Kişilerarası ilişkilerin başlangıcı olarak kabul edilir etkin iletişim. İletişim karşımızdaki nesneyi (canlı, cansız, tekil ya da çoğul) beş duyu organımızla (görme, duyma, koklama, tatma, dokunma) fark etmemizle başlar. O halde bu duyu organlarımızdan birisiyle temas kurmamız halinde iletişim başlamış demektir. Kişilerarası ilişkilerde iletişim duygu ve düşüncelerin etkin olarak aktarılması ve dönüt sağlanması olarak değerlendirilebilir. Her birey düşüncelerini istediği format içerisinde aktarabilme hakkına sahiptir. Kişinin kendisine ait duygu ve düşünceleri başka insanlara aktarmak istemesi ve bunu başarabilmesi çok önemli bir erdemdir. İnsanlar düşüncelerini paylaşabilecekleri ortamları önemserler. Çünkü bu ortamlarda herkes kişisel hakkını kullanarak duygu ve düşüncelerini güven içerisinde aktarmak ister. Bu ortamlara güven ortamı denilmektedir.

Kişilerarası ilişkilerde ortamın güvenli olması, çok önemlidir ve vazgeçilmezdir. Ortamın güvenli hale getirilmesi genelde taraflara, özelde ise otorite yetkisini kullanan kişi ya da kişilere bağlıdır. Otorite, iki şekilde kullanılabilir; 1. Haddini bildirme 2. Onay ve kabul. Eğer erk sahibi yetkisini karşısındaki kişi ya da kişilere haddini bildirme, normalleştirme, hizaya getirme, akıllandırma, terbiye etme şeklinde kullanıyorsa böyle bir ortamın güvenli olmasından söz edilemez. Güvenli olmayan ortamda kişinin düşüncesini açık olarak paylaşması mümkün değildir. Bu tutum içerisinde olan insanların, çevreleriyle olan güven ilişkilerini gözden geçirmeleri gerekmektedir. Güven hem kişinin kendisine ve çevresine ve hem de çevrenin kendisine beslediği duygudur. Kişinin yalnız kendisine olan güveni kaliteli bir kişilerarası ilişkiler oluşturabilmesi için yeterli olmayabilir. Bahsi geçen otorite yöntemini kullanma kendi içinde büyük oranda iletişim engeli barındırmaktadır. Gerek kaba kuvvet kullanarak, gerekse farklı psiko-sosyal yöntemlerle iletişim engellerine başvurmak kişilerarası ilişkilerdeki kalite düzeyini oldukça düşürmektedir. Kişinin sözel ifadelerle kendisinin güvenilir olduğunu ifade etmesi ve başkalarına da güven duyduğunu söylemesi yeterli değildir. Karşılıklı güvenin oluşabilmesi sözlü ifadelerden çok davranış tutarlılığına bağlıdır. Tutarlı olmak bağdaşık olmayı gerektirir. Bağdaşık olmak duygu ve düşüncelerin davranışlarla desteklenmesi anlamına gelir. Kuran-ı Kerim’de “Ey îman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?” (Saf Suresi/2) buyrulmaktadır. Bağdaşık olmak tam da bu demektir. Buradan hareketle otoritenin bu yönüyle kullanılması kişilerarası ilişkilerde en büyük handikabı oluşturmaktadır. Oysa otoriteyi bir onay ve kabul yöntemi olarak kullanılmak becerilebilse insanlar arası ilişkilerde güvenin sağlanması ve pekişmesi adına en temel adım atılmış olacaktır. Önyargılarımız, çoğu zaman karşımızdakilerle ilişki kurmayı ve geliştirmeyi zorlaştırmaktadır.

İnsanlar için önyargıların olması kabul edilebilir. İnsani, farklı saiklerle herhangi bir konuda önyargı geliştirmiş olabiliriz. Ancak bu ön yargılarımız başkasını küçük düşürmek, galip pozisyona geçmek, açık yakalamak, rencide etmek gibi amaçlarla kullanılırsa bu tam bir istismardır. Ve kişilerarası ilişkiler de asla bir yöntem olarak benimsenmemelidir. İnsanlar yapıp ettiklerinin beğenilmesini ve onaylanmasını isterler. Özellikle otorite pozisyonunda bulunanlar bu beklentiyi karşılamakla sorumludurlar. Mesela öğrencileri gözünde öğretmen tartışmasız otoritedir. Çünkü öğretmen her şeyi bilen, yalan söylemeyen, güçlü, kurallara uyan, etkin iletişim kuran bir figürdür öğrenci gözünde. Durum böyle olunca öğrenci tabii olarak becerilerini öğretmenine onaylatmak isteyecektir. Öğretmenin önünde iki seçenek vardır. Birincisi; öğrenciyi onaylayarak (destekleyerek) olumlu davranışının pekişmesine ve başka alanlara genellenmesine katkı sağlamak, ikincisi; bir gerekçe ile öğrenciyi rencide ederek ilişkilerde oluşturulması beklenen güveni sıfırlamaktır. Bu tutum özellikle kişilerarası ilişkiler için tam bir felakettir. Benzer durumlar anne babalar içinde geçerlidir. Eğer öğrencilerimizin ve çocuklarımızın/gençlerimizin olumlu davranışlarının çoğalmasını istiyorsak, pozitif yanlarını değerlendirerek pekiştirmeliyiz. Süreç içerisinde bu tutum başka alanlardaki olumlu davranışları beraberinde getirecektir. “Marifet iltifata tabidir.”
İletişimin en temel öğelerinden biriside şartsız kabul etmektir. Kişilerin tercihleri anlamlıdır. Ve sorgulamaya tabi değildir. Davranış değerlendirmesi tabi ki yapılabilir. Ancak onur ve kişiliğin değerlendirilmesi, sorgulanması insani değildir ve kabul edilemez bir tutumdur. Prof. Dr. Üstün DÖKMEN hocanın dediği gibi “İnsanların onurları eşittir. Valinin onuruyla işçinin onuru eşittir.” Hiç kimse bir başkasının kişiliğini/ onurunu rencide edecek tarzda davranamaz. Özellikle gençler gururlarının korunmasında yüksek hassasiyet beklemektedirler. Bu beklenti mutlaka karşılanmalıdır.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum