İnsanlık tarihinde gelmiş geçmiş en büyük şahsiyetler, şüphesiz peygamberlerdir.
Peygamberlerin en sonuncusu Hz. Muhammed’in (sav) yetiştirdiği büyük simaların başında ise sahabiler yani onu görmüş ve ona iman etmiş aziz dostları gelmektedir. İşte sahabilerin önde gelenleri arasında da Hz. Osman (r.a.) gelmektedir. Kaldı ki Hz. Osman, “çâr yâr-ı güzîn” yani Allah Resulünün (sav) “dört seçkin dostu”ndan biridir. Aynı zamanda halifelik yapmış olan diğer güzide sahabiler ise Hz. Ebu Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.)’dir. Peygamberimizin vefatından sonra İslâm âleminin 3. halifesi olan Hz. Osman’ın (r.a.) ruhaniyetine bu yazımızda söyleşi formatında önemli sorular sorduk. Bir önceki sayımızda ise Hz. Ali (r.a) ile bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Umarım bu söyleşiden de değerli okuyucularımız önemli mesajlar alacak ve Hz. Osman’a (r.a) karşı ayrı bir sevgi besleyecektir. Çünkü Kur’ân’-ı Kerim’de övgü ile bahsedilen sahabileri sevmek, aynı zamanda Allah ve Resulünü de sevmek anlamına gelmektedir.
Soru: Efendim. bir kaynakta sizinle ilgili olarak şöyle bir anekdot okumuştum. Sizinle karşılaşmış olan yoksul bir kişinin belki de size imrenerek, şöyle dediği rivayet edilir: “Ey zenginler; bütün manevî ecirleri ve hayırları siz kapıyorsunuz, sadaka veriyor, köle azat ediyorsunuz, hacca gidiyorsunuz, Allah yolunda maddi yardımlarda bulunuyorsunuz.” Bu sitemkâr sözleri sarf eden bu kişiye herhâlde sizler de bir şeyler söyleme ihtiyacı duydunuz. Efendim, sizin bu sözlere karşı yorumunuz ne oldu?
Hz. Osman: Kendisine şöyle dediğimi hatırlıyorum: “Allah’a yemin ederim ki bir fakirin kendi rızkından kesip Allah yolunda verdiği tek bir dirhemi, çok olan maldan verilen on binlerden daha kıymetlidir.”
Soru: Bu sözler, yoksullar için büyük bir teselli ve manevî avantaj olsa gerek. Efendim; Medine’de zamanında hurma bahçelerini sulayacak çok sayıda kuyu suyu bulunmaktaydı. Ancak suyu tatlı ve içilebilecek olan kuyu nedense azdı. Suyu tatlı olan kuyulardan biri de Rûme kuyusuydu. Müslümanlar, sizin yaşadığınızo dönemlerde Medine’de içecek su bulmakta sıkıntı çekiyorlardı. Siz, bahsedilen bu önemli kuyuyu bir Yahudi’den alıp bütünüyle Müslümanlara tasadduk etmiştiniz. Buna çok sevinen Peygamberimiz (sav) hakkınızda ne buyurmuştu?
Hz. Osman: Hatırladığım kadarıyla Peygamberimiz (sav), hakkımda “Osman’ın hayrı ne güzel hayırdır!” dedi. Sonra “Allah’ım! Osman’ı Cennet’e koy!”2 diye dua etti.
Soru: Siz halifeyken ne yazık ki Hicret’in 35. senesi Zilhicce ayının 18. gecesinde eşkıyalar tarafından evinizde sıkıştırılıp muhasara altına alındınız. Ne acıdır ki Medine’yi işgal eden eşkıyalar, sizi ev hapsinde tuttuğu için, namaz kıldırmak için ne mescide gidebiliyordunuz ne de Rûme kuyusundan su içebiliyordunuz. Bu durumu siz hiç protesto etmediniz mi?
Hz. Osman: Ettim tabii ki, hem de defalarca. Bir keresinde onlara şunları söyledim: “Resul-ü Ekrem’in Medine’deki mescidi küçük ve dardı. O zaman, her kim mescidi genişletirse ona cennete yüksek bir makam verileceği beyan buyrulmuştur. Ben derhal Peygamberimizin (sav) emrini yerine getirmiştim. Siz ise bugün bu mescitte namaz kılmaktan beni men ediyorsunuz. Müslümanlar, Medine’ye geldiklerinde Rûme kuyusundan başka suyu tatlı olan bir kuyu yoktu. Resul-ü Ekrem (sav), ‘Kim bu kuyuyu satın alır da Müslümanlara vakfederse Cenabı Hak cennette daha büyük bir ecir ihsan eder.’ buyurmuştu. Allah’ın inayetiyle bu iyilik bana nasip oldu. Siz ise bugün beni o kuyunun suyundan mahrum ediyorsunuz.”
Soru: Asiler, sizi zorla görevinizden almak istiyordu. Hilafetinizi savunmak adına onlara ne dediniz?
Hz. Osman: Onlara şunları söyledim: “Allah’ın bana giydirdiği gömleği çıkartmam (Halifelikten vazgeçmem). Beni öldürmeyiniz çünkü ben bir halifeyim. İslam’da kardeşinizim, çalışkan bir yöneticiyim. Kan dökülmeden önce (mazlum olarak) ölmeyi, kan döküldükten sonra (zalim olarak) ölmeye yeğlerim.”
Soru: Peki neden ev hapsine razı oldunuz ve neden bu eşkıyalara karşı silahlı direnişe geçmediniz?
Hz. Osman: Ben insanlara hep “Allah’ın beni arabulucu olarak görmesini, arabozucu olarak görmesinden daha çok severim.” dedim. Bir de muhasara altına alındığım bir akşam “Rüyamda Peygamberimizi (sav), Ebu Bekir’i ve Ömer’i gördüm. Rüyamda Efendimiz (sav) ile şöyle bir konuşmamız geçti: ‘Ya Osman! Seni muhasara edip buraya mı kapattılar? ’‘Evet, ey Allah’ın Resulü…’‘ Seni susuz mu bıraktılar?’‘ Evet, ya Resulallah…’ O sırada Kâinatın Efendisi, bana bir kova dolusu su uzattı ve ben de ondan içtim. ‘Ey Osman! Ya dilersen gelip seni kurtarsınlar ya da hepimiz oruçluyuz, istersen yarın iftarını bizim nezdimizde yaparsın.’ Ben de hemen o anda kararımı verdim ve ‘Sizlerle beraber iftar etmek isterim ey Allah’ın Resulü.’ dedim.”3
Soru: Zannederim bu rüyayı gördüğünüzün ertesi günü Cuma idi. Oruca niyet ettiniz. Bütün gününüzü ibadet ve Kur’ân okumakla geçirdiniz. Kapının önünde Hz. Ali’nin talimatıyla Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin bekliyordu. Görevleri, asilerin evin içine girmelerini engellemek idi. Ancak asiler, sinsice birden evinize hücum etti. Hz. Hasan, müdafaa esnasında yaralanmış ve nasıl oldu ise asiler duvardan atlayarak evinizin içine girebilmişti. Birkaç asi, öldürücü darbelerle sizi Kur’ân okurken şehit etmişti. Sizden akan kanlar, okuduğunuz Kur’ân’ın üzerine damlamıştı. Böylece görmüş olduğunuz sadık rüya, isteğiniz gibi gerçekleşmiş oldu.
Tabii biz hâlen bu olaya çok üzülüyoruz. Ama şehit olduğunuza inanarak bir yönüyle de üzüntümüz hafifliyor. Fakat gayri ihtiyari olarak bazılarımızın aklına şu soru da gelmiyor değil. Geçmişte olup bitenlerden sizlerin de bir sorumluluğunuz veya bir hatanız olmuş mudur?
Hz. Osman: Herkes beşer olarak hata yapabilir. Ancak “Allah’ın affına mazhar olan bir hatamı yüzüme vurarak niçin beni utandırmaya çalışıyorsunuz, niçin beni ayıplıyorsunuz?”
Soru: Çok özür dilerim. Bu kadar çok mahcup olacağınızı düşünememişim. Hepimiz insanız ve hepimiz fitne dönemlerinde bazı hatalar yapabiliriz. Bizim sizin iyi niyetinizden hiç şüphemiz yoktur. Sizin belki de en büyük talihsizliğiniz dönemizdeki bedevi ruhlu insanların ortaya çıkıp uzlaşmak yerine terör estirmeleridir. Öyle değil mi?
Hz. Osman: Maalesef öyle gibi. “Yüzüme karşı bana yağcılık yapmaya, arkamdan düşmanlık etmeye çalışan nice kişiler var(dı).” İşte “bu ümmetin belaları ve bu nimetin (refahın) nankörleri, ayıplayan ve yerenlerdir (yersiz olarak bizi tenkit edenlerdir). Size sevdiğinizi gösterirler, sevmediğinizi sizden saklarlar. Nerede bir yiyecek (menfaat) görseler hemen oraya koşarlar (Deve kuşu gibi kendilerini gizlerler). Nereden bir (cazip) ses işitseler hemen oraya koşarlar. Lehinize konuşurlar, siz içinizi dökersiniz, (daha sonra) fitne çıkaracak durumda olanların peşine düşerler.” “Ben, (onun için) yaşarsa baba sözü dinlemeyen, ölürse ona dert olan yaramaz bir çocuk babası gibiy(d)im, çaresiz kalanlardan(d)ım.” “Onlarla aramda sert tartışma, aşırı gönül kırgınlığı ve keskin kılıçlarla savaş var(dı).”
Soru: Peki ayaklanmaya tenezzül eden bu güruh hakkındaki nihai görüşünüz nedir?
Hz. Osman: Zamanında onlara söylediğim şu sözler, bugün de aynen geçerlidir: “Ey ateş pervaneleri ve aç gözlü sinekler! Beni halka şikâyet edip onları bana düşman ettiniz ve beni Hz. Muhammed’in (sav) sahabileri yanında küçük düşürdünüz.” “Cahilliğiniz beni üzmektedir çünkü siz, sapıklığınızdan bir kısmını görüyor, azgınlıktan kurtulup hidayete erdiğinizi sanıyorsunuz.” Eğer Kur’ân’da ayaklarımı zincire vuracak bir hüküm bulduysanız hemen uygulayınız.”
Soru: Peki, geçmişten ders alarak biz ahir zaman Müslümanlara bugüne dair ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Hz. Osman: “(21. asırda yaşayan) Allah’ın kulları, Allah’tan korkunuz, yöneticilerinize yardımcı olunuz, ama isyan etmeyiniz. Geçmişten ibret alınız, hayra çalışınız, gaflete düşmeyiniz. Siz İslam’ın temelisiniz. Bozulursanız bütün insanlar bozulur, düzelirseniz bütün insanlar düzelir. Dinin sınırlarını korumanız, sözlerinizde durmanız, bulduğunuza razı olmanız ve zorluğa (yoksulluğa/yoksunluğa) sabretmeniz gerekir. Ecel gelip çatmadan yapabileceğiniz iyiliği hemen yapınız. Kalıcı olanı, geçici olana tercih ediniz. Danışınız ve doğru görüşe ulaşmak için çalışınız. Allah’tan korkunuz çünkü O’ndan korkmak, insanı kötülükten koruyan bir kalkandır ve ganimettir. Şüphesiz dünya size erecek ve dönüş Allah’a olacaktır.”
Soru: Siz Allah’ın kullarından bahsediyorsunuz. Sizce kulluk nedir? Bu kavramı nasıl tanımlardınız?
Hz. Osman: “Kulluk, dinin sınırını korumak, sözde durmak (ahde vefa göstermek), bulunana razı olmak ve yok olana sabretmektir.”
Soru: Bunlar çok manidar öğütler. O hâlde sizce günümüzde en iyi insan kimdir?
Hz. Osman: “En iyi insan, Allah’ın kitabına sığınan ve sarılandır. En iyi insan, kendini hesaba çeken, ölümden sonrası için çalışandır.”
Soru: Siz halifelik yapmış tecrübeli bir devlet adamıydınız. Günümüzde Müslüman devlet adamları, vatandaşlarına yönelik olarak en başta ne yapmalıdır?
Hz. Osman: “Mahruma (yoksula maddi desteğin) verilmesi, korkak (gelecek için kaygılı olan) bir insana güvencenin sağlanması ve sürgünde olan (görevinden azledilmiş) bir kişinin de eski vazifesine iade edilmesi gerekir.”
Soru: Biz Müslümanlar, ahirete inanan insanlarız. Ancak dünyaya meyleden insanlarımızın sayısı da gittikçe artıyor. Dünya ve ahiret hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
Hz. Osman: “Dünya ve ahiret, iki yerdir. İnsan için bunların dışında başka bir yer yoktur. Kendin için hangisini beğeniyorsan onu yeğle.”
Soru: İslam âlemi buhranlar içinde. Fikir ve vicdan özgürlükleri açısından sıkıntılı dönemlerden geçiyoruz. Bu hep böyle mi devam edecek? Bize en son olarak bu konuda ümit var olmamızı sağlayan ferahlatıcı bir açıklamada bulunabilir misiniz?
Hz. Osman: Hep ümit var olunuz ve Allah’tan ümidinizi kesmeyiniz. “Allah (c.c.), her güçlükten sonra bir kolaylık, her fikri açık söyleyememekten sonra bir söyleyebilme imkânı sağlayacaktır.” vesselâm.
Kaynakça
1-Söyleşi çerçevesinde sorularıma verilen cevaplar, başka kaynak belirtilmedikçe şu kitaptan alıntılanmıştır: Mehmet Yılmaz; Dört Halifeden Vecizeler Sözlüğü; Şûle Yayınları; İstanbul; 2003; ss. 89-106. Hayal âleminde olmasına rağmen Hz. Osman’ın (r.a.) sorularımıza verdiği cevapların hemen hepsi, mezkûr kitaptan orijinal ifadeleriyle derlenerek, tırnak içinde verilmiştir. Tırnak içinde verilmeyen veya parantez içinde yer alan çok az sayıdaki söz, sohbet akışına uyum sağlaması maksadıyla ilave edilen ve ağırlıklı olarak cümlenin akışını tamamlayan ve(ya) açıklayan şahsî ifadelerimizdir.
2-Tirmizî, Menâkıb: 19; s. 68.
3-es-Suyutî; Şerhu’s-Sudûrbi Şerhi Hâli’l-Mevtâve’l-Kubûr; MektebetuDâru’t-Turas-Dâruİbn Kesir, 2. Baskı, Beyrut 1992, s. 271.