Eğitim, bireye bilgi, beceri, alışkanlık ve tavırlar kazandırma etkinliğidir. Başka bir deyişle eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla plânlı ve programlı olarak istenilen değişmeyi meydana getirme sürecidir. Bireysel ve sosyokültürel değişkenlerin etkileşimidir. Bu etkileşimin sonunda, kişinin amaçları, bilgisi, davranışları, istek düzeyi ve olumlu ya da olumsuz ahlak ölçüleri gelişip değişir.
Madem eğitim etkileşim yoluyla gerçekleşmektedir, o hâlde öğrenci-öğrenci, öğretmen-öğrenci, öğrenci-sosyal çevre, öğrenci-fiziksel çevre vb. arasındaki etkileşimler üzerinde hassasiyetle durulma zarureti de kaçınılmaz olacaktır.
Kabaca eğitimin amacı; bireyin kendini geliştirmesine imkân hazırlayarak insan ilişkilerini, ekonomik etkinliğini ve vatandaşlık sorumluluğunu geliştirmektir. Eğitimciler, eğitimin öğrenci davranışlarında değişiklik oluşturan donanım gerektiren bir süreç olduğunda birleşmektedirler. Ancak bu sürecin gerçekleşmesi için nitelikli bir eğitim gerekir ki o da, iyi öğretmen, öğrenci ve donanımlı okullarla olur.
Peki, başta okullar olmak üzere bu süreci gerçekleştirecek unsurların nitelik açısından yeterliliği ne durumdadır? Hızla artan özel okulların durumu bu tabloda hangi alanı doldurmaktadır?
Bu yazımızda özellikle, özel okulların içinde önemsiz sayılamayacak bir yer tutan buna rağmen pek de kimsenin dikkatine takılmayan apartman okulların durumuna alan daraltmasına giderek konu edinip dikkat çekeceğiz.
Konu o kadar dikkatten kaçmış, süreç içinde bir iki gazete yazısı dışında o kadar göze takılmamış ki mesele tümden garip kalmış. İşin üzücü yanı ise gündem yapılmaya çalışılan o az sayıdaki yazılardan birinde söz edilen okul, bizzat görerek sağlamaya aldığımız üzere haksız yere apartman okul diye yaftalandığı için sulandırılmış, mevzunun hassasiyet ve önemine gölge düşürmüş.
Durumu daha iyi değerlendirmek adına şimdi kısaca alıntılayacağım bir iki istatistikî veriye göz atalım:
DW Türkçe’nin haberine göre, “Millî Eğitim Bakanlığı ‘Millî Eğitim İstatistikleri-Örgün Eğitim 2018-2019’ verilerine göre Türkiye genelinde 12 bin 809 özel okul bulunuyor. Bu okullarda 1 milyon 440 bin 577 öğrenci okurken, 169 bin 740 öğretmen görev yapıyor.”
Yani mevzunun ilgilendirdiği öğretmen, öğrenci, idarecilerden oluşan kişi sayısı aileleri de dâhil ettiğimizde azımsanmayacak bir nüfusu etkiliyor.
Özel okul sayısı o kadar plansız şekilde artırılmış, verilen teşvikler o kadar cazip gelmiş ki, okul diyemeyeceğimiz apartmanlar, apartman daireleri, hatta 9-10 katlı yüksek apartmanların altına depo veya Gross Market olmak üzere inşa edilen mekânlar çoktan özel okul hâline getirilmiş durumda.
Eğitim Sen, 2013 (4+4+4) düzenlemelerinden bu yana verilen "Özel Öğrenim Teşvikleri”nin özel okul sayısını artırdığını düşünüyor. Düzenleme öncesine göre özel ilköğretimlerin yüzde 375, öğrenci sayısının yüzde 95 arttığını, aynı dönemde özel lise, özel mesleki ve teknik lise sayılarınınsa toplamda yüzde 740; giden öğrenci sayısının da yüzde 250 artış gösterdiğini dillendiriyor.
Çünkü her ne kadar an itibarı ile kademeli olarak kaldırma kararı alınmış olsa da uzun yıllar Bakanlık tarafından her yıl görünüşte özel okullarda okuyan öğrencilere, aslında özel okullara giden öğrenciler için bu okulların bizatihi kendilerine eğitim ve öğretim desteği verilmiş olması bu okulların çoğalmasına neden olduğu biliniyor.
Mesela 2019'un ilk 6 ayında özel okullara 2 buçuk milyar lira kaynak aktarıldığı rakamlarla sabit de deniyor. (Buraya kadarki rakamlar pandemi öncesine kadarki döneme aittir. Pandemi sürecinde 800 civarında özel okulun kapandığı söylenmektedir.)
Bunun yanında, özel okullara teşvik verilirken eğitime ayrılan kamusal kaynakların da azaldığı iddia ediliyor.
İstatistiki rakamlara bakıldığında MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı 2019'da yüzde 11.84 iken 2020 için yüzde 11.45'e gerilediği, MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan payın ise 2002’deki yüzde 17.18’lik paydan, 2019'da yüzde 4.88'e geriletildiği, 2020 için ise bu oranın daha da düşerek yüzde 4.65'e indirildiği görülüyor.
Ayrılan bütçenin gittikçe azaltılması tabii ki eğitimi olumlu etkilemiyor. Bunun yanında son 3 senedir eğitim yardımı adıyla verilen devlet desteği kademeli olarak kaldırılması evrim geçirmiş versiyonu ile okul açmayı teşvik (Eğitim Sektörü Yatırım Teşvikleri) adı altında direkt yeni özel okul açılmasına yarayacak yeni teşvik ilaveleriyle daha bir genişletilmiş gibi duruyor. Bu teşvik sistemi 19/6/2012’de yürürlüğe konmuş olsa da sonraki yıllarda (mesela 2017’de) teşviklerin kapsamı alanı kademeli olarak genişletilmiş.
Bedelsiz arsa tahsisinden komple yeni okul yapımına, her tür modernizasyondan, havuz -salon - bahçe gibi her tür ünitenin yapım ve düzenlemesine, her tür inşaat gideri, ekipman, teçhizat alımından yok artık diyebileceğiniz marka - lisans almaya kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor.
Üstelik KDV indirim oranı %18, Kurum ve Gelir Vergisi Muafiyeti ise % 50 oranında. Yani özel okul açılmasına destek, devletin kendi okullarına vermediği kadar tam gaz sürmekte.
MEB’e bağlı devlet okullarının durumuyla bu özel okul teşviklerini kıyasladığımızda devlet okullarının ihtiyacı ya ihtiyaç olarak değerlendirilmediğinden ödenek tahsis edilmiyor ya da mesela ilkokul ve ortaokulların İlçe Millİ Eğitim üzerinden verildiği için zamanında ödenek çıkmıyor veya piyasa şartları gereği tutarının çok altında gerçekleşiyor.
Böylelikle devlet okulları kendini, aradaki farkı nereden karşılayacağını bilememek gibi, ihtiyacını nasıl karşılayacağı gibi bir problemin içinde buluyor. Bu ise özel okul lehine (tersinden okursak devlet okulu aleyhine) haksız bir teşvik sonucunu doğuruyor.
Apartman Okullarda elbette bu teşvikten nasibini fazlasıyla almış görünüyor. Teşvik denilen bu para aktarımı elbette birilerine cazip geliyor. Özellikle iktidara yakın iş adamları ve çevreler eğitim sektörüne yatırım yaptı. (Çünkü resmî rakamlarda yapılan örneklemde misalen 10 milyarlık bir yatırımda 6,5 milyarlık bir teşvik alınabildiği görülüyor.) Bu kişiler, aldıkları teşvikleri ise başka alan faaliyetlerine aktardılar deniyor.
Dershanelerin kapanmasından sonra(14 Mart 2014) bu apartman öğretim kurumlarının “apartman dershanelikten” okul öncesi, ilk-orta fark etmeksizin “apartman okullara” “Temel Lise” adıyla da lise statüsüne terfi ettiği, okullaşmamaları hâlinde ise kurs veya etüt eğitim merkezleri adı altında faaliyetlerini aynen devam ettirdikleri biliniyor.
