İmam Hatipler İlk Hedefininiz Vizyon Misyon Yüklemektir İleri !
Tanım olarak Misyon; “Uygulanan programların neyi, kimin için yaptığını ifade eden, somut ve ölçülebilir özelliğe sahip, ‘Niçin varız?’ ve ‘Biz neyiz?’ sorusunun karşılığıdır.” denilen bir kavramdır.
Gelecekte elde edilecek hedefe yönelik üstlenilecek sorumluluk ve kararlılığın bir ifadesidir. Eylemin varlığını sürdürmesini sağlayan amaçlar ve onu diğerlerinden ayıran özelliklerdir.
Vizyon ise “Sahip olunan değerlerin anlam ve yansıması ile zihinde çizilen bir tablodur. Düşlenen geleceği tasarlayabilmedir, gelecekte ne olacağına ilişkin stratejik bir bakış ve kurgulamadır.” diye tanımlanmaktadır.
Bu tanımlardan yola çıkıp, misyon-vizyon bağlamında İmam Hatip Liselerini ele alacak olursak, sormamız gereken soru; pratikte bu okulların misyon ve vizyonu, bu tanım baz alındığında nerede durmaktadır veya bu okullar hedefledikleri misyona sahip olup, vizyonlarını bu hedeflere göre mi belirlemektedir?
Kendilerini tanımlama noktasında durdukları yer, kompleksten uzak bir noktada mıdır?
Bu okullarımıza giden öğrencilerin aile profilleri, gitme yada gönderilme sebepleri nelerdir? Bir dönem özellikle parmakla gösterilen bu okulların, manevi eğitim açısından mevcut durumu, memnuniyet verici ve amaçlanan noktada mıdır?
Açıkça ifade etmek gerekirse; dini, ahlaki, manevi eğitim vermesi gereken; bu doğrultuda fert yetiştirmesi beklenen bu okullar sekülerleş midir?
Varlık sebeplerine baktığımızda, kuruluş amaçları cenaze yıkamaya dahi din görevlisi bulunamayacak bir döneme denk geldiğinden, aslında asli dini veya asgari vecibeler konusunda yardımcı olacak eleman yetiştirmek olan bu okullarımız; zaman içinde hedef büyütüp (Anadolu Lise statüsüne geçmeleriyle birlikte) her alanda varlık gösterme yoluna gitmişlerdir. Bu iyi mi oldu kötü mü oldu? Üzerinde hassasiyet ile görüş beyan edilmesi gereken yönü mevcut olduğundan, mercek altına yatırılması zannederiz ki uygun olacaktır.
Fakat tabi bu mercek altına yatırış negatif yada kayırmacı bir bakış ile değil tarafsız gözle misyon-vizyon bağlamında ele almak suretiyle olmalıdır.
Konuyu irdeleyen olarak elbette bu okullarımıza giden evlatlarımız, mesleki alanları dışında faaliyet göstermesin, gibi baskıcı kısır bir fikri sabitimiz yok. Bununla birlikte din görevlisi açığına yönelik bu okulların yeterince rol oynamadığı, mezun olanların alanları dışında iş ve mesleklere yöneldiği, bundan dolayı açık ve boşluk yaşandığı gibi bir izlenime sahibiz.
Aslında izlenimden öte Diyanet istatistiklerine bakıldığında rakamsal bir gerçek bu. Çünkü Diyanet, kendi bünyesinde istihdam etmek için alan okullarından mezun olmuş yeterince eleman bulamadığından, vekil ve fahri adıyla ekstra görevli almaktadır.
İmam Hatip Mezunları
İmam ve hatip mezun vermesi gereken bu okullar, günümüz şartlarında ne kadar imam ve vaiz açığını kapamaktadır? Bunun üzerinde bir çalışma yapıldığını düşünmüyorum. Çünkü her yıl bu meslek grubuna fahri imam ve vaiz veya KKÖ (Kur’an Kursu Öğreticisi) alımı yapılmakta, bu fahrilerin kadro çilesi ise bambaşka alan ve sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Alımlardaki sınav ve mülakatlarda, torpil ve haksızlık yapıldığına dair düşünce ise her yıl maalesef artarak devam eden bir durum (Kişisel olarak bu alanı ve bu alandaki grupları yakinen takip ettiğim için yaşanan örneklerden yola çıkarak, durumun düşünceden öteye geçerek gerçeği yansıttığını söylemek çok da yanlış olmayacaktır. Üstelik bu alan, istihdamı yahut istihdam edilmeyi umanları, maalesef seçime yakın ufak iyileştirmeler ile oy deposu gibi kullanılmaktadır.)
Yani demeye çalıştığımız şey: bu alanda, ilgili kurum ve yetkililerinin masaya oturup, istatistikî veriler ile donanım içerisinde konunun bütün bağlantılı ayaklarıyla beraber irdelenip bir çözüm bulunması gerekliliğidir.
Ayrıca öğretmen okulları ile statü ve sağlanan haklar bakımından karşılaştırmasının yapılması muhtemeldir ki yararlı olacaktır.
Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Dergisi’nde yayınlanan, betimsel tarama modeli çerçevesinde yapılan bir araştırma makalesi verilerine göre: “İmam-Hatip Liseleri misyonu ifadelerinde en çok “Dini becerilerle donatılmış bireyler yetiştirmek…” ifadesine vurgu yapılmakta; vizyon ifadelerinde “Din konusunda toplumu aydınlatan kurum olmak…” temel değer ifadelerinden ise en çok “Sürekli gelişim, din eğitimi, güven, başarılı olma ve sevgi” ifadelerine odaklanılmıştır. En az ise “Yardımsever, kardeşlik, eleştirel düşünceye sahip olma ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlılık” ifadelerine yer verilmiştir.” denmektedir.
Bu araştırma bulguları şahsen beni bir hayli düşündürdü. Çünkü bu okulların kurumsal olarak toplumu aydınlatma görevinin olduğuna dair cevaplar en fazla çıkmış. Aydınlatan bireyler yetiştirmek değil de toplumu aydınlatan kurum olduğuna dair vizyonun birinci sırada dillendirilmesinden kaygı duydum. Çünkü internet üzerinden tek tek bu okulların misyon ve vizyonlarına baktığınızda dini eğitim hakkında ifadelere sıklıkla rastlamadığınızı, izlenim olarak daha ziyade üniversite başarısına odaklanıldığını görüyorsunuz.
O halde adları neden İmam Hatip Liseleridir? Diğer liselerden farklarını resmi sitelerinde de ifade etmediklerine göre nedir? İlahiyat alanında yetkin isimlerin çıkması amacının, yaygın olarak vizyonlarının içinde belirgin olarak bulunması gerekir. En azından irdeleyen olarak şahsi fikrim bu yönde. Dil ve edebiyattan, sosyal bilimlerden transfer ilahiyat hocaları yerine; kaynağından, temelinden yetişmiş, branşında yetkin İlahiyat hocaları yetiştirmek, dini ilimler noktasında misaleniçtihat yetkisine haiz din alimleri yetiştirmek vizyonu, şahsi fikrime göre İHL’lerin ilgisini beklemektedir. Hem akademisyen hem de din âlimi yetiştirilmesine ihtiyaç var. Bu alanın kimse alınmasın ama boşluğu rahatsız edici.
Söz konusu din olunca her kafadan ses çıkması, fetva mercii konumunda alimin yetişmesi amacının sahipsiz olması, otorite kabul edilecek isimlerin öne çıkartılamamış olması gibi konular bu meslek grubu okulların baş meselesi olmalı. Bu kurumlar bu gibi alanları dert edinmelidir. Vizyonlarının içine hatta baş köşesine oturtmalıdırlar.
Din Eğitimi
Dünyanın başka ülkelerinde de din eğitimi temelli okullar bulunur ve bunlar din adamı yetiştirmekten veya mezun etmekten gocunmaz. Benim görevim budur der. Bu okullara din adamı olmak üzere giren veya mezun olanlarda ne okullarından ne de görevlerinden gocuntu duymaz. Başka alanlara kayayım diye bir endişenin içinde de olmaz, çünkü zaten bu okulların amacını baştan kabul etmiştir. Kendi branşlarında yaşam standardını temin edecek yeterli kazançları da var olduğundan, başka alan tasası duymazlar.
Peki, bizde neden İHL çıkışlı gençlerimiz kendi alanları dışında istihdama yönlenmektedir?
Tüm bunların üzerine bir de İHL’lerin ne misyon ne de vizyonları içinde asla yer bulmayacağı düşünülecek; dini düşüncenin sarsılması sorunu var. Araştırmalar ışığında yapıldığı söylenen son iddialar; İHL öğrencileri arasında “Deistim” diyenlerin sayısının çok fazla artış gösterdiği yönünde. Bu doğru ise (ki maalesef ufak çaplı da olsa kişisel araştırmalarımızda biz de karşılaştık) şapkalarımızı önümüze alıp; öğretmenler olarak, yöneticiler olarak, idareciler olarak, diyanet olarak, erk olarak kara kara düşünmemiz gerekir. Aile demiyorum çünkü maalesef aileler henüz gidişatın vahametinin farkında dahi değil.
Bu durumda da İHL öğrencilerinin ailelerine de yeni yeni karşılaştığımız birçok konuda bilinçlendirme çalışması yapılması gerekir.
Öyle ise toplumu dini anlamda çekip çevirmesi, idare etmesi, yön verip manen yükseltmesi beklenen kişileri yetiştirmesi gereken bu okullar, vizyon ve misyonlarını tekrar güncellemeseler mi? İçince yaşadığımız çağ ve şartların gerçeklerine göre yeni bir revize bizce hiç fena olmaz.
Vedat Terlemez’in Yüksek Lisans Tezine göre; imam hatip lise öğrencilerinin durumları; akran ve yetişkin önünde şayet kaynaklık pozisyonunda ise benimsendikleri, kabul gördükleri yönünde ve “Bunun dışındaki durumlarda öğrencilerin daha çok önyargı ve devamında küçümsenme davranışlarıyla karşılaştıkları ortaya çıkmıştır.” şeklindedir.
Bu tarz tez ve araştırmalara kulak verilmeli, içlerinde barındırdıkları ipuçları dikkatle incelenip gereklerine göre bir yol haritası çizilmelidir. Zira küçümsenme, bu gençlerin kendi alanlarından kaçma, utanma veya sekülerleşmeyi beraberinde getirecektir. Bununsa din adamı, din görevlisi kavramlarının yozlaşmasına, içlerinin boşalmasına neden olacağı su götürmez bir gerçektir.
Bu okulların; öğrencilere dinin doğru öğretilmesi, toplumun din konusunda bilgi düzeyinin yükseltilmesi ve toplumda yaygın olan batıl inanç unsurlarının etkisinin azaltılmasında rolü olduğu düşünüldüğünde; aslında bu okullara olacak ilgi-alaka ve yatırımın, toplumun maneviyatına yapılacak yatırım olduğu görülecektir.
Son söz olarak diyoruz ki; biz dikkat çekmek için konu üzerindeki örtüyü hafifçe kaldırdık. Umuyoruz ki mesele en kısa sürede ilgililerin ve derdini çekenlerin dikkatine takılır.
Gelecek için gelinmesi gereken nokta; fert ve toplum bazında maneviyatın yükseltilmesidir çünkü.