Her geçen gün, günlük hayatımıza yeni kavramlar giriyor. Bu kavramlardan biri de “narsizm”. Peki nedir narsisizm?
Narsizim kısaca kişinin, kendisine âşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Bu terimi ilk kez kullanan Sigmund Freud’dur. Kelime kökeni Yunan mitolojisinde bir kahraman olan Narcissus'tan gelir. Mitolojiye göre Narcissus, kendisine o kadar çok hayrandır ki kendini izlemek için sık sık göle gider. Bir gün kendini suda izlerken suya düşüp boğulur. Narsizim kendini herkesten üstün görme, her zaman haklı görme; başkalarını da değersiz, beceriksiz, yetersiz görmedir. Kişinin kendini aşırı beğenme hâlidir. Tıpta “kişilik bozukluğu” olarak tanımlanır. Normal bir insanın özgüvenli olması ile karıştırılmamalıdır.
Makam, itibar ve sosyal konumunun bulunması anlamına gelen câh; bir şahsın kendini büyük görmesi, övünmesi, kendi görüşünü üstün görmesi, kendini ve yaptıklarını beğenerek böbürlenmesi manasına gelen ucb; büyük olma isteği, kişinin kendisini insanların en iyisi, en üstünü görmesi, bu duyguyla başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması anlamına gelen kibir; başkalarına ihtiyaç duymama, muhtaç olmama ve kendini yeterli görme manasına gelen istiğna; isim ve marka olmak için gösteriş yapma manalarını içeren riya gibi kavramların hep birlikte narsizmi bütün yönleriyle tanımladığı söylenebilir.
Kur’ân, narsist tavırlı Şeytan’a, benzemekten sakınılmasını emreder. Allah (cc) Şeytan’a, Hz Âdem’e (as.) secde etmesini emretmiştir. Şeytan emri yerine getirmeyince huzurdan kovulmuştur. Şeytan’dan ve ona Kendini ilahlık seviyesine çıkaran Nemrut, Firavun ve Karun gibi şahsiyetlerden ve kötü sonlarından bahsederek inananları bu tür davranışlardan uzak tutmaya çalışır.
Genellikle yetişkinlerde görülen kendini üstün görme, kendini aşırı beğenme, her zaman kendini haklı görme, başkalarını değersiz, beceriksiz, yetersiz görme hâli son zamanlarda çocuklarda da görülmeye başlanmıştır. Çocuk, bu durumu arkadaşına yansıtabilir. Ancak çocukların bu durumu en çok anne ve babaya yansıttığı görülmektedir.Llyons ve Million çocuğun narsist olmasını, anne ve babaların tutumuna bağlamaktadır.
Llyons (1999) da anne-baba serbestliğinin yüksek seviyede narsisizme neden olduğunu söyler. Bu durum Million (1981) tarafından da vurgulanmıştır. Million kişilik bozukluklarının hem bireyin biyolojik yapısının hem de erken öğrenme ortamının ürünü olduğunu, özellikle narsisizmin hatalı çocuk yetiştirmenin ürünü olduğunu iddia eder. Der ki: "Nedenleri ne olursa olsun, bazı ebeveynler çocuklarını ‘Tanrının insanlığa armağanı’ olarak görüyor. Bu aileler çocuklarına, onların her istediğinin bir komut olduğunu, karşılığında hiçbir şey yapmasalar bile istediklerini elde edebileceklerini ve onların az bir çaba göstermeden ön planda olmayı hak ettiklerini öğretiyor, onlara aşırı toleranslı davranıyor ve onları şımartıyorlar."
Yani Llyons ve Million çocuğun narsist olma sebebinianne ve babaların yanlış tutumlarından ve çocuklara aşırı değer vermesinden kaynaklandığını belirtiyor. Görsel medyanın ve sosyal medyanın çok etkili olduğu bir dönemdeyiz. Kitaplar, eğitim videoları, aile uzmanları psikologlar, pedagoglar, psikiyatristlerin çok olduğu, anne ve babaların “bilinçli” olarak tanımlandığı bir dönemdeyiz. Ama çocuklara bakıyoruz davranış problemleriyle dolular. Özellikle anne ve babasının sözünü dinlemeyen, onlara “Sen kimsin?” diyen, onları aşağılayan, yetersiz, bilgisiz olarak gören çocuklar var. Bu çocuklar ebeveynlerin kurallarına uymuyor ve onlara saygı da duymuyor.
Peki, anne ve babalar neden böyle davranıyor? Hangi davranışlar çocukları narsizme götürüyor?
Günümüz uzmanları “Çocuğunuza değer verin.” derler. Bu tavsiyelerin abartıldığını hatta yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Ebeveynler “değer verme”yi “çocuğu yersiz ve aşırı övme” olarak algıladılar. Öğrenci velilerimden çocukları için kullandıkları şu sözleri duyuyorum “Öyle oyunlar yükleyip oynuyor ki hocam, vallahi ben yapamam, mükemmel ötesi yapıyor, ben bile anlayamıyorum.” diyorlar. İşte problem durum tam da burada oluşuyor. Ebeveyn, basit bir oyunu oynayan çocuğu, aşırı överek çocuğa bilgisayar uzmanıymış gibi davranıyor. Çocukta “anlamsız, abartılmış bir özgüven” oluşuyor. “Ben ne mükemmelim yaaa, ne kadar eşsizim!” düşüncesi oluşuyor.
