Rahman ve Rahim olan Allah bizi bir imtihan üzerine yaratmıştır.
Kehf Suresi'nin yedinci ayetinde de yeryüzü üzerinde bulunan bütün güzelliklerin, insanların denenmesi, hangilerinin daha güzel amel ve davranışlarda bulunacaklarının ortaya çıkması için yaratıldığı belirtilerek söyle buyrulur: “Şüphesiz biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini, daha güzel davranışta bulunacağını deneyelim diye.” Ayrıca Allah-ü Teâlâ akıl ve zekada, güzellik ve çirkinlikte, makam ve mevkide, mal ve mülkte, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve bütün bunları insanları denemek için yapmıştır. Aslında Allah insanları denemeden de ne yapacaklarını bilir. Ama İlâhî hikmet gereği, insanların denenmeleri istenmiştir. İşte bu ilahi hikmetin gereği yaşam içerisinde elbette güzellikler, mutluluklar, sevinçler olduğu kadar acılar, sıkıntılar, üzüntüler, kederler de olacaktır. Ayrıca zararlı, faydasız, hatta zehirli düşünceler, fikirler, bilgiler, ideolojiler ve temsilcileri de olacaktır.
Allah’u Teala bazen kişiye özel bazen de bir topluluğu imtihan eder. Rabbimiz yukarıda ifade ettiğimiz her vesile ve türlü türlü aracılarla kişiyi ve tüm toplumu imtihan eder. Sonrasında uyarır ve deyim yerindeyse kendimize gelmemiz ve istikamet üzere olmamız için silkeler. Allah ikazlarıyla, dünya ve ahiret işleri ile ilgili kulunun tutumunu ve davranışlarını eleştirir, layık olduğu mertebeye yükselmesi için ikaz eder. İkazına uymayan kişilere ve topluluklara gazabını gösterir.
Velhasıl dünya üzerindeki duyduğumuz, gördüğümüz, dokunduğumuz hissettiğimiz ne varsa bunlarla olan münasebetimiz, yakınlığımız ve uzaklığımız fert fert ve toplumun bütünü olarak hem dünya hem ahiretteki akıbetimizi belirlemektedir.
"Nefsânî arzulara, kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, soylu atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere düşkünlük insanlara çekici kılındı. İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır." (Âl-i İmrân Suresi 14) Rabbimiz bu ayette insanlar için cazip kılınan dünyevî haz ve nimetlerin geçici menfaatler olduğunu söylemektedir. Bizim için bir rahmet bir nimet bir fırsat olarak zannettiklerimiz ve sahiplendiklerimiz sıkı sıkı sarıldıklarımız elim bir azap olarak karşımıza çıkabilmektedir. Hazreti Ebubekir kavurucu bir yaz günü oruç tutmuş ve akşam iftar sofrasında sadece bir tas soğuk su vardır. İftar vakti gelince soğuk su ile orucunu açmak için bardağı ağzına götürdü. Fakat bardağı ağzına götürmesiyle bırakması bir oldu. Bir anda hıçkırıklara boğuldu. Yanındakiler Hz. Ebubekir'in bu haline bir anlam veremediler. Hz. Ebubekir kendine gelince neden bir anda hıçkırıklara büründüğünü sordular. Hz. Ebubekir şöyle cevap verdi: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ile otururken eliyle hareketler yapıyordu. Sanki karşısında birisi varmış gibi ona git diyordu. "Ya Resulullah elini iter gibi hareket yapıyordunuz?" diye sordum. Şöyle cevap verdi; "Dünya yanıma geldi kendini bana kabul ettirmek istedi, git dedim kendini bana kabul ettiremezsin dedim. Dünya dedi ki yeminler olsun sana, sen benden kaçıp kurtulsan senden sonrakiler benden kurtulamayacaklar kendimi onlara kabul ettiririm. Hazreti Ebubekir: "Ben de bu soğuk suyu içerken dünyayı kabul edenlerden mi oldum diye ağladım" diye cevap veriyor. Bu hadisede dünya ile olan ilişkilerimizde sosyal mesafeyi aşmamamız gerektiği net bir şekilde anlatılmaktadır.
Nasıl ki Ay, kendi yörüngesinde dolanırken, kimi zaman Dünya'nın gölgesine girer ve Ay tutulması yaşanıyorsa insan da dünyanın gölgesinde yaşar, dünyanın heva ve heveslerine kendini kaptırırsa akıl tutulması yaşar. İşte tam da bu noktada insanlar, akıl tutulmasından uyandırılmak sureti ile doğru istikamete yönlendirilmek için ilahi ikazlar başlar. İnsanlık büyük buluşmaya doğru yaklaşırken İçinde isyanın, zinanın, hayasızlığın, arsızlığın, yolsuzluğun, hırsızlığın, rüşvetin, makam ve mevki hırsının, çeşitli ahlaki hastalıkların ve ayrıca başka felaketlerin de olduğu kara bulutların başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyanın üzerini kapladığını her geçen gün daha fazla hissetmekteyiz ve görmekteyiz.
Bu felaket yüklü bulutların, içindekilerinin olumsuz sonuçlarını hayatımızda hissetmeden önce hangi fiilimizle buna sebep olduk, başta yöneticiler olmak üzere toplumun her ferdi kendisine sormalıdır. Hazret-i Âyşe Validemizin anlattığına göre Peygamber Efendimiz rüzgâr estiğinde ve gökyüzünde siyah bir bulut gördüğü zaman korkusundan yüzünün rengi değişir, bâzen o buluta karşı durur bakar, bazen geri döner, eve girer çıkardı. Yağmur yağdığında ise rahatlardı. Bunlar bir endişe alâmeti idi. Hazret-i Âyşe validemiz bunun sebebini öğrenmek isteyince Rasûl-i Ekrem Efendimiz: “Ne bileyim, belki bu kara bulut Âd kavmine geldiği gibi bir azâb olur. Onlar gördükleri siyah bulutu yağmur yağdıracak bir bulut zannetmişlerdi; ama o elîm bir azâb getirdi’’ buyurmuştu. “Gök gürültüsünü seviyorum bize patronun kim olduğunu hatırlatıyor diye sosyal medyada bir söz okumuştum. Üzerimizde dolaşan karabulutların içinden gelen sesler ve bize yaşattığı duygular, endişe ve kaygılar hisler ve acılar ilahi bir ikazın işaretidir. Evet dünya ile sosyal mesafemizi koruyamadık, ona olan sevgimizden dolayı çok yakınlaştık sonuç olarakta türlü hastalıklara, felaketlere, musibetlere düçar olduk. İnsan beşerdir ve her an şaşabilir, azabilir, yoldan çıkabilir, yolunu kaybedebilir, nefsinin zaaflarına yenik düşebilir ve böylece hatalardan, günahlardan dolayı başına her türlü felaketler gelebilir. Bu yaldızlı dünyanın nimetlerinde boğulabilir, gaflet, cehâlet, şehvet, ahlâksızlık, düşüncesizlik, taklitçilik, maddecilik gibi hastalıklara temas edebilir. Hastalanmış dünyanın ve dünya insanlığının bağışıklık sisteminin kuvvetlenebilmesi, bu hastalıkları yenebilmesi ve bir daha yakalanmaması için dinimiz İslamın tavsiye ettiği nispette dünya işleri ile sosyal mesafemizi korumalıyız ve yaptığımız bu hataların farkına varıp tövbe istiğfar etmeliyiz. Yaradılış gayesinin farkına varıp bunun idraki içerisinde amel etmeliyiz. Dünya bir binek misalidir. Hayra onunla erişilir, şerden onunla kurtulunur. Dinimiz islam bu bineğin sevgisini kötülemiştir. Kişi bineği sevmekle meşgul olmayıp, binip bir an önce saadet diyarına gitmeye çalışmalıdır.
‘’Bilmeliyiz ki "Akıl, imanın ve islamın emrinde en büyük nimet; nefsin ve şeytanın elinde ise sebebi felâkettir."
Dünya ile olan ilişkilerimizi gözden geçirmek sureti ile İki cihan saadetimizin tesisi için dünyamızın yaşanabilir hale getirilmesi zaruriyeti vardır. Adil bir düzenin tesisi şarttır.
Bilindiği üzere, Erbakan Hoca, BM’nin Yeni Dünya Düzeni Komisyonu Başkanı Nobel ödüllü Orwin Lazlo’yu Adil Düzen çalışmaları için Türkiye’ye davet etmişti. Millî Görüş ve Adil Düzen’in nasıl işleyeceği kendisine anlatılarak konu üzerinde uzun müzakereler yapıldı. Lazlo, geriye dönerken İstanbul Samatya’daki bir sinema salonunda konferans verdi. İşte, orada Millî Görüş ve Adil Düzen hakkında söyledikleri: Orwin Lazlo Anlatıyor. “Beni Millî Görüşçüler davet ettiler. Size biz, adil düzenin nasıl kurulabileceği hakkında brifing vereceğiz dediler. Ben bu teklifi büyük bir alâka ve memnuniyetle kabul ettim.
Sebebini söyleyeceğim. Neden büyük ilgi gösterdim. Dinledim ve gördüm ki, benim hayatım boyunca en ideal olarak düşündüğüm prensiplerin hepsi matematiksel bir disiplin içinde bir nizam olarak önüme konuyor. O gün ben yeniden doğdum ve o büyük etki altında şu salonda bulunan insanların hepsine söz veriyorum ki, bu Millî Görüş çatısındaki insanlar ne zaman isterlerse emirlerine âmâdeyim. Gelip her türlü katkıyı yapmaya hazırım. Ben yeniden doğdum ve çok etkilendim. Gerçekten bütün insanlığın saadeti için, adil bir düzenin tesis edilmesi için bu ilmî çalışmaları yapmış olmak her türlü takdirin üstündedir. Neden bu teklifi yaptıklarında hemen kabul ettim. Çünkü ben meteorolojideki “Schmetterling” olayını bilen bir insanım.
Bundan yıllar önce çok büyük bir kasırga Avustralya’nın güneyinde teşekkül etmiş. Bu kasırga kuzeye doğru yürüyor. Şimdi Hint ve Çin’e gidecek ve milyonlarca insanın hayatına son verecekti. Her türlü enerjiyle dolmuş ve insanlığın üzerine gidiyor. Ve tüm insanlık da bunu izliyor. Herkes büyük bir felâket beklerken bir baktı ki, bu büyük kasırga Avustralya’yı geçtikten sonra Hint ve Çin’e gidecekken, yön değiştirip yönünü okyanusa çevirerek bütün enerjisini okyanusa boşalttı. Sonra, meteorolojistler, fizikçiler ve kimyacılar hepsi seferber oldular ve muazzam güç Avustralya’nın kuzeyinden gelip Asya’ya yönelerek her şeyi kasıp kavurması gerekirken, nasıl oldu da yön değiştirdi ve tüm enerjisini okyanusa dökerek yok oldu. Bunu incelemeye başladılar. Sonunda ittifakla tespit ettikleri şudur: Meğer tam o tarihte, Avustralya’da kelebekler bir yerden bir yere göç ediyorlarmış. Bu göç esnasında o kelebeklerin kanatlarının o hafif çırpıntıları birleşerek bu muazzam gücün yön değiştirmesini sağlamıştır.” ve sözlerine şunları ekliyordu ‘’Fikri çalışmalar o kadar önemlidir ki, kasırga halinde insanlığı felakete sürükleyen bir çok hareketleri, bir kelebek kadar etkisi olan fikir yoluyla yönünden çevirebilirsiniz.’’ Dünyamızın sıkıntılarının arttığı şu günlerde İnsanlığı felakete sürükleyen, hastalıkları içinde barındıran büyük kasırganın yönünü değiştirme fırsatı elimizdeki iken bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.
Aksi halde…