Hayatta en büyük mucize iyi bir öğretmene rastlamaktır." sözünü birçoğumuz duymuşuzdur. Bu söze konu olan hocalarımız şükür ki çoktur. Onlar bu topraklarda yaşamış; çocukların, gençlerin elinden tutmuş ve geleceğe büyük bir orman hediye etmişlerdir. Peki, öğretmeni “iyi” yapan nedir? Kitaptaki bilgiyi, müfredatı aktarması mı, mezun olduğu üniversite mi, çok bilgili olmasıya da fiziksel özellikleri mi; konuşma becerisi, teknolojiyi kullanması ve sair yeteneklere sahip olması mı? Hangisi?
Bunların çoğunun iyi bir özellik olduğunda şüphe yok ama bizim “iyi”den kastımız biraz daha farklı. Nurettin Topçu’nun ifadesi ile “ruhlar sanatkârı” olmak iyi olmaya büyük bir adımdır mesela. Gençlerin, çağın her türlü gizli veya açık saldırılarına karşı duyarlı olmalarını sağlamak; onlara hayatın güzelliğini, zorluğunu, başarmanın ve ebedi âlemin kapısını göstermek de muallimi “iyi” yapan şeylerdendir. Belki de en önemlisi onların ruhunu beslemek, o ruha merhameti, inancı, sevgiyi ve anlamı katmak…
Bizim de hayatımızdan böyle aziz ve muhterem öğretmenler geçti. Onların bıraktığı iz ve haykırdıkları hakikat önümüzde bir vazife olarak durmaktadır. O hocalardan biri de 2017’de rahmet-i Rahman’a uğurladığımız Ali İhsan Odabaşı’dır.
Kısaca Hayatı
Merhum hocamız 1956 yılında Trabzon-Akçaabat’ın Işıklar Beldesi’nde dünyaya geldi. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Trabzon İmam Hatip Lisesi’nde okudu. Üniversite eğitimini şimdi adı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi olan İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde tamamladı. Ali İhsan Odabaşı’nın ilk görev yeri Karabük - Safranbolu oldu. Daha sonra Kars’ta görev yapan merhum hocamız, 90’lı yılların başında Trabzon Araklı İmam Hatip Lisesi’ne tayin oldu.
Araklı İmam Hatip Lisesi’nden sonra Akçaabat İmam Hatip Lisesi’ne geçen Ali İhsan Odabaşı, 2005 yılında emekli oluncaya kadar burada çalıştı. Emekli olduktan sonra bir süre Avusturya’da Milli görüş camilerinde hocalık yaptı. Ömrünün son dönemlerinde ise 2014-2016 yılları arasında Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde misafir öğretim üyeliği yaptı.
26 Kasım 2017 tarihinde fani âlemden ebedi âleme göç eyleyen hocamız, evli ve üç erkek evlat babasıydı.
Sohbetleri
Ali İhsan Odabaşı küçük yaşlardan itibaren Milli Görüş teşkilatlarında görev aldı. Yirmi yaşından itibaren sayısız sohbet ve konferanslarda bulundu. Güleryüzlü tavrı, akıcı konuşması ve ihlasıyla binlerce insana dokundu. Onun sohbetlerinde iyiyi, güzeli, doğruyu, faydalıyı, hakkı, sevabı binlerce genç öğrendi, bildi. Kötülükler azaldı, güzellikler çoğaldı. Çöplükte güller yetişti. Kuruyan ağaçlar meyveye durdu.
Hocamız ilhamını Kur’an’dan ve Hz. Peygamber’in değişmez ilkelerinden alıyordu. Sohbet notlarını topladığı bir defteri vardı (Kim bilir şimdi nerede?). O notlardan yola çıkarak “Yeni Bir Dünya”nın temellerine işaret ediyordu. Onunla aynı okulda çalışmış ve birlikte ter dökmüş, cihad etmiş hocalarımızdan Kemal Kocaman bir konuşmasında; haftanın yedi günü sohbet ve programlarının olduğunu, gece gündüz demeden gençlerle birlikte olduklarını, eve gece yarısından önce gidemediklerinden bahsetmişti.
Biz de lisede okuduğumuz dönemde bu ayrılmaz iki hocamızın öğrenciler için ne denli çalıştıklarına şahitlik ettik.
Sohbetlerinin sonunda dua eder biz de âmin derdik. O duaların nasıl içtenlikle yapıldığını bugün bile hissedebiliyorum. Gözünü kapatır ve bizlere, gençlere, hastalara, dirilere, ölülere, ümmete tüm samimiyetiyle dua ederdi.
Şahsiyeti
“Allah güzeldir, güzeli sever.” kutsi hadisi mucibince merhum hocamız, güzel ve şık giyinirdi. Günümüzde, sözün tesirli olabilmesi için bu davranışın bir mecburiyet olduğunu erken dönemde fark edenlerdendi. Dini ilimlerle meşgul olan hoca ve öğretmenlerimizin bir kısmı pek kıyafete önem vermezdi. Ali İhsan Hoca’nın bu rikkati dikkatlerden kaçmaz, ilgi ve alakanın kendisinde toplanmasına vesile olurdu.
Ali İhsan ODABAŞI
Genç yaşlardan itibaren sohbet meclislerine ısınmış olmanın verdiği tecrübe ile hocamızın hitabeti de güçlüydü. Kendisini dinlettirir, sohbet esnasında kimsenin uyumasına izin vermezdi. Konuşmasının bazı yerlerinde dozunu kaçırmadan espri de yapardı.
Öğretmenlik mesleğini büyük bir ciddiyet ve samimiyetle yaptığına şahit olanlardanız. Okuldan eve, evden okula giden rutin bir iş hayatından çok uzaktı. Okuldan sonra çay ocağı, vakıf, dernek, ev demez her mekânda Allah’ın davasını anlatmanın derdine düşerdi.
Dünyanın imtihan yeri olduğunu bilir buna göre mücadele ederdi. Sohbetlerinden, temas ettiği konulardan rahatsız olanlar vardı ama her defasında kendi yolundan sabırla yürümeyi tercih etti.
Meslektaşlarına karşı da çok nezaketli davrandığını mesai arkadaşlarından biliyoruz.
Şiirden Şuura
Merhum Hocam verdiği vaaz veya sohbetlerde şiirlerden alıntı yapmayı çok severdi. Özellikle Mehmed Akif ve Necip Fazıl’dan şiirler okurdu. Şiirin şuurdan geldiğini çok iyi bilirdi. Necip Fazıl’ın “Sakarya Türküsü” ve “Utansın” şiirlerini çok güzel okurdu:
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Hangi duyguyla okurdu bu şiirleri? Büyük bir coşku ve heyecanla! Yüksek bir hissiyatın sözün gücüne güç kattığını biliyordu. Samimiyet kalpleri birbirine yaklaştırırdı. Aslında bu şiirlerle bize: “Sen örnek al, örnek ol, yaşa, tebliğ et. Gerisini Allah’a bırak.“ diyordu.
Ali İhsan Hocamız bize hafta içi - haftasonu demez şiirlerle süslediği sohbetleri düzenler ve yarınki Türkiye’nin manevi temellerini atlamaya çalışırdı. Bizler hocamızın bu topraklara attığı tohumlardık.
Yorulsa da yürümeye devam ederdi yaşamın zorlu yollarında. Ders yaparken, sohbet ederken o ders derde dönüşürdü (Derdi olmayan ders yapmasın, değil mi hocam?). O, zor zamanlarda rabbine yalvarırcasına şöyle derdi:
Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz… Sen bize yangın veriyorsun!
'Yandık!' diyoruz… Boğmaya kan gönderiyorsun!
(Mehmed Akif Ersoy)
Bu bir sitem değil, bir naz/yakarıştı hoca için. Onu tanıyanlar derdinden de büyük Rabbi olduğunu bilirdi.
O dönemki idealist hocaların Mehmed Akif ve Necip Fazıl gibi büyük şairleri takip ettiklerini, onların şiirlerinden davalarına giden büyük ve güzel bir yol açtıklarını söylemek mümkün.
Elhâsıl
Ali İhsan Odabaşı Hocamız, sohbetlerinde “Öyle bir hayat yaşayalım ki yarın vefat ettiğimizde bizim mümin vemüvahhid olduğumuza 40 kişi şahit olsun.” derdi. Hocamızın hayatı boyunca cihadına şahidiz. Şahit olanların sayısı 40’ı da 400’ü de 4000’i de çoktan aşmıştır. Bundan sonra önemli olan rakamlar değil Odabaşı’nın işaret ettiği ilkeleri hayat düsturu edinmektir.
Ruhu şâd, makamı âli olsun.