Çanakkale’de niçin savaşmıştık?

Çanakkale Savaşı’nın da içinde bulunduğu 1.Dünya savaşı öncesine ibretli nazarlarla bakmadan, bu sorunun cevabı verilemez.

1897 yılında Teodor Herzl’in başını çektiği malum kongrede, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulabilmesi için yapılacak çalışmalar tespit edilip takvime bağlanmıştır.

2.Abdülhamit Han’dan toprak satın alıp Yahudileri Filistin’e göç ettirme ve bu çekirdekle İsrail devletini kurma safhasına mani olan padişah, ihtilalle hal ettirilecektir. İttihat Terakki iktidarında 1914 yılından itibaren Filistin’e yerleşmeye başlayan Siyonist Yahudiler, daha çabuk ve daha yoğun olarak bu bölgeye gelebilmek için dünyayı karıştırmaya başlamışlar ve 1.Dünya savaşının başlaması için yoğun bir çaba içine girmişlerdir.

I.Dünya savaşını Siyonist Yahudilerin ihtirasları başlatmıştır, denilse abartı sayılmayacaktır. Savaşın neticelerine baktığımızda da, bu düşünce doğrulanmaktadır.

İki cümle ile özetlemek gerekirse, 1917 yılında İngiltere’nin yayınladığı Balfour Deklarasyonu ile Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması konusu ilk defa telaffuz edilmişti. 1917 yılının sonlarına Filistin topraklarının Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmasıyla İngiltere’nin uygulamaları ile buraya Yahudi göçü hızlandırılmış, satın alma ve terör hareketleriyle nüfus ve yerleşim yerleri çoğaltılmıştır. Ama belirledikleri takvim gereği, istenilen miktara çabuk ulaşılması amaçlanmasına rağmen, Avrupa’daki Yahudiler Filistin’e gelmekte nazlı ve isteksiz davranmaktadır. Çare gene siyonistçedir:

Parasal destek verilerek, Hitler ve Mussolini gibi diktatörlerin iktidara getirilmesi ve Yahudilerin Filistin’e göç ettirilmeleri için baskı yapılmasının sağlanması… Her vesile ile dile getirilen Yahudi soykırımı işte bu amaca hizmet etmiştir.

O halde rahatlıkla denilebilir ki; 2.Dünya savaşı da, tıpkı 1.si gibi Siyonistlerce çıkarılmıştır. Her iki savaşın neticelerine baktığınızda da, birçok devletin sınırları değişmiş, bazıları şekil değiştirmiş, bazıları büyümüş, bazıları küçülmüştür ama, hiç haritada olmadığı halde sun’i olarak kurulan hem nüfusu hem sınırları sun’i olan tek bir devlet kurulmuştur, o da İsrail’dir.

Söylemek istediğimiz de budur:
Her iki dünya savaşının da amacı sun’i bir Yahudi devletinin kurulmasına zemin hazırlanmasıdır.

Çanakkale’ye Haçlı saldırısını teşvik edenlerin, arka planda şartları hazırlayanların, yine Siyonist Yahudiler olduğunu bilmeliyiz. O halde şu cümleyi kurmak yanlış olmayacaktır:

Osmanlı Devleti Çanakkale’de ölüm kalım mücadelesi verirken, İstanbul’u savunurken, aslında sun’i bir İsrail devletinin kurulmasını önlemeye çalışıyordu. Karşısında bulunan İtilaf Devletleri ise, Osmanlı Saltanatı’nı ve Hilafeti yıkarak topraklarını paylaşmayı amaçlamışlarken; aslında İsrail Devleti’nin kurulmasını gaye edinmişlerdi. Çünkü Siyonist Yahudi’nin planlarının önünde en büyük engel, Osmanlı Devleti ve Hilafet’ti.

Bu cümleler doğruysa, Yahudilerin Çanakkale savaşına madden ve fiilen yardım etmiş olmaları gerektiği düşünülebilir.

Aynen öyle olmuştur. Çanakkale’ye saldıran İtilaf Devletleri, Yahudilerden büyük maddi ve propaganda desteği aldıkları gibi, bizzat asker olarak da fiilen savaşa katılarak destek vermişlerdir.

Çanakkale'ye saldıran haçlı devletlerinin cephe komutanı İngiliz General Ian Hamilton’un hatıralarından aldığım şu cümleyi beraber okuyalım:
“Yahudilerden faydalanacağımıza inandım. Onları kendi çıkarlarımız için kullanıp, Yahudi gazetecilerin ve bankerlerin çabalarını sağlayabiliriz. Yahudi gazeteler bizim davamıza hizmet eder, Yahudi bankerler de kesemize para yağdırır.” (Gelibolu Günlüğü: Ian Hamilton)

Destek yalnız para ve propaganda seviyesinde kalmayacak, Yahudiler kendi askerlerinden oluşturdukları Siyon Katır Birliği isimli bir birliği, İan Hamilton’un komutasında Çanakkale’ye göndereceklerdir. Çünkü bu savaş aslında onların devlet kurmalarına imkan verecek olan bir savaştır. Bu savaşı aslında onlar başlatmışlardır Çanakkale’de Mehmetçiği doğrayan cephaneleri ve düşmanı besleyen ikmal maddelerini cephe içinde nakleden birlik, işte bu Yahudi askeri birliğidir. Bu onların fiilen girdikleri ilk savaştır.

Destek yalnız para ve propaganda seviyesinde kalmayacak, Yahudiler kendi askerlerinden oluşturdukları Siyon Katır Birliği isimli bir birliği, İan Hamilton’un komutasında Çanakkale’ye göndereceklerdir. Çünkü bu savaş aslında onların devlet kurmalarına imkan verecek olan bir savaştır.

Bu gün baktığımızda bize enteresan gelen husus da şudur:
Tarihi kayıtları karıştırdığımızda, Çanakkale’de ve diğer cephelerde Osmanlı Ordusu içinde, çok sayıda Filistinli Müslüman asker de bulunmaktadır. Beraberce silah arkadaşlığı yaptığımız bu Filistinliler de bizim gibi şehit olmuşlar, Çanakkale topraklarına kanlarını katmışlardır. Hem de Siyonist Yahudi askerlere karşı.
Şimdi şu cümleyi kursak yanlış mı olur?

Filistin topraklarının ve Kudüs’ün savunması; İstanbul’un, Ankara’nın, Mekke’nin, Medine’nin Bağdat’ın savunması ile birlikte Çanakkale’de başlamıştır.
Şimdi gözlerimizi günümüze çevirelim:

Yukarda sözünü ettiğimiz Yahudi Kongresi’nde alınan kararlar gereği, Kudüs’te Mescid-i Aksa ve Kubbet-Üs Sahra’nın yıkılıp, yerine Siyon Mabedi’nin kurulması, Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların Yahudi Devleti'nin sınırları içine alınması aşamasına gelmişlerdir. Hatta o zaman öngörülen süre 20 yıl geçmiştir bile. Büyük Ortadoğu Projesi’nin asıl amacı bu son safhayı gerçekleştirmektir. Yani Arzı Mevud olarak adlandırılan toprakları boş olarak Büyük İsrail’i kurmak üzere hazır etmektir. Artık bunu sağır sultanlar bile duymuş ve öğrenmiştir.

Bu safhanın gerçekleşmesi için, Filistin’li ve özellikle Gazze’li kardeşlerimizin Allah korusun, yok edilmesi, ya da bulundukları yerden çıkarılması amaçlanmaktadır. Sonra da Filistin’in tamamı, Kudüs, Suriye, Ürdün ve Fırata’a kadar olan bizim topraklarımızın işgaline sıra gelecektir. Daha ileri amaçlar da mevcuttur ama, konumuz Filistin Ve Çanakkale olduğu için buraya kadar olanı yazmak durumundayız.

O zaman şu husus net olarak anlaşılmaktadır ki; bugün Siyonist Yahudilere karşı Filistin’in savunması, birinci adım olarak Güneydoğu Anadolu Bölgemizin savunması demektir. Tıpkı Çanakkale’deki savunmamızın Filistin’in ve Kudüs’ün savunması demek olduğu gibi.

Dün Filistinli kardeşlerimizin Çanakkale ve diğer savaşlarda bizimle beraber olmaya mecbur oldukları kadar, bugün de biz onlarla beraber olmaya, onlara destek olmaya, yaralarını sarmaya mecburuz.

Siyonist Yahudilerin, kendi emellerini gerçekleştirmek uğruna iki defa dünyayı kana buladıkları, şimdi de üçüncüsü için var güçleri ile çalışmaya başladıklarını artık görmeliyiz. Bu üçüncüsünün de, Büyük İsrail hülyası için yapılmakta olduğunu, ilk ve kolay lokma olarak Filistinli kardeşlerimizi hedef aldıklarını, sıranın yakın gelecekte bizim olduğunu artık şuurlu herkes anladı.

Bunun için Türkiye; halkıyla, devletiyle, medyasıyla, maddesiyle manasıyla ayağa kalkıp bu katliama karşı tavır almalıdır.

Türkiye ile, Müslüman kardeşlerimizi katliama uğratıp Mescidi Aksa’yı yıkma planlarını gerçekleştirmek için bütün gücü ile çalışan İsrail’in ilişkilerinin geliştirilmesi, normalleştirilmesi demek Filistin ile olan ortak davamıza ihanet demektir.

Çanakkale Filistin’in savunması demekti, Filistin’in savunması da Türkiye’nin savunması demektir.

Dün Çanakkale ne idiyse, bugün de Filistin odur!..

MUKADDES KUDÜS

Ey Mukaddes şehir Kudüs,
Biz seni değişmedik altına!
Şimdi bomba yerleştirdiler,
Mescidi Aksa’nın altına!..

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum