Yabancısı olmadığımız, coğrafyamızın vazgeçilmezi olmuş, adeta yaşam tarzımızın içine sığdırılabileceği iki kavram; hazan ve hüzün. Belki de İslam coğrafyasının uzun süredir değişmeyen tek mevsimi, hüzün. Sanki bizim coğrafyamızda mevsimler hüzün üzerine dondu kaldı. Umutsuz ve çaresiz olmadık, olamayız; lakin beklenen bahar geciktikçe de gecikiyor gibi. Gayretimizin eksikliğinden, yalvara yalvara dua etmeyişimizden, kendimizi müstağni görüşümüzden, çabuk zafere aldanıp hızla gevşeyişimizden, düşmanlarımızın kılık değiştirmelerine aldanıp dost tanımımızı değiştirmemizden, yaratanı unutup yaratılandan medet bekliyor ve mücahitliği bırakıp tamamen müteahhitliğe soyunmuş olmamızdan, Rabb’imizin kitabına göre bir yaşamı çoktan unutmuş olmamızdan vs. birçok nedenden bir türlü gelmiyor sürur mevsimi. Biliyorum her hazan, er ya da geç bir bahara gebedir. İnanıyorum her hüzünle beraber bir de sürur mutlaka vardır.
Sonbahar mevsimi İslam ümmetinin kaderi gibi dursa da, Yüce Yaratıcının kâinat kitabından bir okuma yapmak istiyor, son bahar mevsimine farklı bir bakışla bakmak istiyorum. Diyebilirsiniz ki; bunca acı ve gözyaşının hâkim olduğu bir coğrafyada mevsim yazısı da neyin nesi? Nostaljiye ayıracak vaktimiz yok bizim! Hayat mücadelemizde Sünnetullahın hükmünü nasıl icra ettiğine bakarak, kâinattaki değişimin hayatımıza etkilerini kelimelere dökmek niyetindeyim. Rabb’imiz “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” dedikten sonra yüce kitabında, kâinatın işleyişinden yaşamımıza ayna tutar. Mevsimleri de sanırım kâinattan hayata tutulan bir yansıma diye okumak gerekecek.
Kâinattaki akışın insan ruhuna etkilerini okuyabilenler için her mevsimin bir anlamı vardır. Modern yaşam tarzımız ve şehrin beton soğukluğundaki uğraşlarımız, bizleri kâinattın muhteşem döngüsünden ve değişiminden uzak tutsa da; tabiattaki ahenge dayalı muhteşem dönüşüm devam etmektedir. Hayatın yükünden sıyrılarak; yıldızlara, dağlara, kırlara, mevsime dayalı çevremizdeki farklılaşmaya bir bakabilsek, yürek tellerimizin bütün titreşimlerini fark ederiz. Zaten modern(!) insanın en büyük sıkıntısı da, kendi yüreğinin sesini duymaması, hatta yüreğinden kaçmasıdır.
Her mevsim kendine has güzellikleri ve özellikleriyle insan ruhuna seslenir. İlkbahar, insanların çocukluk yıllarını; yaz mevsimi, gençlik yıllarını; sonbahar, yaşlılık belirtilerini; kış mevsimi ise hayattan kopuşu ve sessizliği çağrıştırır. Tabiattaki bu muhteşem İlahi mesajı okuyabilenlerin yürek ritimleri ve duygularının kalemle buluşması da buna göre şekillenir. Şairlerin çoğu; umut, heyecan ve yeni bir başlangıca dair şiirlerini ilkbaharda; aşka dair olgunluk şiirlerini yaz mevsiminde; hüzne, ıstıraba, çaresizliğe dair şiirlerini ise sonbahar mevsiminde yazmışlardır.
Ressamlar bile renkli, çiçeklerle bezenmiş resimlerde, ilkbaharı hatırlatırcasına gençliği ve genç figürleri; sonbahar resimlerinde ise; elinde bastonu, dökülen yapraklar arasında, hayata sırtını dönmüş, umutsuzca ve ağır ağır uzaklaşan ihtiyarlığı figüran olarak kullanırlar. Sonbahar, keskin renklerin kaybolduğu, renklerin matlaşarak birbirine yaklaştığı bir tablodur sanki. Onun için denir ki; hazan mevsimi, hüzün mevsimidir. Hazan mevsimi, ihtiyarlık mevsimidir belki de!
İhtiyarlık, dünya hayatından ahiret hayatına geçmenin, dünyalılardan sıyrılıp nurani varlılara yakınlaşmanın, hatalardan kurtulup tecrübelerle bezenmenin, masivadan soğuyup Rahman’a yönelmenin işaretlerini taşıyan bir sonun ve bir başlangıcın en görkemli ânıdır. Bir meyvenin ağaçta piştiği halde, ondan asıl istifade etmenin koparıldıktan sonra olduğu bir vâkıâdır. Aynı şekilde bir insan da gençlikte pişer; ama asıl tecrübe meyvesinden yaşlılıkta istifade eder.
Görünüm itibariyle ihtiyarlık, hazan mevsimi gibi yaprak yaprak dökülüşün, çiçek çiçek soluşun işareti, hakikat itibariyle ise haşmetli bir varoluşun ve dirilişin göstergesidir. Dünyaya ait umut ve hayallerin tükenişinin mevsimidir, sonbahar. Sonbaharda (ihtiyarlık) vakarlı bir duruş ve hayat için, ilkbaharı dipdiri; yazı, dopdolu ve kainatla ahenk içinde bir yaşam sürmek gerekir.
Ne gariptir ki; sonbahar, sadece toprağın altına yatırım yapan çiftçiler için bir umudun başlangıcıdır. Yatırımını toprağın altına yapanlar hüzün mevsimini umuda çevirmişlerdir.
Kâinat, kendisini dinleyenlere hep aynı dille seslenir. Kendisini okumak isteyenlere her zaman kapılarını açar. Tek şart; yüreğinizin okumaya hazır olmasıdır. Çünkü kâinat dil ile değil; yürek ile okunur. Çöle inen nur, ancak gönül gözüyle görülebilir. İşte o zaman kalabalıklar içerisinde yalnızlaşan insan; kâinatla bütünleşerek, muhteşem İlahi topluluğun bir parçası olarak yalnızlıktan kurtulur.