İnsanların farklı oluşları, tabiatları gereğidir yani fıtrat gereğidir. Bütün insanlar farklı yaratılmışlardır. Bireysel olarak değerlendirdiğimizde sekiz milyar insanın tamamı birbirinden farklıdır. O hâlde bu tabii durum en temel zenginlik olarak değerlendirilmelidir.

Toplumsal olarak da bakıldığı zaman aileler, kabileler, aşiretler, ırklar vb. topluluklar hep bir farklılık üzerine kurgulanmışlardır. Bu farklılıkların şekillenmesinde sosyal olguların belirleyici etkileri vardır. Bu olguların en önemlileri olan din, örf, adet ve gelenekler; toplumların ve bireylerin sosyalleşmesinde aynı zamanda dinamizmini geliştirip korumasında çok önemli bir etkiye sahiptir. Bu değerlendirmelerimizi iki temel olgu üzerinden devam ettirebiliriz.

  1. Bireysel farklılıklarımız: İnsan biriciktir. Hiçbir özelliği ile başkasının aynısı değildir. Bireysel özelliklerimizin bir kısmını kalıtım yoluyla elde ederiz. Büyük bir kısmını ise çevremizle kurmuş olduğumuz ilişkilerimiz ve sosyalleşme sürecinde ediniriz. Kalıtımla sahip olduğumuz özelliklerimiz soya çekim yaklaşımıyla ortaya çıkmaktadır. Sonradan edindiğimiz özelliklerimizde ise çevresel etkenler belirleyicidir. İnsan için her gelişim dönemi sürecinde öğrenmelerini kolaylaştıran ve sosyalleşmesini sağlayan model kişilikler ve uygulamalar olmuştur. Özellikle küçük yaş gruplarında (çocuklarda ve ergenlerde) anne babalar ve öğretmenler büyük bir sorumluluk taşımaktadırlar.
    Çocuklar ve gençler gelişim dönemi özelliklerinin gereği olarak anne, babaları ve öğretmenleri büyük oranda sorgulamadan otorite olarak kabul etmektedirler. Bu yaş gruplarına doğru modelin sunulmasında sorgulamaya büyük oranda kapalı otorite yaklaşımının davranış kazandırmada üstlenebileceği rol unutulmamalıdır. Anne babaların ve öğretmenlerin etkileşim içerisinde bulunduğu bireylere ilişkin otorite algısı, pozitif yönde yapılandırılabilirse ortama sağlayacağı güven ilişkisi öğrenmeyi kolaylaştıracağı gibi bu öğrenmelerin kalıcılığını da arttıracaktır. İnsanlar arası ilişkilerde otorite kavramı iki şekilde değerlendirilebilir.
    Bunlardan birincisi onay ve kabul, ikincisi ise haddini bildirme ve dayatma yaklaşımıdır. Onay ve kabul de pozitif yaklaşım vardır. İlişki içerisinde bulunduğumuz birey kendisini güven içerisinde hisseder. İlişkimiz karşılıklı güven içerisinde, sorgulamadan uzak destek içerikli yapıcı eleştiri ile rencide olma ve edilmeye sıfır tolerans ilkesiyle sürdürülmelidir. Diğer otorite yaklaşımında ise bireye haddini bildirme, ayar verme, dayatma söz konusudur. Bireyin düşüncelerinin önemi yoktur. Bu vesileyle ortamda güvenden bahsetmek de mümkün değildir. Bireysel farklılıklarda öne çıkan, ilgi ve yetenek farklılıklarıdır. Bireyler için kapasite sorgulaması yapılamaz. Performans sorgulaması yapılabilir. Çünkü asıl olan bireyin mevcut kapasitesini ne kadar performe ettiğidir.
    Allah-u Teala Kur’an’ı Kerim’de “Her insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır (Necm suresi, 39).” buyurmuştur. Bu ayet-i kerime emek için açık çek niteliğindedir. Dolayısıyla her bireyin kendisini kanıtlayabileceği bir yetenek alanı mutlaka vardır. Bu alanlarda ortaya konulan emek ve ürünler desteklenmelidir.
  2. Toplumsal Faklılıklarımız: Toplumsal farklılıklar, ayrışma ve ötekileşme/ötekileştirme sebebi sayılmamalıdır. Toplumu oluşturan yapıların taşıdığı bütün farklılık alanları zenginliktir. Hiçbir farklı oluş öteki olarak ve dışlama gerekçesi sayılamaz. Sosyoekonomik farklılıklar, kültürel farklılıklar, mezhep farklılıkları, farklı gelenek ve görenekler diğer topluluklar için ön kabul gerekçesi yapılmamalıdır. Hem bireysel ilişkilerimizde ve hemde toplumsal ilişkilerimizde önyargılarımız büyük iletişim engeli sayılmaktadır. Evrensel kabul ilkeleriyle çelişmeyen farklılıklar, bireyi ve toplumu geliştiren zenginliklerdir.
    Toplumlar sürekli olarak etkileşmek ihtiyacı içerisindedir. Bu etkileşme sonucunda olgunlaşmış davranış kalıplarının ortaya çıkması beklenmektedir. Bu toplumsal farklılıklar uzunca yılların derinliklerinde yeşerip olgunlaşmış belki de büyük sosyal dönüşümlerin yaşanmasında insanlık hazinesinin temel taşları sayılmıştır.
    Bu gerçek ortada dururken küçük hesaplarla gerek bireysel gerekse toplumsal ayrışmaları sıfır tolerans yaklaşımıyla insanlık belleğinden çıkarmak gerekir. Her bireyin ve her toplumsal yapının benimseyip geliştirdiği farklılık insanlık için zenginlik olarak nitelendirilmelidir.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum