İnsan bedeni ve ruhu ile bir bütündür. İnsan eğitimi de bir bütündür. Biz Müslümanların, eğitimi batılılar gibi ele alır tanımlarsak, bu yanlış olur. Çünkü batılılar ile bizim aramızda üç konuda uyuşmazlık vardır. Birincisi, ilah konusundaki uyuşmazlık, ikincisi, insan tanımı konusundaki uyuşmazlık, üçüncüsü ise, çevre konusundaki uyuşmazlıktır. Onların din anlayışlarıyla bizim din anlayışımız arasında da büyük uçurumlar vardır. Biz Müslümanlar olarak eğitimi, batı galaksisinden kurtulmuş olarak ele alıp tanımlamak zorundayız. Şayet biz eğitimi, kendi müktesebatımıza göre ele alırsak, eğitimi; din eğitimi ve genel eğitim olarak ayırmayız. Çünkü biz eğitimi batının tasnif ve tanzimine göre ele alır, nesillerimizi buna göre yetiştirmeye çalışırsak, kendimiz gibi olmaktan uzaklaşırız.
Bugün eğitimde geldiğimiz nokta, Tanzimat’la birlikte başlayan batılılaşma tercihinin acı sonucudur. Tanzimat’la başlayan batılılaşma süreciyle birlikte, açılan “modern” okullarda “din dersi” adı altında bir müfredatın konulup konulmaması yoğun tartışmalara neden olmuştur. Modern okullarda uygulanacak programlarda “seküler konulara” yer verilir fikri, bu tartışmaların nedeni olmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra, eğitimde birliğin sağlanmasını amacıyla 1924 yılında çıkarılan Tevhidi Tedrisat Kanunu’yla medreseler kapatılmış ve modern mekteplerin açılması tercih edilmiştir. Bu tercih modern eğitim ile din eğitiminin aynı ortamlarda verilip verilemeyeceği tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bir taraf; modern eğitimin amaçları ile din eğitiminin amaçlarının farklı olduğu fikrinden hareketle, genel eğitimin içinde yer alacak bir din eğitiminin, genel eğitimin amaçlarını gerçekleştirmesine engel teşkil edebileceği, bu nedenle de din eğitiminin modern eğitimin içinde yer almaması gerektiğini savunmuştur. Bu tartışmaların özündeki temel sebep, eğitimin “önce ahlak ve maneviyat” esasından uzaklaştırılması ve tamamen “materyalist” bir zemine oturtulmasıdır. Bunda da muvaffak olunmuştur.
EĞİTİM
Eğitim; talim ve terbiyedir ve insanın yeryüzünde tabi tutulduğu imtihanda, dünya ve ahiret saadeti için hazır hale getirilmesi işidir. İnsanın dünya ve ahiret saadetini elde edecek kıvamda yetiştirilmesi, bu saadeti sağlayacak esasların bir bütün olarak öğretilmesi ve zihni ve ameli meleke haline getirilmesini gerektirir. İnsan, Allah tarafından yaratılmış eşrefi mahlûkattır. Bu yaratılıştan dolayı, sahip olduğu meziyetler vardır. Ve insan temiz bir fıtrat üzere, günahsız olarak yaratılmıştır. Batı zihniyetine göre ise, insan günahkâr olarak doğar.
Batı'da insan eğitimi, bu inanış üzerine bina edilmiştir. Bunu, bir ara bilgi olarak not etmiş olalım. Eşrefi mahlûkat olarak yaratılan insanın sahip olduğu meziyetlerin olumlu davranışlara dönüşmesi eğitimle olur. İnsanın yaratılış gayesine uygun olarak, ruhi ve bedeni meleklerinin geliştirilmesi için, eğitimin bu amaca uygun olması gerekir. Cehalet, bilmemek değil, bir şeyi olduğunun dışında bilmek ve tanımaktır. “İnsan, doğarken günahkâr doğar” fikri, tahrif edilmiş bir bilgiye dayandığı için cehalettir. Eğitim sürecinde kabul edilen bilgi kaynakları da önemlidir. Günümüzde çağdaş cehaletin temsilcisi batı toplumunun kabul ettiği bilgi kaynakları eksiktir. Onlar “sadık haberi” bilgi kaynağı olarak kabul etmezler. Bilgiye ulaşmak için aklı ve duyu organlarını yeterli görürler. Bundan dolayı materyalist bir bakış açısına sahiptirler. Manevi olana itibar etmezler. Onun için batılılar ve batıcılar, kâmil insan yetiştiremezler. Onlar; zalim, inkârcı, müşrik, ırkçı ve münafık, yani cahil insan yetiştirirler. İnsanın eğitimi, yaratılış hikmeti dikkate alınmadan ele alınırsa, bu insana ve insanlığa yapılmış en büyük kötülük olur. İşte materyalist eğitimi benimseyenler, insana ve insanlığa bu kötülüğü yapıyorlar.
Türkiye gibi halkı Müslüman bir ülkenin eğitimde içine düştüğü bunalımın temelinde, maneviyatı yok sayan materyalist eğitimi tercih etmesi vardır. Doğru bir eğitim; her sınıf ve seviyedeki insanın düşünce ve davranışlarında, yanlışı değil doğruyu, zararlıyı değil faydalıyı, zulmü değil adaleti, çirkini değil güzeli, kötüyü değil iyiyi seçip uygun vasıtalarla ameli meleke kazandırmaya yönelik planlı programlı çalışma sürecidir. Bu tanım; batı galaksisinden kurtulamamış birçok eğitimcinin benimsediği tanımlardan daha anlamlıdır ve mükemmel bir tanımdır. Beşikten mezara kadar eğitim, bizim hakkı üstün tutan medeniyetimizin benimsediği bir ilkedir.
DİSİPLİN VEYA ZİHNİYET
Eğitim, bir disipline veya zihniyete bağlı kalarak yapılır. Biz Müslümanlar, her alanda olduğu gibi, eğitimde de disiplin olarak İslam’ı esas almak zorundayız. Bizim lisanımızda eğitim ve öğretim, talim ve terbiye olarak ifade edilir. Onun için “talim ve terbiye kurulu” denmiştir.
Eğitim, terbiye etmektir, insan eğitiminde tek başına talim yeterli değildir. Talim terbiye içindir. İçinde terbiyenin ihmal edildiği talim boşunadır. İslam disiplininin temel kitabı Kur’an’dır. Bu kitabı bize öğreten ise peygamberimiz Hz. Muhammed’dir. O, bizim için en büyük talim ve terbiyecidir. Kendi beyanıyla peygamberimiz; kitabı öğreten muallim, güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiş bir terbiyecidir. Terbiye “rab” kökünden türetilmiştir.
Rab terbiye eden ve yetki sahibi anlamındadır. Bu kelime aynı zamanda, ıslah etmek, üzerinde tasarrufta bulunmak, kemâle erdirmek, efendi olmak, sorumluluğunu yüklenmek, başkanlık yapmak, malik ve sahip olmak, sözü dinlenmek, itaat edilmek, üstünlüğü ve otoritesi kabul edilmek gibi anlamlara da kullanılır. Bir Kur’an terimi olarak Rab; varlıklar âlemini yaratan, terbiye ederek geliştiren, onları maddi ve manevi olgunluğa götüren, terbiyenin bütün gereklerine malik ve her şeye sahip olan Allah’ın umumi isimlerindendir.
Rab, sadece terbiye eden anlamında olmayıp, yardım etmek, yol göstermek, tasarruf etmek, korumak, her şeye hâkim olmak, emretmek ve yasaklamak, sakındırmak gibi terbiyenin bütün gereklerine sahip olabilmeyi de ifade etmektedir. Allah; kendi katında tek hak din olan İslâm'ı; insanları, kula kulluk etmekten, batıl ilahlara tapınmaktan kurtarmak, sadece Allah'a kul olmalarını sağlamak için göndermiştir. İslam, insanları kulların zulmünden, Allah'ın adaletine götürür. İslam, insanları, Allah’tan başkasına kul olmaktan kurtaran hürriyet dinidir. Bunun için eğitimde itibar edilmesi gerek tek disiplindir.
İYİ İNSAN
Eğitimin temel hedefi iyi ve kâmil insan yetiştirmektir. Peygamberimiz iyi insanı; “insanların hayırlısı, başka insanlar için faydalı ve yararlı olandır” sözüyle tanımlamıştır. Eğitimin temel amacı iyi, faydalı ve yararlı insan yetiştirmek olunca, muhtevanın da buna uygun olması gerekir. Herkesin iyiliğini ve saadetini isteyen ve bunun için mücadele eden insan, iyi insandır. Fert ve toplumun şerrinden emin olmadığı, zararlı insanlar, kötü kimselerdir. Amacı iyi insan yetiştirmek olan eğitimin, insana kazandıracağı yüksek ahlaki değerlerin, ferdi ve sosyal alanda işe yaracak olması, eğitimin insan üzerindeki etki gücünü artıran bir iyimserliği güçlendirir. Eğitimde “Allah korkusu” bir esas olarak insanın kalbine yerleştirilirse, bu aynı zamanda kişinin davranışlarını, iş ahlakını olumlu yönde etkiler ve bu insan; hesap gününde Allah tarafından hesaba çekileceğini bildiği için her işinde dürüst ve adil olur. Peygamberler, böyle bir eğitimin ilk temsilcileri olmuştur.