Dershanelerin kapatılması için getirilen değişik çözümler sorunların giderek derinleşmesine yol açmış. Açılan bu okullar, fiziksel mekân olarak dershanelerin, dar merdivenli apartman ve iş hanları gibi eski yerindeki fiziksel mekânlar olduğundan bu fiziksel mekânların fiziksel aktivite ve spor uygulamalarında ciddi sorunlar oluşturduğu görülüyor.
Çocuklar zamanlarının büyük bir kısmını okulda yaşayarak geçirdikleri için diğer negatiflikler yanında bu okullardaki beden eğitimi ve fiziksel aktivite eksikliği hatta bazı uzmanların iddiasına göre obezite, fiziksel yetersizlik, postürel bozukluklar, solunum sistemleri ile ilgili problemlerle evlerine dönüyorlar.
Araştırma sürecinde eğitim yapıları ve donanım standartları yönetmeliklerini incelediğimizde gördük ki aslında yapı yönetmeliklerine sadece bu apartman okullar değil, MEB’in kendi okulları dahi pekte uymuyor. Apartmandan bozma bu okulların ise bu standardı tutturmanın yakınından bile geçmediği muhakkak. Zaten bu yönetmeliklerde koridor genişliğinden, derslik yüksekliğine öğrenci başına düşen metrekarelere veya metreküplere kadar birçok farklı rakam telaffuz edildiği için oldukça karışık ve mesela bir kurumun yönetmelik ve standartlara uymayan yanlarını kılıfına uydurulabilme imkânına sahip olabileceği, yoruma açık kaçamak boşlukları barındırıyor.
Kişisel olarak 4-5 tanesini görüp müşahede etmiş olarak kafamda bir sürü deli soru geziyor.
Yönetmeliklere ve belirlenen standartlara aykırı tarafları belli ki kitabına uydurularak açılan bu apartman okulların ne okul mimarisi açısından ne eğitim açısından ne de öğrenci psikolojisi aççısından uygun olmayışı ortadayken bu garabetlere kim neden izin verdi?
Bu apartmandan bozma okullarla ne yapılmak isteniyor, devlet eğitimden elini eteğini çekip yatırım ve teşvik yönlendirmeleriyle eğitimi özele mi havale etmeye çalışıyor?
Eğer öyleyse kontrol mekanizması ve eğitim giderleri ne durumda olacak?
Peki ya bu okulların öğrenci psikolojisine etkisi nedir?
Neredeyse tamamında bahçesi dahi olmayan bu okulların çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimine etkileri nelerdir?
Bu ortamların hafızaya, beyin gelişimine etkisi dikkate alınmış mıdır?
Bu okullara giden çocuklar; bedensel gelişim, sosyal gelişim, duygusal ve bilişsel gelişim açısından nasıl etkilenmektedir?
Apartman okulların güvenlik açısından değerlendirilmesi yapılmış mıdır?
Mantar gibi türeyen bu kurumlara devlet izin verirken böyle bir bakış açısı ile bir araştırmaya gitmiş midir? Mevcut açılmış olanların hesap vereceği bir merci var mıdır?
Müfettişlik sisteminin eğitimi denetlemekten el çektirildiği, artık eskiden olduğu gibi olmadığı, öğretmenleri ve eğitimi değil ancak binaları denetleyen bir çeşit atıl mekanizma hâline getirildiği bir sistemde bu okullar denetlenmekte midir?
Mevcut güncel standartlarının durumları ve yeterlilikleri nelerdir?
Kısaca eğitim apartmanlara mı emanet edilmiştir?
Son söz olarak konuya ilgili makamların acilen el atması gereğini hatırlatıyor, acil eylem planlarına dâhil edilmesinin pek çok konuda can çekişen eğitim sistemimizi, onun da ötesinde buralarda eğitim almaya çalışan geleceğimiz evlatlarımızı epey rahatlatacaktır.
Bu konu, başta ilgililer ve bu konuyla ilgilenenler olmak üzere dert edinecek herkesin dikkatine takılsın diyoruz.