları arayacaktır. Diyelim ki arkadaşları arasında bir bataklığa mı düştü? Önce Allah'ın izniyle sonra ailesinden gördüğü sevgi ve değer anlayışı ile bu durumdan ivedi bir şekilde kurtulabilecektir. Çünkü bu bataklık onun özüne, kalbine mutlaka ters düşecektir. Tabii ki ebeveynleri tarafınca gereken; değer, sevgi, ahlâk ve maneviyat aşılanması yapıldıysa..

Hepimizin bildiği üzere Atalarımızın geçmişten gelen çok güzel bir sözü var "Ağaç Yaşken Eğilir" Her ebeveyn çocuklarına bu düstur ile yaklaşım sağlamalı ki çocuklar gelecekte karşılaşabileceği sıkıntılarla baş etme yollarını öğrensin. Yaşadığı sorunlara karşı Elif gibi dimdik, özgüveni tam bir şekilde durabilsin. İnsanların üzerine açılan bu stratejik dijital savaşlara karşı gardını alabilsin. Alemlere rahmet, Peygamber Efendimiz (asm)'nin buyurduğu üzere; “Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel edep ve terbiyeden daha iyi bir ikramda bulunamaz.” Ahlâki değerlere sahip, inanç konusundaki pürüzlerden uzak, helal ve haram ayrımını yapabilecek, kul hakkının bilincinde şuurlu ve donanımlı bir neslin yetişmesi duasıyla..


•Tekvîr,26 •İbn Mace, Edep, 3; Tirmizi, Birr, 33

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum