Eğitim, toplumsal yaşamın temel belirleyicisidir. Tarihin ilk çağlarından beri eğitimin niteliği ile gelişmişlik seviyesi hep doğru orantılı olmuştur. Vatandaşlarının eğitim niteliğini arttıran devletler dünya yönetiminde söz sahibi olmuşlardır.
Günümüz dünyasında da eğitimin niteliği ve gelişmişlik aynı kulvarda devam etmektedir. Bugün ABD, Almanya, İngiltere, Japonya, Kore ve Singapur gibi sanayide çok ileri olan ülkeler aynı zamanda eğitimin niteliği olarak da çok üst seviyededirler.
Ülke olarak maalesef hem üretim sanayisinde hem de eğitimin niteliği itibariyle gelişmiş ülkelerin çok gerisindeyiz. Gelişmiş ülkelerle aramızdaki açığı kapatmak için mevcut halimizden çok daha fazla çalışmak zorundayız. Bugün içinde bulunduğumuz sıkıntıların kökeni eskiye dayanmaktadır.
Modern dünya şimdiye kadar 4 farklı sanayi devrimi yaşamıştır.
Bunlar:
- Sanayi Devrimi
Buharlı makinaların icadı ve bu makinaların üretimde kullanılmasıyla başlayan süreçtir. 1750’li yıllarda İngiltere’nin önderliğiyle başlayan ilk sanayi devrimidir. Dünya bu devrimle fiili sömürgeyle tanışmıştır. - Sanayi Devrimi
İşbölümünün yaygınlaştığı ve elektriğin sanayide kullanılmasını temel alan sanayi devrimidir.1800’lü yılların sonunda bazı AB ülkeleri ve ABD’nin öncülüğünde gerçekleşmiştir. - Sanayi Devrimi
Elektronik ve bilgisayar teknolojilerinin temel taşlar olarak üretimde kullanılması başlamıştır. Uzakdoğu ülkeleri, ABD ve bazı AB ülkelerinin bu dönemde daha da güçlendiği görülmüştür. - Sanayi Devrimi
Siber teknolojinin ve robotik çalışmaların sanayide kullanıldığı dönemdir. Bu devir, hayata dair pek çok işlemin sanal ortamlarda gerçekleştirildiği çağ olacaktır. Bu devrimin temel uğraş alanı: “Yapay Zeka” çalışmalarıdır.
Akıllı fabrikaların, akıllı yaşam alanlarının hayatımızı her yanıyla kuşattığı bir çağdayız.
Ülke olarak maalesef ilk üç sanayi devrimini pas geçtik. Hepsinde de tüketici konumunda kaldık. Hatta biz bir devrimi tam yaşayamadan bir başka devrimin içinde kendimizi bulduk. Sanayi alanında durumumuz böyle iken eğitim alanında da halimiz hiç de iç açıcı değildi.
Bugün içinde bulunduğumuz 4. Sanayi devriminin genel gidişatı ve varması hedeflenen amaçlar göz önüne alındığında okullarımızın ve eğitim sistemimizin buna uygun olduğunu söylemek için aklımızı yitirmiş olmamız lazım.
Okullarımızın fiziki ortamları, müfredatlarımız, öğrencilerimizin hazır bulunuşluk düzeyleri gibi temel değerleri düşündüğümüzde 4. Sanayi devriminden çok uzakta olduğumuzu görüyoruz.
Bu devrimde; bilgi ve internetin ortaklığıyla üretim zirve noktaya ulaşacaktır. Sanayi ve eğitim kurumları yeni dönemde daha hızlı ve kaliteli üretim için iç içe çalışmak zorundadır. Öğretmenler ve akademisyenler artık sadece ders veren konumda olmamalı, bizzat üretimin içinde ekonomiye katkı sunmalıdır. Özellikle teknik alanda teoriden ziyade pratiğe dayalı eğitim verilmeli.
Ar-Ge çalışmalarına yüklü bütçeler ayrılmalı, hemen her ilimizde teknoloji üsleri kurulmalıdır. Öğrencilere bilgisayar kodlamaları alanında dersler verilmelidir. Özellikle bu alanlarda özel yetenekli öğrenci/bireyler bulunup desteklenmeli, desteklemeler hantal bürokrasinin çarkları arasında ezilmemeli. Kısaca yeni devre uygun ve hızlı okul sistemleri kurmalıyız. Yoksa bundan önceki sanayi devrimlerinde olduğu gibi bu devrimde de üreten değil tüketen toplum olacağız.