İnsan fani bir varlık; doğuyor, yaşıyor ve süresi dolunca da dünyayı terk ediyor. Kimi bu bitmesi kesin olan hayatı bir gayesizlik içerisinde geçilirken, kimi de güzelliklere sebep olabilmek için gayret gösteriyor ve ahiret aleminde faydasını göreceğimiz şeyleri yaşayıp, yaşatabilme gayreti içine giriyorlar. Şartların olgunlaşmasını beklemeden, yaşadığı anda “Güzel neyi yapabilirim?” fikrinde olanlar aydınlanırlar ve aydınlatırlar.
Satılmış Said Vargün kimdir?
1949 yılında Ankara Altındağ Peçenek Köyünde dünyaya gelmiştir.
İlkokul ve ortaokulu Gülveren’de, liseyi Kurtuluş Lisesi’nde bitirmiştir.
1971 Ankara İlahiyat Fakültesi’nden mezun.
1972 Diyanet İşleri Başkanlığı Derleme Yayın Müdürlüğü’nde çalıştı.
1975 Uluğbey Ortaokulu’na atandı.
1992 Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalıştı.
1999 yılında emekli oldu.
Halen, kurduğu vakıfta sosyal çalışmalarını sürdürmektedir.
S. Said Vargün’ün yetiştiği ortam göz önüne alınırsa, belki de en zor yapabileceği şey; o gün için, yüksek tahsil yapabilmekti. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni okuyor, öğretmen oluyor, okulda öğretiyor, okul dışında öğretiyor, ev toplantısını sebep yapıp öğretiyor. Akşam sıcak sobasının başında uzanıp çay içmek varken o sahada eğitime devam ediyor. Maddi imkânların kısıtlı bulunduğu dönemlerde, öğrencilerinin bir hadis fazla dinleyebilmeleri için ortam kurmaya çalışıyor. İslam ahlakından iki satır okusun, bir kural dinlesinler diye ailelere rica ediyor; onları bir araya toplamaya çalışıyor. O istiyor ki muhabbetle içilsin o ev sahibinin ikram edeceği çay. Hâlbuki O, gündüz okulunda dersini yapmış, vazife tamam, aylığını hakkı ile alacak kadar görevini yerine getirmiştir. O, diğer arkadaşları gibi evine hemen gitmiyor, şiddetli soğuk, kar, kışta gençleri derse götürüyor. Arabanın yaygın bulunmadığı dönemde bu gençlerin bir de geri evlerine döndürülmeleri var. Birilerine rica ediyor, onlara dolmuş parası ayarlıyor.Hocamız başını yastığa huzurlu koyuyor, içi ferah, ibadetini yerine getirmemin mutluluğu içindedir. Evinde pişen sıcak çorbasını içemiyor, gün oluyor duraklarda beklerken ayakları donuyor soğuktan. İstirahat etmesi gereken vakitlerde O hep koşuyor, çünkü ümmetin evlatlarının Peygamberlerine layık olabilmelerinin sızısını içinde taşıyor. Bunlar iyi yetişirse, halk iyi olur, devlet iyi olur, ümmet iyi olur düşüncesindedir.
En mükemmel olan yapılsın istiyor. Çünkü talip olduğu makam Allah’ın rızasıdır. Karşılık almıyor, talep etmiyor, ima etmiyor, rencide etmiyor. Geliri bir öğretmen maaşıdır. Aşk, feyiz muhabbet ile koşturuyor, yoruluyor. Artık hocanın gayreti mahallelere, ilçelere taşıyor. Öğrencileri ile il dışı geziler haline çevriliyor. Eğleniyorlar, geziyorlar, öğreniyorlar. Öğrencilerini evinde, işyerinde veya okulunda ziyaret ediyor.
Hocamız, tarih bilinci ve şuuru ile vakıf müessesesini canlandırıyor. Çocuklar, gençler, öğrenciler faydalansın diye kütüphane kurulmasına sebep oluyor. Buraları eğitim merkezine dönüştürüyor. Daha sonra kültür merkezi oluşturarak “Önce yaşadığım çevreme hizmet etmeliyim” anlayışı ile yola çıkıyor.
Öğrencilerin kütüphaneden faydalandığını görüyor, içi huzur doluyor, biliyor ki onlar ileride her biri bir göreve gelecek. Görev liyakatine sahip olsunlar, hak yemesinler, can versinler ama manevi değerlerden ödün vermesinler. O, kendi bedenini, emeğini, sağlığını da vakıf etti.
Merhamet dolu kalbi ile bir muhtaç görmüşse sağına, soluna bakmadan yardımcı olur. Aldığı görevleri layıkıyla yerine getirmeye gayret eder. Halkla beraber, iç içe, yan yanadır. O ulaşılmaz değildir, kendini odalara kapatmaz. Dert dinler, gönül alır, ziyaret eder, misafirlerini ağırlar, sever, sevilir. Koltuk sevdalısı olmamıştır. Çünkü koltuğun adı veya makamı ne olursa olsun, gaye Allah rızası olmalıdır. O’nun gayreti örnek gösterilecek bir gayrettir. Çünkü O, emekli olmayan muallimdir. Bu kadar yeter deyip bir kenara oturmamıştır. Onun çay, sohbet, muhabbet ortamlarında bulunanlar bulundukları alanlarda verimli olmaya devam etmektedir.
Eşlerimizin üzerinde emeği çok olan hocamız, ilerleyen yıllarda da bizlerin çocukları ile ilgileniyor. Ben babalarını yetiştirdim, şimdi de bunlarla başkaları ilgilensin demeden. Geleceklerini dahi düşünür. Çocuklarımız yanında olduğu zaman tam bir dede edası ile mutluluk gözlerinden okunur. Onlar için fikir üretir, sohbet eder, satranç oynar, yesinler, içsinler ister. Bölgesine yerleşen muhacirlerin ilk envanterini oluşturan, maddi-manevi ihtiyaçları ile ilgilenen; hocamız ve kurduğu vakfı olmuştur. Bebekler, yaşlılar, işsizler, hastalar, öğrenciler araştırılıp bilgileri kayıt edilmiştir. Belirlenen ihtiyaçlar ilacından yakacağa, giyecekten yiyeceğe kadar ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor.
O hastalık esnasında bir güç bulunca vakfında bulunur.Kargaşa, gürültü, kalabalık bir ortam oluşuyor, orada bulunuyorsa halinden hiç şikâyet etmiyor. Gürültü yapmayın, susun gibi kelimeleri kullanmıyor. Sevgi ile tebessüm ile olgun edası ile yaklaşıyor onlara. İkramları hiç eksik olmaz. Hocamız, bazı dostlarını, öğrencilerini arıyor samimiyetlerine isnaden çocukların yiyeceğini karşılamalarını rica ediyor.Sohbetleri hep ümmetin dertlerine çare olmak, ders ve çözüm niteliğindedir. Allah sıhhat içinde bereketli ömür versin.
Öğrencilerinden Av. İsmail Yurtoğlu’nun dilinden:
1975 yılında Uluğbey Ortaokulu, ikinci sınıf öğrencisiyim.
Kapı açıldı, yeni ve genç hoca içeri girdi.
Selam vermişti ve gülümsüyordu.
O güne kadar gördüğümüz hocalarımıza hiç benzemiyordu, diğerlerinden çok farklıydı.
Hocamızın gülümseyen yüzü, samimi ve sıcak tavırları bizleri oldukça rahatlatmıştı.
O tarihten sonra, hep dost olduk, arkadaş olduk hocamızla.
Dersler, sıcak ve samimi bir ortamda gerçekleşiyordu.
Derslerin dışında da hocamızla irtibatımız devam ediyordu.
Teneffüslerde rahatlıkla konuşabiliyorduk.
Cuma namazlarımızı rahatlıkla hocamızla birlikte, Uluğbey Camii’nde eda edebiliyorduk.
Hocamız, bizimle birebir ilgilendiği gibi, ailelerimizle de irtibata geçiyordu.
Hocamız, mezuniyetimizden sonra da bizleri unutmadı.
Her zaman bizleri arayıp, sordu. Derdimizle ilgilendi, sevincimizi paylaştı.
Neredeyse günün yirmidört saatini öğrencilerine harcıyordu.
Her öğrencisiyle ayrı ayrı ilgilenen hocamız, kendi ve sıcak yakınlığına cevap veren bir kısım öğrencilerinden ekipler oluşturuyor, bu öğrencilerin sürekli birbirleriyle irtibatlı olmaları ve diğer öğrencilerle sıcak temas kurmaları konusunda çaba sarfediyordu.
Bize öğrettikleri; Allah sevgisi, peygamber sevgisi, vatan sevgisi, millet sevgisi, insan sevgisi idi.
Küçüğe sevgiyi, büyüğe saygıyı, fedakârlığı, vefalı olmayı, misafirperverliği, yardımlaşmayı, sabrı, kardeşliği, yerli–yersiz şikayet etmemeyi; kısaca ne kadar güzel haslet varsa hepsini bizlere tavsiye ediyor, fiilen de yaşayarak bizlere gösteriyordu.
Hocamız, ülke toprağına tohum saçıyor; yeni, taze fidanlar dikiyor; mevcut fidanları en güzel şekilde budayarak şekillendiriyordu.
Okul dışında da bizleri arayıp soruyor, evlerimize kadar ziyarete geliyor, ihtiyacı olanlarımıza yardımcı oluyordu.
Ev ziyaretlerini, kalabalık bir öğrenci grubuyla gerçekleştiriyordu. Böylece öğrenciler ve aileler tanışıyor ve kaynaşıyordu.
Haftasonları geziler ve çeşitli sosyal faaliyetler düzenleyen Hocamız, bize arkadaş gibi davranıyor, bizlerle beraber faaliyetlere katılıyordu. Unutmadığım anılardan biri de; arabaya doluştuk ve arkadaşımızın köyüne gittik. Tekerlekler çamura battı çıkartmak için az uğraşmadık.
Lise döneminde hocamız bizi, Milli Türk Talebe Birliği ile tanıştırdı. Hergün okul sonrası oradaydık, sohbetlerimiz çok verimli oluyordu. Yeni arkadaşlarla halkamız genişliyordu. Burada misafirlere çay ikramı yapmak çok hoşuma gidiyordu.
Bu mahalde Hocamızın önderliğinde bir kütüphane kuruldu. Kütüphane hergün öğrencilerle dolup, taşıyordu. Burada çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetlerde yürütülüyordu.Münazaraları burada öğrendik.
Kütüphanenin altında da Yakup Bey’in hocalığını yaptığı bir tekvando kursu açıldı.
Buralarda çok sıcak ve samimi arkadaşlıklar, dostluklar kuruldu.
Lise sonda, Hocamızın öğrencilerinden oluşturduğumuz 7-8 kişilik öğrenci grubu ile her hafta sonu, Sultan Camii’nde toplanıyor ve sohbet ediyorduk.
Bu tarihlerde ülkenin anarşi içerisinde olduğu bir kaos dönemi yaşanıyordu. Hocamızın öncülüğünde, bizler çatışmayı değil barışı, kardeşliği, vatanın bütünlüğünü tercih ettik. Hiçbir çatışmaya katılmadık. Barışı ve kardeşliği yaşatmaya çalıştık. Hocamız bizleri taşkınlıktan, kavgadan, çatışmadan uzak tuttu.
12 Eylül ile birlikte bu dönem kapandı.
Ama durmak yoktu, yola devam edilecekti.
12 Eylül sonrası ilk yapılan, küçük bir kırtasiye açmak oldu. Burada hem bir araya gelebiliyor, hem de ihtiyaç sahibi öğrenciler için maddi imkân sağlanıyordu.
Daha sonra 1988 yılında, Hocamızın öncülüğünde mahallemizin adını taşıyanvakıf kuruldu. Bu merkezde, ailelerinden ayrılıp Siteler semtinde çalışmaya gelen, kalacak yeri olmayan veya yakınlarına yük olmak istemeyen gençler ağırlandı.
Burada bir kütüphane açıldı, çok yararlı işlerin yapılmasına vesile oldu. Burada yüzlerce öğrenci kitap ve bilgi ihtiyacını karşıladı. Fakirlere yardım edildi, toplantılar yapıldı, insanlar kardeş olduklarını gördüler.
1991 yılında yapılan milletvekili seçimlerinde ülkeye, millete ve insanlığa daha iyi hizmet verebilmek için, Ankara 2. Bölgeden, Refah Partisi’nden milletvekili adayı olarak seçimlere katıldı.
Kurduğu vakıf önce Somalili kardeşlerimize daha sonra Suriyeli kardeşlerimize kucak açtı. Binlerce Suriyeliye kardeşlik hukuku gereği yardım ve desteğini sürdürmektedir.
Yeni bir proje olarak, Gençlik Kültür Merkezi yapıldı.Faaliyetlerinin bir kısmı buradan devam etmektedir.Günümüzde Hocamızın vatan, millet sevdalısı olarak yetiştirdiği pek çok öğrencisi, önemli makamlarda yönetici olarak, pek çok öğrencisi de işadamı olarak ülkemize ve milletimize hizmet etmektedirler.
Riya olacak diye fotoğraf çekilmekten bile çekinecek samimiyete sahip Hocamızın saçtığı tohumlar yeşermiş, fidanlar meyve vermiş, yeni tohumlar saçılmaya, yeni fidanlar dikilmeye başlanmıştır.
İşin en ilginç yanı; Hocamız bunca faaliyetlerini, genelde yaya olarak yürütmüştür. Herhangi bir öğrencisini ziyaret için kilometrelerce yol yürümüştür. Hiç üşenmemiş, bıkmamış ve küsmemiştir.
Bugün her şeye rağmen kendisini korumuş ve yetişmiş bir nesil varsa Said Vargün hocamız gibi gayret içinde olan, İslam’ı dert edinmiş gerçek muallimler sayesindedir. Biz Onu çok seviyoruz.Hocamız için en güzel ödülün ise öğrencileri tarafından aranıp, sorulmak olduğunu düşünüyorum.
Bizim için örnek ve önder olan, ülkemiz için çok önemli bir değer olan Hocamıza hiçbir menfaat gözetmeden insanlarımıza ve ülkemize yaptığı hizmetlerden dolayısıyla teşekkür ediyor, sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum.