Sabır, kişinin yaşadığı zorluklar karşısında pes ederek “pasif” kalması değil; tam aksine “aktif” bir şekilde direnerek dik durmasıdır.Onurlu bir yaşam tarzıdır sabretmek.
Dünyada devlete, ahirette ise cennette ulaştıran ilahî anahtardır sabır.

Dili, dini, kültürü ne olursa olsun ve çalıştığı alanlar farklı da olsa bütün “başarılı” insanların ortak özelliğidir sabır. Dün sabredenlerin kazandığı gibi, bugün de sabredenler kazanacaktır, yarında…

Sabır,dünya hayatının her alanında gereklidir, fakat en çok da “eğitim” sürecinde. Eğitim, zannedildiğinden daha uzun ve daha dikenli bir yoldur. Bu yolun sonuna ancak sabredenler ulaşabilir. Sabredemeyen nice zeki kahramanlar(!) bu uzun yolda yorulup “dökülmüş” ve pes etmişlerdir.

İnsanoğluna hiçbir nimet zahmetsiz verilmemiştir. Elde edilen her nimeti sabırla zahmetine katlananlar elde ederler. Eğitim hayatı daha ailede başlayıp, okulda ve hatta okul sonrasında devam eden uzun bir süreci kapsayan yoldur. Bu yol sadece uzun değil, uzunluğu kadar içten ve dıştan gelen engellerle döşenmiş bir yoldur. Ama hiçbir mesafe “sabırla” aşılamayacak kadar uzun da değildir.

Eğitim müfredatında bulunmasa da, her öğretmenin öğrencilerine vermesi gereken en önemli eğitim, onlara varacakları menzilin uzun ve meşakkatli olduğunu ve bunu ancak sabırla aşabileceklerini öğretmesi/hatırlatmasıdır.

“İnsan aceleci yaratılmıştır” (Enbiya/37). Bütün isteklerini çabuk ve zahmetsiz elde etmeyi arzular. Oysa emek harcamadan, sabretmeden kazanılmış böyle bir başarı yoktur.

Eğitim, İbni Hacer örneğinde olduğu gibi sabırla suyun taşı bile deldiğine inanarak direnebilmesi ve geri dönüp eğitimine devam ederek çağlar ötesine geçebilmesidir.
Ustanın iyisinin eserinin kalitesiyle kıyaslandığı gibi, eğitimcinin iyisi de yetiştirdiği talebeleriyle kıyaslanır. Yarınları yaşayacak ve ona şekil verecek nesiller, ancak ve ancak sabırla yürüyerek hedeflerine ulaşanlar olacaklardır.

Eğitimde sabır sadece talebeye değil, en az onun kadar onu yetiştiren hocaya da gerekir. Hiçbir eğitimci genç nesilleri yetiştirirken sabırsızlık göstererek pes etmemeli ve asla ümidini yitirmemelidir. Kaybettiklerine “takılmadan” hep yenisini yetiştirmeye gayret etmeli ve geçmişteki başarısız olduklarına takılıp kalmamalıdır. Geçmişe takılıp kalanlar, dikiz aynasıyla şoförlük yapmaya kalkanlara benzerler. Böyle bir yolculuk ya bir duvarda ya da bir şarampolde sonuçlanır.

Rabbimiz Kur’an’da Peygamberimiz (sav)’e hitaben; “sabredenleri müjdele” (Bakara/155) diyerek, ödülü açıklıyor. Mahiyeti sahibince bilinen bu “ilahî müjde” sadece sabredenleredir. Peki, bu müjdeyi hak etmek için nelere karşı sabretmelidir?

En başta günahların cazibesine karşı sabır. Bir hadis-i şerifte Hz Peygamber (sav) buyururlar ki: “Cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle, cehennem de nefsin hoşlandığı şeylerle kuşatılmıştır.” Yani nefsin emrettiği bütün günahlar insan için caziptir. İyi bir Müslüman olmanın ilk yolu günahlara karşı sabretmek ve ondan kendini korumaktır.

Sonra ibadetlerin zahmetine karşı sabır. Her ibadetin farklı ölçüde de olsa bir zahmeti vardır. Hacdan oruca, namazdanzekata kadar…İbadetler için az da olsa devamlı olanı güzeldir. Yukarıdaki hadiste de belirtildiği gibi cennet nefse hoş gelmeyen amellerle kuşatılmıştır. Kula cenneti kazandıran ibadetler sabırla yapılabilecek salih amellerdir.

Yine cihadın zorluğuna karşı sabır…Cihad, Hz Peygamber (sav)’in ilk gününden son gününe kadar hiç ara vermeden eda ettiği yirmi üç yıllık risalet döneminin en önemli ibadetiydi. Gerek Mekke döneminde ve gerekse Medine döneminde tebliğ, davet, emr-ibilma’ruf ve nehyi anilmünker, hicret, kıtal ve ilay-ı kelimetullah olarak cihadın her kademesini yerine getirmiştir.

“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Rasülüneiman eder, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Saf/10-11) Bu ilahî hitabı ancak nefsine karşı sabredenler eda edebilir.

Yolun uzunluğuna ve zaferin gecikmesine karşı sabır… Cihadın sürekliliği esastır, “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din Allah’ın oluncaya kadar…” (Enfal/39) ilahî emrine uygun olarak, yeryüzünde adaleti ve tevhidi sağlamak için bıkmadan sabırla cihad edebilmek mühim bir gerekliliktir.

Bâtılın güçlenip yayılmasına ve onların komplolarına karşı sabır…İlk insan ve ilk peygamberle başlayan Hak batıl mücadelesinde hep Hakk’ın yanında yer alıp batılın karşısında durabilmek ancak sabredenlerin işidir. Zaman zaman güçlenip hakkın erlerine karşı hile ve komplolar kuran düşmanlara karşı direnebilmek sabredenlerin davranışıdır.

Dostların desteğinin azalmasına karşı sabır… Hakk’ın hakimiyeti için çalışanlar bilmelidirler ki, dost bildiklerinden her an yan çizip desteğini çekenler, hatta düşman safına geçenler olacaktır. Onların bu ihanetlerine karşı moral gücünü yitirmeden sabırla cepheyi terk etmemek gerektir.
Musibetlere karşı sabır… Bu dünya imtihan dünyasıdır, her imtihanda nimet de bulunur, musibet de. İster doğal afet denilen insan iradesinin üstündeki belalar olsun, ister insan iradesiyle oluşanlar olsun bütün bunların Allah’ın bilgisi dışında olmadığını bilerek dayanmak gerekir.

Hastalıklara karşı sabır… İmtihan dünyasının bir özelliği de insan organları zamanla yıpranacak ve hastalanacaktır. Bu hastalıklara isyan etmeden sabretmek… Yani sabır, imtihanın sırrını kavrayabilmektir.

Zararlı gıdalara karşı sabır… Helal olduğu halde bazı yiyecekler insanın bazı hastalıklarını daha da artırabilir. Diyet yapanların bu tür zararlı yiyeceklere karşı sağlığını koruyabilmesi ancak sabırla mümkündür.

Duaların kabulünün gecikmesine karşı sabır… Her dua Alemlerin Rabbi olan Allah’a sığınmaktır ve sahibine sevap kazandıran bir ibadettir. Yapılan bu duaların bir kısmını Allah hemen kabul ederken, bir kısmını gecikmeli kabul eder, diğer bir kısmını ise hiçbir zaman kabul etmez. Bunun sırrını ancak Allah bilir. Duayı yaparken hiçbir zaman ümidini kesmeden, ibadet şuuruyla sabırla devam edebilmek…

Sabır, kadere razı olmaktır. Kader yüce Allah’ın sonsuz ilmiyle âleme hükmetmesidir. Kulun yaşadığı hiçbir an O’nun bilgisi ve rızası dışında değildir. “Kadere iman eden kederden emin olur.” desturunu hatırdan çıkarmadan ve moral gücünü kaybetmeden bir yaşam sürebilmek ancak sabırla olur.

Sabır, düşmanına bile merhamet ederek, onu dosta çevirebilmektir. Mümin kişi kendisine düşmanlık edene karşılık verirken adaletli ve sabırlı olursa zamanla aralarındaki düşmanlık dostluğa dönüşebilir.

Ailesinden kaynaklanan problemlere karşı sabır. Kişi, ailesiyle ilişkisine göre “değer” kazanır. Böylece en yakınından itibaren aile fertlerinden gelen olumsuz davranışlara sabırla karşılık verebilenler hem kullar katında, hem de Allah katında değerlidirler.

Anne babayla gerekli şekilde ilgilenmek her evlat üzerine farzdır (İsra/23).Ana babalar hem gençliğinde hem de yaşlılığında çocukları için büyük bir imtihandır. Onların kalbini kırmadan helal olan bütün istek ve ihtiyaçlarını gidermek, sahibinecenneti kazandıran büyük bir sabır örneğidir.

Aile hayatı denen evlilik, ancak eşlerin karşılıklı sabırlarıyla ayakta kalabilir. Evlilik sadece iki ayrı cinsin nikahla beraberliği değil, aynı zamanda iki ayrı “kişiliğin” beraberliğe karar vermesidir. Bu beraberlik karşılıklı sabır ve fedakarlıkla yürür. Yani evlilik eşittir, “eşine karşı sabredebilmektir.” Çünkü erkekler ve kadınlar öncelikleri ve amaçları yani “fıtratları” çok farklı olan iki ayrı kişiliktirler. Evlilik, bu farklılığın beraberliğidir.

Beraber aile olmaya karar veren ebeveynlerin eseri olan çocuklar, onlar için büyük bir imtihandır. Gerek bebeklik, çocukluk yıllarında olsun, gerekse ergenlik ve olgunluk dönemlerinde olsun onların yetiştirilmesi bir sabır şaheseridir. “Yorulmadan”, “ümitsizliğe düşmeden”; tüm taşkınlıklarına, tecrübesizliklerine ve cehaletlerine rağmen onları yetiştirmeye devam edebilmek sabrın zirvesidir.

Ve diğer akrabalar;bütün cehaletlerine, aç gözlülüklerine ve yanlışlıklarına rağmen “… akrabaya veriniz…” (Nahl/90) ayetin emrini yerine getirebilmek, onları koruyup kollayabilmek ancak ilahî emre sabırla itaat etmekle mümkündür.

Saadet medeniyetini inşa edecek olan, beden ve ruh sağlığına sahip; mutlu, başarılı ve olgun bireyler yetiştirmek eğitimin ilk hedefi olmalıdır. Bu derinliğe, canlılığa ve amaca ulaşabilenler ancak sabrederek mücadele verebilenlerdir. Sağlıklı bireylerle huzurlu yarınlar için, eğitime “sabır” tohumu ekmek dileği ile…

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum