İlk hafız iki cihan güneşi sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’den beri devam eden hafızlık yüce Rabb’imizin bu ümmete nasip ettiği en değerli özellik, en büyük şereftir. Müminler tarafından ezbere alınarak sadece sahifelerde değil zihinlerde ve kalplerde muhafaza edilme özelliği ile hem onu ezberleyenleri hem de Allah kelamını muhafaza noktasında diğer mukaddes kitaplardan hiç birine nasip olmayan sadece Kur’an-ı Kerim’e has bir üstünlüktür.

Efendimiz, Peygamberimiz (SAV) de, hâfızları Abese Sûresi’nde sözü edilen “Sefere-i Kirâm”a1 (Allah’ın, kendisiyle peygamberleri arasında elçi kıldığı meleklere) benzetmiş ve hâfızların cennette onlarla beraber olacağını müjdeleyerek müminleri hafızlığa teşvik buyurmuşlardır. 2

Diğer bir hadisi şerifte, sâhibü’l-Kur’ân’ın (Kur’an hafızının) âhiretteki derecesinin bildiği âyetler sayısınca yüksek olacağı belirtilmiştir.3 Ebû Davud’un naklettiği bir hadisi şerifte de Efendimiz (S.A.V), Kur’an’ı ezberledikten sonra unutmayan hâmil-i Kur’ân’a saygının dolaylı olarak Allah’a saygı demek olduğunu ifade ederek Kur’an hafızlarına hürmet edilip toplum içerisinde saygın bir konumda olmalarını istemiştir.4

Deylemî’nin Hz. Cabir (r.a)’dan naklettiği başka bir hadisi şerifte de, “Kur’an hafızı öldüğü zaman Allah (c.c.) yeryüzüne “onun etini yeme (bedenini çürütme)” diye emreder. Toprak; “Ya Rabb’i senin kelamın onun içinde (kalbinde) olduğu halde ben onun etini nasıl yiyeyim (çürüteyim)? der.” Buyurularak hafızların dünya ve ahiretteki bu şerefli mevkileri yanında kabirde de bedenlerinin çürümeyeceği haber verilmiştir.

Her bölgede Müslümanlardan bazılarının Kur’an’ı hıfzetmesi farz-ı kifâyedir. Namaz sahih olacak kadar Fatiha ve bazı sureleri ezberlemek ise farz-ı ayındır. Resûl-i Ekrem (S.A.V) Efendimiz bu asgari bilgiden mahrum olanları harabeye benzetir.5

Ancak ne var ki insanımızın yanlış değerlendirdiği bir husus vardır ki, o da; “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O, “Rabb’im! Beni niçin kör olarak hasrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim.” der. Allah buyurur ki: “İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun.”6 ayetlerinde belirtilen “Kur’an’ı ezberledikten sonra unutma konusudur.

Şüphesiz ki, Kur’an’ın tamamını veya bir kısmını ezberleyip unutmak büyük bir sorumluluğu gerektirir ve vebali vardır. Ancak bu ayetlerde söz edilen “Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun.” İfadesi sadece ezberleyip unutmayı değil şu hususları içine alır.

1- Kur’an hakikatleri kendilerine tebliğ edilmesine rağmen ona inanmaktan yüz çevirenler,7
2- Kur’an okumayı öğrenmekten imtina edenler,8
3- Kur’an’ın ahkâmıyla amel etmekten yüz çevirenler,9 Hz. Enes (r.a), “Ya Rabb’i, kavmim gerçekten şu Kur’ân’ı terkedilmiş (bir şey) edindiler.”10 ayetinin tefsiri hususunda Hz. Peygamber (S.A.V)’in ona şöyle dediğini rivayet etmiştir. “Kur’an öğrenir ve kendisine ilgi duymaksızın ve içindekileri tefekkür etmeksizin onu bir mushaf olarak başucuna asarsa, kıyamet günü o Kur’ân onun yakasına yapışır ve “Ey âlemlerin Rabb’i, bu kulun beni mehcûr (terkedilmiş-unutulmuş bir şey) kıldı. Benimle onun arasında (bugün) hükmü sen ver.” der.”11 “Kur’an-ı Kerim’i okuyup da (ezberleyip) sonra unutan kimse, kıyamet gününde Allah (c.c.) ile ancak eli kesilmiş olarak karşılaşır.”12


Hafızlık müessesesi ülkemizde genelde vakıf ve derneklerin topladığı yardımlar, vatandaşların zekât, fitre ve bağışları aracılığıyla ayakta duran Kur’an kurslarında maddi-manevi birçok sorunlarla boğuşarak ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Gelenekten beslenerek bugünlere kadar gelebilen bu kadim müessese, iyi veya aksayan yanlarıyla hâlâ varlığını muhafaza edebilmektedir. Hafızlık eğitimi şeflik dönemleri, darbe ve 28 Şubat süreci vb. vesayet dönemlerinde büyük yara almasına rağmen Kur’an kurslarında hafız olup daha sonra doktor, mühendis, hukukçu, öğretmen, psikolog vb. birçok mesleğe sahip olmuş insanlarımız aslına bakılırsa çok önemli değerlerimizdir. Ortalama eğitim süresi üç yıl olan hafızlık aynı zamanda büyük bir ilimdir. Kürsüde vaaz verirken, hutbe okurken ayet ve hadis metinlerini okumakta zorlanan vaizleri, hatipleri, naklettiği bir sözün ayet mi, hadis mi olduğunu bilmeyen, ayete hadis, hadise ayet diyen birtakım kimseleri görenler, hafız olmanın neden büyük bir ilim olduğunu daha iyi anlayacaklardır. Sadece hafız olmanın yetmeyeceği, hafızlığı sağlam ve güçlü bir şekilde korunması gerektiğine dikkat çeken Muallim Naci, bir beytinde şöyle demektedir:

Yedi yüz kerre yanılmak ne demek bir cüzde,
Böyle olmaz a benim hâfızım ezber dediğin.

Ülkemizde hafızların sayısının yüz bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Yılda ortalama kız-erkek üç bin civarında yavrumuz hafız olmaktadır. Aslında bunu nüfusumuza orantıladığımızda rakamın yüksek olmadığı anlaşılacaktır. Yıllarca gecesini gündüzüne katarak Kur’an-ı Kerim’i hıfzedenlerin aldıkları eğitim günümüzde layık olduğu karşılığı devlet kurumlarında da toplum nezdinde de maalesef bulamıyor. Bu da çocuklarımızda “Ben büyüyünce hafız olacağım, İslam âlimi olacağım.” idealini canlandırmaya mani oluyor.
Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün İmam Hatip Liseleri öğrencilerine yönelik yapmış olduğu Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma ve hafızlık yarışmaları ile Diyanet İşleri Başkanlığının din görevlileri arasında aynı mahiyetteki yarışmalar ile hafızlık teşvik edilmektedir. Ayrıca 1975 yılında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36. maddesinde yapılan bir değişiklikle Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşunda görevli olan hâfızlara mükteseplerinin üstünde bir derece (üç yıllık kıdem) verilerek hâfızlık teşvik edilmiş ve bu uygulamaya devamlılık kazandırılmıştır. Lakin bütün bunlar ne hafızlığa ilgiyi artırmak, ne de hafızlığı muhafaza etmek için yeterli olabilmektedir.

Hafızlığa devlet kurumu olarak sadece Diyanet Teşkilatında böyle bir teşvikte bulunulup diğer kurumlarda halen itibar edilmeyişi sorunların devamı anlamına gelmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nca 2005 yılında ihdas edilen kariyer basamaklarında (Uzman öğretmen, başöğretmen) yükselmeye ilişkin değerlendirmelerde, sınav puanı ve diğer çalışma ve değerlendirmeye tabi hususlar ile birlikte hafızlığımın da değerlendirilmesi talebiyle yapmış olduğum müracaat “Sadece Milli Eğitimde yapılan faaliyetler için puan verildiği” gerekçesiyle reddedilmiştir. İlahiyatçı; Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi veya İmam Hatip Lisesi meslek dersi öğretmeninin dahi hafızlığına hangi gerekçe ile olursa olsun kıymet ve değer vermemek sistemin Kur’an’a ve Kur’an ilimlerine nasıl şaşı baktığını çok açık bir şekilde yansıtmaktadır.

Hangi mesleği seçerse seçsin hafızın bu ilmi şöyle ya da böyle gerekçelerle bir hiç mesabesinde görülürse bu kadim müesseseye çok büyük haksızlık yapılmış olur. Misal olarak; öğrenciliğimizden beri tanıdığım, daha sonra amcamın damadı olması hasebiyle akraba da olduğumuz çok değerli bir hafız olan Dr. Musa Özdemir kardeşim o muhteşem kıraati ve tatlı sesiyle yıllarca hatimle teravih namazı kıldırmıştı. Şimdi “Sen doktorsun, hafızlık senin tahsilinle alakalı değil” diyerek onun hafızlık vasfını sadece onu tanıyanların kıymet verdiği bir noktada bırakmak doğru olur mu? Hatimle teravih kıldıracak düzeyde doktor, mühendis, hukukçu, öğretmen vs. farklı mesleklere mensup sağlam hafızlarımız çok olsa ve bunlara layık oldukları itibar ve değer verilse yeni yetişen neslimiz, çocuklarımız için ne kadar hoş bir model teşkil eder değil mi?

En büyük hastalığımız dünyevileşme olunca dünyada makam, itibar, şöhret ve para kazandırmayan ahirete dair idealler adeta ortadan kayboldu. Bunların yanı sıra etrafımızdaki gerçek âlemin görsel unsurlarına ilaveten TV ve internetle devasa bir boyut kazanan görsel ve sanal hayatın çocuklarımızın zihinlerinde çok büyük yer edinmesi ezberleme kapasitelerini azaltmaktadır. Merhum Mahir İz hocaya “Keskin bir hafızaya nasıl sahip olunur?” diye sorulduğunda “Evladım Osmanlı mektebine gittiğimiz ilk gün bize yolda nasıl yürünür, bunun kaidesini öğrettiler. “Göz ayağın ucunda olacak.” Hep önümüze, ayağımızın ucuna bakarak yürürdük. Sizler boyuna etrafa bakınıyorsunuz. Ona bak, şuna bak… Sizde tabii ki keskin hafıza olmaz. Günahı göz işler de belasını gönül çeker. Gözler bakar, gönül rahatsız olur ve hafıza zayıflar.” diye cevap vermiştir.

Hayata bakış, hayata yüklenen anlam, hedefler, gayeler ve değerler yozlaşıp farklılaşınca geçmiş insanlarımızdan kiminin belki çok hafif atlattığı, kiminin hiç yaşamadığı şeyler günümüz gençliğinin ergenlik sorunlarını hayati önemde problemler haline gelmiştir. Gençler arasındaki sosyal değişimler, hafızlık eğitimi alan yavrularımıza gerekli rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmeti verilemeyişi, eğitim sürecinde yönlendirici rehberlerin olmayışı sıkıntıları adeta daha da katmerli hale getirmektedir.

Türkiye’de üniversite mezunu, statü sahibi, entelektüel anne-babalar ne kadar dindarlık iddiasında olsalar bile, bırakın çocuklarını hafız yetiştirmeyi Kur’an kursuna dahi pek göndermek istemiyorlar. Onlarda evlatları için varsa yoksa kariyer, unvan, doktorluk, mühendislik, hukukçuluk, akademisyenlik gibi idealler birinci plana çıkıyor, hafızlık gibi 2-3 yıl sürecek sonuçta da hiçbir unvan, makam, menfaat vaad etmeyen bir eğitimi araya sokmak istemiyorlar. Çocuğunu ısrarla hafız yapmak isteyen velilerin eğitim düzeyi ilkokul, en iyi ihtimalle de lise düzeyini geçmiyor.

Oysaki Kur’an-ı Kerim’i hıfzedenler diğerlerine nazaran eğitim hayatında çok daha başarılı olmaktadırlar. Çünkü 2-3 yıl boyunca ezber yapmaya odaklanan beyin, bir süre sonra önüne ne gelirse direkt almaya başlıyor.

Bazı araştırmacılar eğitimi olumsuz etkileyen faktörler konusunda yaptıkları değerlendirmelerinde en çok fiziki şartlar ve maddi imkânların yetersizliği gibi sebepleri öne sürmekte ancak; halen oturacak sıraları olmadan, onlarca çocuğun bir tek Mushaf’tan ezber çalıştığı fakirlikle boğuşan çoğu Müslüman memleketlerde bizdekinden daha kaliteli ve daha çok hafızların yetiştirildiğini göz ardı etmektedirler.

Diyanet ve İlahiyat dışında farklı meslek seçen hafızların hem mesleklerindeki yoğunlukları aile işleri vb. farklı meşguliyetler hafızlığın muhafazasını zorlaştırmaktadır. Kendisinin hafızlık eğitimi süresince çektiği sıkıntı ve zorlukları göz önüne alan, hafızlığını değişik sebeplerle muhafaza edemeyen ya da muhafaza etmekte zorlanan, hafız anne-babalar ise çocuklarını hafız yetiştirmeyi hiç aklından bile geçirmemektedir.

Demek ki, hafız olmak önemli, hafız ölmek daha da önemli ama hafız evlat yetiştirmek idealinde olmak ta hepsinden daha önemlidir. Rabb’imizden hafız ölmeyi ve hafız evlat yetiştirmeye muvaffak olmayı niyaz ederim.

Kaynakça

  1. Abese Sûresi, 15-16
  2. Buhârî, Tefsîr, 80/1; Tirmizî, Fezâilü’l-Ķur’ân, 13. Müsned, VI, 110; Dârimî, Fezâilü’l-Ķur’ân, 11
  3. İbn Mâce, Edeb, 52; Ebû Dâvûd, Vitir, 20; Tirmizî, Sevâbü’l-Ķur’ân, 18
  4. Ebû Dâvûd, Edeb, 20
  5. Müsned, I, 223; Dârimî, Fezâilü’l-Ķur’ân, 1; Tirmizî, Sevâbü’l-Ķur’ân, 18
  6. Tâhâ Sûresi; 124-126
  7. Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t Tefasir, Ensar neşriyat: 4/56; Fahreddin er-Râzî, Tefsir-i Kebîr C. 16. S.73
  8. a.g.e. C. 16. S.73
  9. a.g.e. C. 16. S.73
  10. Furkan Sûresi, 30
  11. Fahreddin er-Râzî Tefsir-i Kebîr C. 17. S.224
  12. Ebu Davud, Vitr 21 Darimî Müsned, Fedailü’l Kur’an; 3

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum