Çocuklarımızla konuşmuyoruz. Çocuklarımızı televizyonlara, özellikle de akıllı telefonlara emanet etmiş durumdayız. Küçücük çocukların elinde cep telefonları, başlarını kaldırmıyorlar, yemeklerini onsuz yemiyorlar; sonra da hiperaktivite, dikkat eksikliği, otizm günümüzün en büyük sorunları olarak karşımıza çıkıyor. İşin kötü yanı gün geçtikçe ipin ucunu kaçırıyoruz. Bizim denetimimiz dışında farklı mecralarda geziyor çocuklarımız, sonra da şikâyet ediyoruz.
Çocuğumuzu boş bıraktığımız zamanlarda çocuğumuz bu boş zamanı dolduruyor ama neyle acaba? Çocuklarımızın oynadığı oyunlar, çizgi filmler, reklamlar uzman psikologlar tarafından inceleniyor, kamuoyu araştırmaları yapılıyor, öyle hazırlanıyor. Hiçbiri tesadüf eseri değil. Çocuklarımız üzerinde müthiş bir algı oluşturma çabası var.

Malcom X “Eğer dikkat etmezseniz medya sizin mazlumlardan nefret etmenizi, zalimleri ise çok sevmenizi sağlar.” diyor. Bize yapılan bu, geleceğimiz olan çocuklarımıza yapılan bu. Biz algılarımızı yönetmelerine izin vererek evimizin içinde onların hizmetçilerini yetiştiriyoruz (çünkü asla bizim çocuklarımızın yükselmesini istemezler).
Arkadaşı ile yaşadığı bir diyaloğu aktarıyordu bir köşe yazısında yazar: Arkadaşım çocuğunun bilgisayar oyunlarına bağımlı olduğunu, ne yaparsa yapsın çocuğu onlardan kurtaramadığını anlatıyordu. Ona ben: “Benim çocuğum öyle değil, oynuyor ama bizimle de vakit geçiriyor.” dedim. Sonra eve gidince kendimden emin olarak çocuğumu çağırdım yanıma. Oğlum, sen neler yapıyorsun, ne oynuyorsun bakayım bilgisayarda, dedim. Oğlum bir savaş oyununun adını söyledi. Anlat bakalım nasıl bir şey, dedim. O da anlattı:

-- Hıristiyan Avrupalılarla Müslüman Türkler savaşıyor.
-- Tabii ki sen Müslüman Türksün.
-- Yoooo, ben Hıristiyan Avrupalıyım. Afalladım, ama bozuntuya vermedim. Nedenini sordum:
-- Baba Hıristiyan Avrupalılar çok şıklar, temizler. Ayrıca ellerinde son model silahlar var ama Müslüman Türkler pis, elbiseleri çok eski moda, silahları da öldürmüyor. Ben yenilen tarafta olmak istemiyorum.

Yazar, şoka uğradığını kısa süreli, kendini kaptırmadan oynadığını sandığı, zararsız bir oyun diye düşündüğü oyunda “çocuğun aidiyet duygusunun Hıristiyan Avrupalı ile özdeşleştirildiğini” fark ediyor dehşet içinde.

Beyne yeni giren bir bilgi eğer önceden bildiğimiz bir konuda ise beyin hiç ilgilenmiyor ve bunu değerlendirirken %99 eski deneyimlerle karar veriyor. Yani ön bilgilerimiz, algılarımız devreye giriyor. Aynı şey söylenir ama sen başka anlarsın, ben başka anlarım çünkü birikimlerimiz farklıdır, sende bir şeyler varsa önceden bu konu ile ilgili, beyin onları çağırır geriye, bende varsa benimki çağırır. Belki senin ön bilgin olumsuzdur, benimki olumlu, aynı şey söylenir ama ikimiz farklı şeyler anlarız. Yani ne söylediğimiz değil karşıdakinin ne anladığıdır algı. Çünkü biriktirdiklerimiz farklıdır. Çocuklarımızın körpecik dimağlarında seyrettikleri görseller farkında olmadan birçok algı biriktirmelerine neden oluyor.

Bebek, anne karnında 17. haftadan itibaren duymaya, 32. haftadan itibaren (bıngıldak dışında) bütün vücuduyla hissetmeye başlıyor. Dolayısıyla daha anne karnında biriktirmeye başladığımız duyum ve bilgilerimiz algılarımızı şekillendiriyor. Çocuklarımızın anne karnında 17. haftadan itibaren oluşmaya başlayan algı alt yapısını biz doldurmazsak dolduracak olanlar çok. Hamilelikte dinlenenler, konuşulanlar bile çocuğumuzun algı alt yapısını oluşturuyor.