Yine Ebeveyn, kendini çocuğunun yanında, “Ben bile yapamam” diyerek kendini küçük düşürüyor. Hâlbuk iebeveyn biraz uğraşsa daha iyisini yapabilir. Ama istemeyerek kendini bilgisiz, yetersiz gösteriyor. Bu durumda çocuk kendini eşsiz, anne babasını cahil, günümüz şartlarına ayak uyduramayan olarak görüyor, anne ve babasını saymıyor, aile içi kurallara da uymuyor. Sonuçta çocuk anne babası ile çatışıyor.
Çevremde çocuğunu yersiz göklere çıkaran, yersiz öven anne ve babalar görüyorum. Bunun karşısında anne ve babasını zamanın teknik konularını bilmeyen, çağa ayak uyduramayan, yetersiz, bilgisiz olduğunu düşünen çocuklar var. Sizce de anne ve baba tutumlarımızda bir yanlışlık yok mu?
Yine günümüz uzmanları “Çocuklarınızı koşulsuz sevin.” derler. Zaten anne ve baba fıtrat gereği çocuklarını severler. Ancak sevgi veövgü karıştırılmamalıdır. Mueller ve Dweck adında iki uzman bilimsel çalışma yapıyorlar ve diyorlar ki: “Çocuklarınızı skora bağlı, sonuca bağlı övmezseniz çocuğunuz ya tembel ya da narsist olur.” Çocukların şahsi kişiliğinin övülmesi yerine, çocukların davranışları sonuçlarına göre değerlendirmeli. “Sen harikasın, sen çok değerlisin, mükemmelsin.” yerine “Bu çalışmandan ötürü seni tebrik ediyorum.” denmelidir.
Çocuğu narsisizme götüren diğer husus farkında olmadan “iyi aile, iyi anne baba” olmak adına “çocuk erkil” aile modeli içinde yaşamak. Günümüzde pek çok anne ve baba çocukların reşit olmadığını unutuyor, nerdeyse her şeyi küçücük çocuğa sorup karar veriyor. Eve oturma odası takımı alınacak, okul öncesi dönemdeki çocuklarına sorarak alıyorlar. “Bu takımı almamıza kızımız karar verdi.” diyorlar. Böyle bir soru çocuğu aşar, onun verebileceği bir karar değildir.
Çocuk parka gitmek istiyor. Anne ve babası işlerini bırakıp “Tamam” diyorlar. Çocuk “Şaka yaptım, vazgeçtim.” diyor. Anne, baba “Tamam” deyip kıyafetlerini değiştiriyor. Çocuk “Tekrar fikrimi değiştirdim, gidelim” diyor. Anne ve baba “Tamam sen ne dersen o” diyor. Çocuk, anne ve babasını parmağında oynatıyor. İşin ilginç tarafı ebeveynler, bunu her yerde söylüyorlar, anlatıyorlar, itiraf ediyorlar “Çocuklarımız bizi parmağında oynatıyor.” diyerek vahim durumu daha da pekiştiriyorlar.
Çocuğu narsisizme götüren başka bir mesele de anne ve baba olarak çocuklardan izin almak. Çocuğu “onay merkezi” yapmak. Anne ve babalardan çocukları ile konuşurken şu cümleleri duyuyoruz: “İzin verirsen yemeğimi yiyebilir miyim? Tuvalete gidebilir miyim? İşe gidebilir miyim? Dışarı çıkabilir miyim? Çok yoruldum, oturabilir miyim? Adeta çocuğa onay merkezi görevi verilmiş. Bir yetişkinin kendi inisiyatifinde olduğu bir durumda çocuğundan izin alması doğru değildir. Anne ve babanın bu konudaki görevi, çocuğuna izin istemeyi öğretmesidir. Bunu öğretmek isterken çocuğa “rol model olmak adına” çocuğu onay merkezi yapmak ona olduğundan fazla değer yüklemektir.
Çocuğu narsisizme götüren bir diğer durum “şişirilmiş benlik algısı”dır. “Şimdiki çocuklar Z Kuşağı gümbür gümbür geliyor. Onlar çok farklı, çok özgüvenli, telefona bakmadan mesaj yazma, gönderme, cevap yazma becerilerine sahip vb…” cümlelerle çocuğun benlik algısı şişiriliyor. Bu şişkinlik kocaman bir balona dönüşüyor. Peki ya önceki nesil ne olacak, onlar değersiz! Öyle mi? “Onlar Z Kuşağı” diyerek öncekilerden ayrıştırılıyor. Doğru mu yani? Henüz hayatının çok başında olan, hayatla ilgili hiçbir tecrübesi olmayan, bilgisi çok sınırlı çocukların benlikleri şişirildikçe şişiriliyor.
Bu balon bir gün patlayacak. Peki, çocuk buna hazır mı? Bu kadar üstün görülen çocuk, bir gün gerçeklerle yüzleşecek. Ruhunda nasıl fırtınalar kopacak kim bilir? Aslında normal bir çocuk olduğunu nasıl kabul edecek? Yazık değil mi bu çocuklara!
Çocuklarımıza Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav.)mütevazı hayatı anlatılmalı ve O’nun yaklaşımı örnek göstermelidir. Çocukların şahsiyetleri değil, davranışları övülmelidir.
Çocuklarımıza dozunda sevgi ve ilgi göstererek onları narsizmden korumak dileği ve duası ile…