BİR sanat eserinin değeri, kullanılan malzemenin kalitesiyle yakından ilgilidir. İncir ağacından kaliteli bir mobilya üretemez, şeker çuvalından güzel bir takım elbise dikemezsiniz! Maddesi ve ruhu ile bir mimarlık harikası bir sanat eseri için, hem kaliteyi hem de esere vücut veren ruhu korumak zorundasınız. Mimar Sinan’ın eserlerinde bu anlayışı yakından görürsünüz! Asırlara meydan okuyan “kalıcı”lığın sebebi budur.
Tarihte, yeryüzünde nice medeniyetler kuruldu. İslâm medeniyetinin ihtişamını, ruhlara inşirah veren özelliğini hiçbir medeniyette göremezsiniz. Sanata öylesine derinlikler yüklemişler ki eserin büyük veya küçüklüğü önemli değil. Aslolan taşıdığı mânâ ve ruh! Bir minbere kâinatın sonsuzluğunu, yıldızlar âlemini, insanın dünyadaki fâniliğini nakşetmiş sanatçı!
Peki, “ilimlerin kurucusu” Müslümanlar ve diğer toplumlar olarak dünyada ne durumdayız? Amerika, 1969’da dünyaya en yakın gök cismi olan aya çıktı. Bunu gerçekleştirenlerde bir bencillik, bir kibir, bir şamata… Hâşâ, kâinatı onlar yaratmış havasındalar. Necip Fazıl, “Müslümanlar” ve “kibirliler”in farkını “Feza Pilotu” adlı şiirinde özetledi: “Bizimkiler ışığa gem vurur da binerler; / Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler…” (Çile, sh. 410)
BUGÜNKÜ HALİMİZ
İNANCINI, insanlığın yüz akı medeniyete dönüştürmüş, ihtişamlı, zengin, imrenilen bir manzaradan sonra, bugünkü halimizi hep beraber yaşıyoruz. Tahmini olarak söylüyorum: Türkçeyi 200 kelime ile konuşan bir halk; onca eğitimden sonra, ana dilini 500 kelime olarak konuşan sözde aydınlar! Dilinde 50 bin kelime barındıran bir toplumun ana dilini kullanmaktaki manzarası bu! Böyle bir toplumun ufkunun genişliğini, kavrayışının hangi noktada olacağını siz hesap edin.
Önce teşhis, yani durum değerlendirmesi… İnsanlar düşüncelerini kelimelere yükler. İnsan ne kadar derin düşünse, içinde volkanlar misali yoğun fikirler çalkalansa bile, onun başkalarına yansıtabileceği düşünce, kelime dağarcığı kadardır. İçinde medeniyet tasavvuru olan bir insan, önce kelime hazinesini genişletmeli. Ana dilinin zengin örmeklerini okumaya ve anlamaya çalışmalı. Rahmetli Mehmet Şevket Eygi; aydınların, döneminin Türkçesi olan Osmanlıca’yı öğrenmesini; Fuzûli’yi, Nâbi’yi, Şeyh Galib’i okumasını öğütlerdi.
Kelime dağarcığı zayıf olan insan düşünce kısırlığından kurtulamaz. Problem çözümünde yetersiz kalır. Yüzlerce TV kanalından her gün 24 saat yayın yapılmasına rağmen sağlıklı çözümlere ulaşılamamasının sebebi bu! Yazılımı 10 fonksiyona göre tasarlanmış bir cep telefonunu düşünün; firma, sistemini yüzlerce fonksiyonlu hale getirse bile, önceki yazılım yeni fonksiyonları kabul etmez. Çünkü sistem, dar fonksiyona göre kurulmuştur. Kelime hazinesi dar bir insan da böyledir.
GÜZEL ÖRNEKLER DE VAR
ZENGİN medeniyetimizden oldukça uzaklaştık ama az da olsa o medeniyetin temsilcileri hâlâ var. Bu bir fırsat! Faydalanırsak sayılarını artırabiliriz. İdeal İslâm medeniyeti, ancak sağlam malzeme ve yüksek bir ruhla kurulur. İnancımızın kendi kelime ve kavramlarına sahip olmakla! Buna ıstılah bilgisi veya terminoloji diyoruz.
Şuurlu Öğretmenler Derneği (ÖĞDER) 9-10 Aralık 2017’de, Ankara Başkent Öğretmenevinde “Disiplinlerarası Zorunlu ve Karma Eğitim Sempozyumu” düzenledi. Alanında uzman eğitimciler katıldı. Eğitim konusu masaya yatırıldı. Güzel fikir ve çözümler ortaya çıktı. ÖĞDER’i ve emeği geçenleri tebrik ediyorum.
Sempozyumda ıstılah (terminoloji) konusu da konuşuldu. Dilin terminolojisine sahip olanlar, aynı kelimeye aynı anlamı yüklerler. Herkes o kelimeden aynı anlamı çıkarır. Medeniyetimizde, yüzyıllarca medreselerde ders kitabı olarak okutulmuş bir terminoloji kitabı var: Ragıp el-Isfahani’nin “Müfredat” isimli eseri… O toplum bir kelimeye aynı anlamı yüklerdi. Kelimeler üzerinden “algı operasyonu” yapılamazdı. Bugün de medeniyetimizin terminolojisine muhtacız.