Biz eğer çocuğumuzda herhangi bir konuda ön bilgi oluşturmuşsak çocuğumuz o bilgiye bizim oluşturduğumuz ön bilgi çerçevesinde yaklaşacak. Yok biz çocuğumuzun yanında hiç konuşmuyor, her şeyi kendisinin bulmasını öğrenmesini bekliyorsak çocuğumuzun başkalarının tarlası olması için onu hazır hâlde bırakıyoruz demektir. Sık yapılan tekrarlar da algı oluşmasında çok etkilidir. Görseller ve beden dili algı alt yapısı için çok çok önemlidir. Bir mimik jest, çocuklar için, hatta biz büyükler için de çok önemlidir.Lütfen çocuklarımızın sürekli maruz kaldığı her türlü uyarana dikkat edelim. Çocuklarımızla konuşalım, konuşalım!

Bir gün bir konu hakkında konuşuyoruz, küçük oğlum: “Bunu konuşuyorlardı ben karşı çıktım.” dedi. Eşimle birbirimize baktık, şaşırdım çünkü oğlum o zamanlar okumayı çok sevmezdi ve ilgisini çeken bir konu da değildi, seviyesinin üzerinde bir konuydu. İyi de sen bu konuda ne biliyorsun ki, dedim. Verdiği cevabı asla unutamam: “Ama siz benim yanımda konuşuyorsunuz ben dinliyorum.”

Geçen gün avukat olan oğlumla konuşuyoruz telefonda. Anne ben nasıl bir ortamda büyümüşüm, çok şanslıymışım, arkadaşlarım bazı konularda hiçbir şey bilmiyor ama ben bunları evde öğrenmişim meğerse. Birçok şeyi ben siz konuşurken farkına varmadan öğrenmişim, dedi.

İyi ki okuduğumuz kitaplar, günlük olaylar, doğru bildiğimiz şeyleri çocuklarımızın yanında konuşuyoruz diyorum. Bir de ramazanda, kandil gecelerinde onları minik bir bebekken bile camiye götürürdük, iyi ki götürmüşüz. Bazen (özellikle yazın) ailece sabah namazına giderdik, sıcacık simit alır, gelir kahvaltımızı onunla yapardık. Kızımla daha çok sabah namazı buluşmalarına katılırız. Bunda evimize yakın Koca Camii’nin çok etkisi var tabii ki. İnsanın evinin camiye yakın olması bir ayrıcalık.

Unutmayalım zaman zaman tersleniyor olabilirler bu onların hayatla başa çıkamadıklarını, bir sorunları olduğunu gösterir. Ya da daha korkunç olanı onlar elimizden kayıp gidiyor, biz onları kaybediyoruz demektir. Gecikmeden sabırla onları geri kazanalım. Onu geri kazanmanın en iyi yolu bizim ona zaman ayırmamız ve birlikte birşeyler yapmamız,iyi şeyleri sık sık tekrarlamamız. Eğer onlar bize karşı bir antipati oluşturmuş durumda ise sevdiği, değer verdiği bir aile büyüğü ya da bir öğretmeninin onlarla iletişime geçmesi için ortam hazırlamalıyız. Bugün gençlerin sorunlarının, kötü alışkanlıkların, intiharların altında yatan ilk neden aile içi iletişimsizlik.

Hoşgörü göstereceğimiz ilk ve en önemli kişi çocuğumuz olmalı. Çocuğumuzu nasıl biz seçmedikse o da bizi seçerek dünyaya gelmedi. Bizi buluşturan Rabbimin bir bildiği vardır. Onların bizim en büyük değerlimiz, hazinemiz olduğunu unutmayalım. Ve ne hata yaparsa yapsın bizim onunla olacağımızı bilmesi lazım. Biz nasıl hatasız değilsek onlar da öyle hatasız değiller, her ne olursa olsun onlar bizim vazgeçilmezimiz. Bunu dilimizle ve hâlimizle gösterelim. Çocuğumuzu yönlendirelim, sevgiyle, onun onurunu zedelemeden, ona sık sık sarılalım. Sarılmak en önemli terapi yoludur, insanları sakinleştirir unutmayalım.

Beyin çok aktif çalışan bir organ ve çok tüketici, bizi yöneten kalbimizle eş güdümlü çalışan bir organ (kalbe iyi gelen beyne de iyi geliyor, beyne iyi gelen kalbe iyi geliyor.) Beyin vücudun %2’si iken, vücudun aldığı oksijenin % 25’ini, kanın % 25’ini kullanıyor. Teknoloji kullanımı beyne zarar veriyor, beyni küçültüyor, bizim de çocuklarımızın da algılarını yönlendiriyor. Her şeyin azı da çoğu da zarar. Bizler kendimiz için de, çocuklarımız için de teknoloji kullanım zamanını iyi ayarlamalıyız. Çocuklarımızın nelere maruz kaldıklarını takip etmeliyiz. Çok fazla dijitale maruz kalmak unutkanlığa neden oluyor.

Beyinder başkanı Prof. Dr. Derya Ulugöz, Alzheimerin en az görüldüğü toplumlarda yapılan bir araştırmada bu kişilerin sevdikleri ile neşeli, bol konuşmalı, bol kahkahalı zamanlar geçirdiklerinin gözlemlendiğini, insanın yakın çevresi, iyi ilişkileri varsa dolu dolu geçirdiği zamanın onlara çok iyi geldiğini, alzheimeri önlediğini söylüyor. “İnsanlara akıllı telefonları ile ne kadar zaman geçirdiklerini soruyorum bana “günde bir saat falan diyorlar” diyor. “Aç bir bakalım telefonuna dediğimde beş saat geçirdiklerini ve bunun farkında olmadıklarını hayretle görüyorlar.” diyor.

Öyleyse başımızı şu akıllı telefonlardan kaldırıp bizim değerlilerimizi, bizim için önceliği olan eşimizi, dostumuzu, çocuğumuzu görelim ve şu beş saatimizi onlara ayıralım. Bu hem bizim, hem sevdiklerimizin; hem ruh, hem beden sağlığımız için olmazsa olmazımız olmalı. “Ruh sağlığı yerinde olmayan, dört yıldan fazla depresyon yaşayan (ki dijital bağımlılığı depresyonu tetikleyen en önemli nedenlerden) kişiler alzheimere diğerlerinden daha çabuk yakalanıyor.” diyor. Ruh ve beden sağlığımız yakınlarımızla kaliteli zaman geçirmeye dayalı ise bunu kendimizden de sevdiklerimizden de esirgemeyelim.

Prof. Dr. Derya Uludüz: “Alzheimer şüphesiyle gelen annelere ilk olarak TV başında ne kadar zaman geçiriyor onu soruyorum. Bu anneler her gün en az 2-3 saatlerini TV başında geçiriyorlar ve bu beyin hücrelerini öldürüyor. Ki anneler ev içinde strese belki de en az maruz kalan kişiler. Beyin (sinir) hücrelerinin her yaşta, 80 yaşında bile yenilenebildiğini artık biliyoruz.” diyor. Bunun için dört şey sayıyor:

  1. İyi uyuyun, düzgün, düzenli uyuyun, (erken uyu, erken uyan yani),
  2. Sakinleşin, en az yarım saat kendiniz için bir şeyler yapın; namaz kılın, meditasyon yapın, size ne iyi geliyorsa günlük stresten sizi uzak tutacak bir şey yapın,
  3. Beyni uyarın, gideceğiniz yere farklı yollardan gidin, yeni bir şeyler öğrenin, şiir, şarkı ezberleyin,
  4. Beyni oksijenlendirin, günde yarım saat; yürüyüş yapın, masa tenisi oynayın (ki en iyi egzersizdir), bol su için ve sağlıklı, doğru beslenin.” diyor.

Çocuğumuzla ortak aktiviteler organize etmiyoruz. Birlikte yürümüyor, oyun oynamıyor, çalışmıyor evet çalışmıyor, üretmiyoruz. Bir evde tamirat yapmak, yemek yapmak, çiçek bakmak, ev işi yapmak gibi işleri birlikte yapmalıyız.Bu işleri yapmak için onu çağırdığımızda ona ihtiyacımız olduğunu, onsuz bu işi yapamayacağımızı hissettirmeliyiz. Bağırarak, zorla işe ortak etmemeliyiz. Onun için iş yapmak ceza olmamalı. Yaptıktan sonra da onsuz işi yapamayacağımızı, iyi ki bize yardımcı olduğunu ona söylemeli, başkalarının yanında anlatarak onu onore etmeliyiz. Bu zamanlar hem ilişkilerimizi güçlendirecek hem de onun el becerilerini, yaşam becerilerini artıracaktır.

Çocuk yetiştirmek tatili olmayan, sorumluluğu bitmeyen bir süreç. Yapmamız gereken zamanımızı çocuklarımıza ayırabilmek; onlarla doğru, güzel aktiviteler yapabilmek. Çocuklarımızı bu yeni tür savaşta yalnız bırakmayalım, onlara sahip çıkalım. Anne karnında oluşmaya başlayan algılarını iyi yönlendirelim. Onlarla her konuda konuşalım, aynı ortamı paylaşalım.Onları güzel insanlarla, güzel ortamlarda bulunmaları için yönlendirelim, araştıralım böyle ortamları bulalım. Çünkü bizim en değerlilerimiz çocuklarımız, buna değerler. Şımaracak diye korkup onun başarılarını görmezden gelmeyelim. Hatalarını asla başkalarının yanında yüzlerine vurmayalım.

Sevdiklerinizle güzel zamanlar geçirmeniz dileklerimle…

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum