Eğitimin gerekli olduğu konusunda hemen herkes düşünce birliği içindedir. Ancak eğitimin niçin gerekli olduğu noktasında zihinler aynı oranda berrak değildir. Eğitimin gerekçeleri tam ve açık bir tarzda ortaya konulmadan ve bu hususta özellikle ebeveynler tam olarak ikna edilmeden eğitim-öğretim işleri tam anlamıyla rayına oturmayacaktır. Çünkü, eğitim alanındaki başarının ve istendik insan tipinin yetiştirilmesi, eğitime yüklediğimiz özel anlamlarla yakından ilişkilidir. Bu konu yalnızca yerel ve bölgesel beklentilerle de sınırlı olmayıp küresel ölçekte bir değere ve öneme sahiptir. Nitekim, tüm insanlık eğitim süreçlerinin ortak ögesi olmak yanında, eğitimin olumlu sonuçları; küresel ölçekte huzur, sükûnet ve barışın en güçlü güvencesidir.
“Eğitim niçin gerekli?” sorusunun en başta gelen gerekçesi, insanın tanımında gizlidir. İnsanın kim olduğu meselesi, yüzyılların konusu olup hâlen de cevabını bulamamış bir konudur. Burada bu gizemli konuyu çözme noktasında bizim de herhangi bir iddiamız söz konusu değildir. Ancak, insanoğlunun belirgin vasıfları noktasındaki hassasiyetleri anlaşılmadan eğitim konusundaki gerekçeler tam olarak açıklanamaz! İnsanı tanımlama noktasındaki temel yanlışlık, onu büyük oranda biyolojik özellikleriyle temayüz ettirmektir. Elbette insanoğlu da -tıpkı diğer canlılar gibi- biyolojik bir varlıktır ve Yaratıcı’nın bir hikmeti olarak özgün bir fiziki tipolojiye sahiptir. Bu noktada herhangi bir fikir ayrılığı veya pek fazla tartışma da söz konusu değildir. Burada asıl ihmal edilen yön, insan türünün psikolojik, duygusal ve düşünsel boyutudur. İnsanoğlu, biyolojik olarak zaman içinde kendiliğinden gelişebilirken psikolojik yönden olumlu yönde ilerleyebilmek için ise mutlaka yönlendirme gerekmektedir. Bu yönlendirme tüm süreçleriyle eğitimin konusudur. Bireylerin olumlu yönde ilerleyebilmesi için eğitim şarttır. Çünkü, insan gizilgüç olarak iyi-kötü, olumlu-olumsuz, faydalı-zararlı, güzel-çirkin… şeklinde zıt duygularla donatılmış olarak yaratılmıştır. Kısacası eğitimin birincil işlevi,duygu ve düşünceleri olumlu yönde biçimlendirerek iyiyi, olumluyu, faydalıyı, güzeli… ortaya çıkarma ve besleme sanatıdır.
Eğitim konusunda diğer bir gerekçe de insanoğlunun bilgilenme yoluyla bilinçlenmeye giden yolu tutmasıdır. İnsanoğlu, Yaratıcı’nın üstün hikmetiyle doğuştan “öğrenme” yetisiyle donatılmış bir canlıdır. İşin özünde her canlı, kendi kendine öğrenme yeteneğine sahiptir. Ancak bu bakımdan insanın potansiyeli diğer canlılardan çok daha yüksektir. Eğitimcilerin öğrenmesi ve kabul etmesi gereken temel gerçek, insanın özünde kendi kendine öğrenen bir varlık olmasıdır. Öğrenme noktasında aile-okul-çevre, teknoloji yalnızca birer destekleyicidir. Bu bakış açısıyla bakıldığında öğrenmenin kendi kendine gerçekleşen bir eylem olmak yanında, kimi desteklere gereksinim duyulduğu açıktır. Bu sürecin temel amacı ise, öğrenmekle yetinmeyip bilginin bilince dönüştürülmesini sağlamaktır. Nitekim bilince dönüşmeyen bilgi, insan için çoğu zaman bir yükten ibaret kalabilmektedir. Bu bağlamda bireyler için yaşamsal önem taşıyan bilinçlenme süreci için, eğitim-öğretim şarttır.
Eğitim-öğretim süreçlerinden beklenen sonuçlardan birisi de edinilen bilginin bilinç düzeyine yükseltilmesi ve bilinçten de istendik davranışların kazanılmasıdır. Öğrenilenlerin bilgi düzeyinde atıl kalması nasıl ki bir işe yaramazsa, salt bilincin varlığı da sonuç getirmez; bilincin davranışa ve uygulamaya dönüşmesi beklenen sonuçtur. O bakımdan öğrenilenlerin bireyler üzerinde tutum ve davranışlar biçiminde yansımalarını görmek gerekir. Bilgiden davranışa uzanan bu sürecin gerçekleşmesi için de eğitim-öğretim uygulamaları tek geçerli yoldur.
Bireylerin hayatı doğru anlaması, düzenli bir yaşam sürmesi, olgunlaşması, uyumlu bir aile kurabilmesi gibi gerekçeler de eğitimin çok gerekli olduğunu göstermektedir. Eğitim-öğretim süreçleri, insana hayatın sırlarını açıklayan gizemli bir yolculuk gibidir. Her bilgiden sonra bir öğrenme, her öğrenmeden sonra bir keşif, her keşiften sonra bir farkındalık gerçekleşir. Bütün bunlar isedoğru bir bakış açısına ve bireyi düzenli bir yaşamayöneltir. Bireyin kişilik ve karakter kazanarak olgunlaşmasına katkı sunar. Her yönüyle olgunlaşan birey, yaşam döngüsü içinde en önemli evrelerden birisi olan evlilik ve aile kurma basamağında doğru kararı verebilir. Hayattaki en önemli karar olarak nitelendirilen doğru kişiyi, ruh ikizini bulmak ise yaşamı anlamlı ve zevkli kılan sürecin başlangıcıdır. Bütün bunların arka planında eğitim-öğretimin yattığı gün gibi aydınlıktır.
“Eğitim niçin gerekli?” sorusunun başka bir gerekçesi de toplumsal huzurda aranmalıdır. Çünkü eğitimli toplumlarda ortak yaşama bilinci ve tutumu çok daha yüksektir. Eğitimin bireyleri sosyalleştiren işlevi, eğitimli toplumlarda -zengin değil!- hemen kendisini fark ettirir. Nitekim eğitim düzeyi yüksek toplumlarda bir arada yaşama kültürüne sıkı sıkıya uyulduğu, bireysel sınırların ihlal edilmediği, yasa ve kurallara çok daha fazla riayet edildiği gözlemlenmektedir. Bilgi, bilinç ve davranışlar açısından yetişmiş insan kaynağının nitelikli olduğu toplumlarda asayiş olayları yok denecek düzeylerde seyretmekte, onun yerine üretim yükselmektedir. O bakımdan bireylerin eğitim-öğretim açısından gelişime açık ülkelerde bu oranlara koşut olarak okuma oranları artmakta, bireysel ve toplumsal çatışmalar azalmaktadır. Bu pencereden bakıldığında, eğitimli insan gücünü toplumsal huzurun en önemli güvencesi olarak gerekçelendirmek pek de zor olmayacaktır.
Konuya eğitim-ekonomi düzleminde bakıldığında da gelişmiş bir ekonomi için bilgi birikimi yanında bilgiyi üretime transfer edecek bilgili/bilinçli kalifiye insan kitlesine gereksinim duyulacağı açıktır. Konusunu iyi bilen, beceri sahibi, etik ve ahlâki değerleri özümsemiş çalışanlar; motivasyon, üretim ve ARGE için en gerekli önceliklerdir. Her yönüyle yetişmiş insan potansiyeline sahip ülkelerin ekonomileri de bu güce bağlı olarak kaliteyi ve markalaşmayı yakalamaktadırlar.
Mesleki eğitimin önemsendiği eğitim anlayışlarında bununla bağlantılı olarak ekonomik getiriler de artmaktadır. Bilgili/bilinçli bireylerden oluşan toplumlarda, üretimin her açıdan yükselmesi yanında tüketimin ihtiyaçlarla sınırlandırılması, israfın önlenmesi, geri dönüşüm ekonomisine değer atfedilmesi gibi ekonomiyi destekleyen yan etkiler de ortaya çıkmaktadır. Güçlü bir ekonomi gerekçelendirilmek istendiğinde, karşımıza yine nitelikli eğitim kademeleri çıkmaktadır.
Konuya tümevarım yöntemiyle bakıldığında; bireyi bilgilendiren, bilinçlendiren, istendik davranışlar kazandıran ve toplumsal huzura götüren eğitim süreçlerinin sonucunda güçlü bir devlet yapısına ulaşılması doğal bir sonuç olarak karşılanabilir. Nitekim bu çıkarımın küresel ölçekte birçok olumlu/olumsuz örneği mevcuttur. Birey, aile, mahalle, semt, ilçe, il, bölge, toplum… biçiminde gittikçe büyüyen bu evrenin bileşkesi olarak devletin temelleri de güçlü bir biçimde sağlamlaşacaktır. Birey-devlet ilişkilerindeki bu sağlam tutumun da eğitimin doğal bir sonucu olduğu açık bir gerçektir. Bireylerin eğitim düzeylerinin düşük olduğu toplumlarda birey-devlet ilişkisi çoğu kez sorunlu olarak yürümektedir. Dolayısıyla devletin sağlamlığı, bekası ve düzenli işleyişi için de eğitim-öğretim etkinlikleri en önde gelen gerekliliklerden birisidir.
Birbirini besleyen bu tedrici gelişimin olumlu etkileri, hiç şüphesiz ülke sınırlarını aşarak bölgesel ve küresel ölçekte huzur ve barışa da hizmet edecektir. Zira, tüm insanlık gerçekte dünya adı verilen ortak evin paydaşlarıdır. İnternet teknolojisinin sınırları ortadan kaldırdığı çağımızda her türlü iletişim ve etkileşimin küresel ölçekte dalgalanmalara yol açtığı açıkça gözlemlenmektedir. Bu yönüyle eğitim-öğretim süreçleri aynı zamanda küresel istikrarın da güçlü bir gerekçesi olarak değerlendirilmelidir.
Konuya nereden bakılırsa bakılsın, eğitimin herkes için çok gerekli bir süreçler bütünü olduğu açıktır. Eğitimin gerekliği konusunda yukarıda sıralanan gerekçelere daha onlarca gerekçe eklenebilir. Birey, aile, toplum, ülke, yerküre… eğitim her yerde ve herkes için şarttır. Eğitimin tedrici bir süreç olduğu da dikkate alınarak eğitim zamanında ve zemininde verilmek zorundadır. Çünkü eğitimin telafisi yoktur, muadili yoktur; gecikir veya atlanırsa çözümü de yoktur. O bakımından eğitim-öğretim için ne yapılsa layıktır, haktır. Eğitim birey ve toplum için sudur, topraktır, havadır, güneştir;onsuz yaşanmaz. Yaşayan varsa, insanca yaşayamaz. Eğitim; insanca yaratılışın insanca sürdürülmesidir. Bütün bu gerekçelerin bileşkesi ve bütüncül sonucu olarak eğitime gerekli değerin ve önemin verilmesi; bireyler, toplumlar ve ülkeler için vazgeçilmesi düşünülemeyecek önceliklerdir. Nitekim eğitim; bireysel huzurun, sosyal uyumun, toplumsal güvenin, motivasyonlu çalışmanın, güçlü bir ekonominin… tek ve en geçerli yoludur! Geleceğin inşası da geleceğin güvencesi de yine eğitimdir!..