ANSİKLOPEDİK SÖZLÜK
SEMPOZYUMDA terminoloji konusunu Prof. Dr. Sabri Tekir anlattı. Konuşmacımız İzmir’de İktisat Fakültesi ve Yüksek İslam Enstitüsü’nü okudu. Doktorasını ABD’de Dünya Bankası’nda, Ekonomi öğrenimini Londra’da yaptı. Rektörlük ve Devlet Bakanlığı görevlerini yürüttü. Sayın Tekir dedi ki: “Lisân-ı Arap diye bir ansiklopedik sözlük var. 90 bin kelimeden oluşur. Arapça hocam anlatmıştı: ‘Lisan-ı Arap’ta 90 bin kelime vardır. Bu abd-i aciz 60 binini ezbere bilir.” (Sempozyum kitapçığı, sh. 33)
Sabri Tekir ansiklopedik sözlüğe açıklık getirdi: “Şöyle bir ‘bardak’ varsa, bu ‘bardak’ kelimesi ilk defa nerede, hangi anlamda kullanılmıştır. Zaman içinde nasıl bir terminolojik değişiklik geçirmiştir, bugün hangi anlamda kullanılmaktadır. Bunun gibi başka şeyleri de kapsar ansiklopedik sözlük.”
Millî Eğitim Bakanlığı’nın eğitim uygulamalarını Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı planlar. Sayın Tekir, eğitimin konuşulduğu sempozyumda “talim” ve “terbiye” kavramlarının ansiklopedik anlamını, içeriğini açıklamaya çalıştı. Şöyle:
TALİM SÜREKLİ ÖĞRETİMDİR
“TALİM”, “sürekli öğretim” demektir. Enteresandır, kullanıyoruz ama nasıl ve hangi anlamda kullandığımız konusunda eksikliğimiz var. Arapçada sürekli yapılan bir şeyi, bir işlemi anlatır.
“Terbiye” kelimesi de öyledir. Şimdi, “talim” bir şeyi öğretme işleminin sürekliliğiyle ilgili bir baptır, Arapçada “terbiye” kelimesi de aynı baptan gelir ama terbiye kelimesinin kökeni “rabve” kelimesidir. Rabve, son derece verimli, bereketli toprak anlamındadır.
“Terbiye” kelimesi terminolojik anlamda, Müslüman Osmanlı eğitimcilerinin bu kelimeyi seçerek ifade etmeleri; Cenab-ı Hakk’ın “Rab” sıfatından kaynaklanan bir kelime olarak, eğitimde bunun fonksiyonunun yerleştirilmesi içindir. “Terbiye” kelimesi, tohumu toprağa atarsınız, yeterli nem ve havayı bulduğunda tohum bir filiz şeklinde topraktan fışkırır. O filiz belli seviyeye geldiğinde çapalamak zorundasınız. Değilse, o şey çalı çırpı haline dönüşür.
Çapalamak, sulamak, gerektiğinde ilâçlamak zorundasınız; boy attığında budayacaksınız! Budamak, zorunlu ve bir bıçak gibi aletlerin kullanıldığı bir şeydir. Ustalıkla yapılmalıdır. Sonra belki aşılama, ilâçlama yapacaksınız. Ağacın tohumunun toprağa atılmasından dal budak salarak meyve vermesine kadarki süreç, terbiye sürecidir.
Bunlar harikulade güzel terimlerdir. Terimlerin hem anlamını daraltmışızdır hem de mahiyetini önemli ölçüde unutturmuşuzdur. Sonuçta böyledir.” (Sempozyum kitapçığı, sh. 30-31)
TERBİYESİZ NE DEMEK?
OTURUM Başkanı Sabri Tekir’e, “Dedem kötü bir davranış için ‘terbiyesiz” derdi. Bu kelime ne anlama geliyor” diye sordu. Cevabı şöyle:
“Terbiyesiz, ‘iyi yetiştirilmemiş’ demektir. Atın terbiyesi de böyledir. Atı alırsınız, belirli bir süreç geçirerek size tam anlamıyla hizmet edecek hale getirirsiniz. Bu bir terbiye sürecidir.” (A.g.s. sh. 31)
Kullandığımız kelimelerin geniş ve düşünce ufkumuzu zenginleştiren anlamları var. Bu anlamları öğrenmek zihin açıklığını, yaptığımız işin hakkını vermemizi, zevk almamızı sağlar. Terminoloji zenginliği büyük bir medeniyete ulaşmanın ilk basamağıdır. “İşimizi güzel yapmak” için kelime hazinemizi zenginleştirmekle işe başlayacağız. Sağlam bir kamusa (lügat, sözlük) sahip olacağız. Eskiden “Kamus namustur” sözü meşhurdu.