Onların eğitimi, din eğitimi ve genel eğitim olarak ayırdıkları görülmemiştir. Çünkü eğitim bütünlük ister. Din, her şeyde olduğu gibi eğitimde de temel ölçüdür. Biz Müslümanların “din” kavramı ile tanımladığımız şey İslam’dır. Bunun delili şudur. Ali İmran 19: “Hiç şüphesiz Allah katında hak din İslam’dır. Kendilerine kitap verilen Hristiyan ve Yahudiler, kendilerine ilim geldikten sonra, hakikati bildikleri halde, aralarındaki ihtiras ve azgınlıktan dolayı, İslam hakkında ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, bilsin ki gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.” Bu ayet, batıdan devşirilen materyalist eğitimi, baş tacı ederek savunan ve yürütün, eğitim bilimcileri, yöneticileri ve iktidarlar için önemli bir uyarıdır. Materyalist eğitim, İslam’a ve Müslümanlara kurulmuş bir tuzaktır. Tekraren ifade edecek olursak, materyalist eğitim ile iyi insan yetiştirilemez. İyi insan yetiştirmek, İslam’ca yapılan bir eğitimle olur. Bunun dışındaki yönelişler boşunadır ve israftır.
İLMİHAL
Bizim eğitim geleneğimizde, “din eğitimi” yerine genellikle “ilmihal” kavramı kullanılmıştır. Eğitim acısından bu kavram daha uygundur. “Din eğitimi” kavramı bize batıdan intikal etmiştir. “Din” kelimesi, anlamı geniş önemli Kur’an kavramlarından birisidir. Kavram olarak din; insanlığın en önemli faaliyeti olan inanmayı, bir yaratıcıya itaat ve ibadet etmeyi, ahlaki davranışları, fazilet ve iyilikleri, toplumsal düzeni, doğru yolda olmayı ifade eder. Terim olarak din; Akıl sahibi insanları kendi irade ve arzularıyla hayırlı olan şeylere sevk eden ilahi bir kanundur. Din; Allah tarafından indirilen, insanları dünya ve ahiret saadetine çağıran bir saadet düzenidir. Hak din; insanları hayra ve güzelliğe iletir. Din kavramının anlam ve mahiyetini bilmeden bu konuda ileri geri konuşmak, insanı içinden çıkamayacağı bir hale sokar. İlmihal; bir Müslüman fert ve toplum için, inançtan eyleme, temizlikten ibadete, adabı muaşerete, güzel ve kötü olan şeylerden ahlaka, hak ve görevlere kadar ne varsa gerekli olan bilgileri ifade eder ve bunların eğitim yoluyla elde edilmesini amaç edinir. İlmihal bilgileri; her Müslümana, ferdi ve toplumsal görevlerini yerine getirirken lazım olan zorunlu bilgilerdir. Eğitim, insanı hayata hazırlamak işi ise, ilmihal konuları, bu işin temelini teşkil eder. İlmihal konularını kavrayan ve bunları zihni ve ameli meleke haline getiren hiçbir insan kul hakkı yemez, yalan konuşmaz, başkasına küfredip hakaret etmez. İtikadı sağlam ve ibadetleri halis olur. Helali haramı bilir. Muaşeret kurallarına riayet eder. Temiz olur.
İlmihal eğitiminin dört amacını şöyle sıralamak mümkündür.
1) Kulluk ve ibadet şuuru kazandırmak. Kulluk ve ibadet görevi insanın yaratılış amaçlarındandır. İbadet genel anlamı itibarıyla kişinin hayatı İslam ile düzene koymasıdır.
2) İnsan, Allah’ın yeryüzü için tensip ettiği halifedir. Bu da bir başka görevdir. İlmihal bilgileri, insana bu görevin mahiyetini sunar ve onu bu göreve hazır hale getirir. Bu görevin mahiyeti ise insanları hayra çağırmak, iyiliği emretmek, kötülüklere mani olmaktır.
3) İnsana emanet şuuru kazandırmak. İnsan Allah tarafından teklif edilen emaneti yüklenmeyi kabul etmiştir. Bu emanet; ilahi teklifler, emir ve yasaklardır. Bunlarariayet etmekinsan için temel görevlerdendir.
4) Yeryüzünü imar ve ıslah etme şuuru kazandırmak. İlmihal eğitiminin insan kazandırdığı dört şey budur. Bu eğitimi insanımıza mutlaka vermek gerekir. Ailelerin ve devletin temel görevlerinden birside budur.
Selam hidayete tabi olanlara…