Anne babanın kendi din eğitimi ile çocuğun eğitimi ayrılmaz bir bütündür. Bu yüzden anne babaların önce kendilerini eğitmesi gerekir. Çocuk, sözle değil, davranışla eğitilir. Çocuğunuzun bir şey yapmasını istiyorsanız, onu önce siz yapmalısınız. Namaz kılmayan bir anne babanın çocuğuna “namaz kıl” demesi faydalı olmayacaktır. Ancak seccadesinin yanına bir seccade daha seren anne baba, çocuğunu yanında namaz kılarken bulacaktır.” 

Kişilik 0-6 yaş arasında şekillenir, din eğitiminde erken demeye asla hakkımız yoktur. Ebeveynler için önemli olan bakış açısı kazandırma bilinci oluşturmaktır. Yetişkinler; dini, bilgileri ile yaşarken, çocuklar duygularıyla yaşar. Önemli olan bireyin çocuklukta dine dair güzel duygulara sahip olmasıdır.

Okul öncesi çağdaki çocukların büyükleri gözleyerek onları taklit ederek öğrenme eğilimleri baskındır. Çocuklar bu dönemde büyükler gibi olmaya özenir, onların davranışlarını doğruluk ve yanlışlık yargısında bulunmaksızın benimser. Modern eğitim bilimi, çocukların, çevrelerine uyum sağlama sürecinde önce sembollerden yola çıktıklarını, onlarla ilgilenip bütünleşmekten haz duyduklarını, sonra onları kavramaya ve anlamlandırmaya çalıştıklarını tespit etmiştir. Çocuklar çevrelerindeki insanların davranış sembollerini model alıp taklit etmeye çalıştıkça, aslında kendi davranışlarını geliştirirler. Bu bakımdan aile içinde dinî değerleri ve bu değerler üzerinde olumlu davranışları kazandırmanın en temel yollarından biri, çocuklara görsel zenginlikli modeller sunmaktır. 

Hz. Peygamber’in, “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar; sonra ebeveyni onu Hristiyan, Yahûdi veya Mecûsi yapar. “Eğer ana babası Müslüman ise çocuk da Müslüman olur.” hadisini tekrar ele almak istiyoruz. Çünkü burada, anne babadan oluşan aile müessesesinin etkisi pek bariz bir şekilde ortaya konulmakta ve ailenin çocuk üzerinde, onu İslâm dinini kabullenmeye yatkın bir şekilde yaratılmış olmasına rağmen Hıristiyanlaştıracak, Yahudileştirecek kadar söz sahibi olduğu vurgulanmaktadır. Hz. Peygamber’in bu veciz hadisi, günümüzün Sosyoloji, Psikoloji ve Pedagoji ilimlerinin de ortaya koyduğu gerçeklerle açıklanabilir. Zira burada, hem irsî bir faktör olan fıtrat kavramından, hem de çocuğu, mensubu bulunduğu toplumun dinine yönelten çevre faktöründen bahsedilmektedir.

Özellikle okul öncesi dönemde çocuk, kendini özdeş tutacağı model olarak, anne ve babasını alır. Onların özellikleriyle değer yargılarını örnek olarak benimser, hareketlerini, konuşma ve davranışlarım taklit etmeye uğraşır. Bir başka deyişle, çocuk, dış dünyayı anne ve babasının gözlüğü aracılığıyla görmeye çalışır. Öte yandan anne ile baba çocuğa yaklaşımları ve sistemleri hususunda birbiriyle anlaşmalıdırlar ki; çocuk birinin elinden ötekinin eline rahatça geçsin. Makul ve mahdut zihinli bir baba tarafından terbiye edilmek, dünyanın en mahir hocası tarafından yetiştirilmekten daha faydalı ve hayırlıdır.

Buraya kadar edinilen bilgiler ışığında denilebilir ki, aile, ilk yıllarda çocuğun her yönden gelişmesi hususunda tek sorumlu sayılır ve çocuk en küçük yaşlardan itibaren aile içinde “dindar” yahut “dine karşı kayıtsız” olmaya başlar. Çocuk, Allah’ı çevresinin, özellikle ailesinin kendisine anlattığı, şekilde, kendi ruhî güçleriyle işleyerek tasavvur ve idealize etmeye çalışır. Hangi yönden bakılırsa bakılsın, ailenin, özellikle annenin, çocuğun gerek psiko-fizyolojik, gerekse dinî gelişiminde en önemli faktör olduğu görülecektir. Bunun böyle olmasında, çocuğun, zamanının büyük bir bölümünü ailesi içinde geçirmesinin ve ideal olarak seçtiği insan tiplerinin başında, anne babasının gelmesinin büyük ölçüde etkisi olduğu mutlaktır.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum