İslamî eğitim verilirken mevcut problemden birisi de, İslam diniyle ilk defa tanışan birisine öncelikle nelerin tavsiye edilip, nelerin yasaklanacağıdır. Yirmi üç yıl gibi uzun bir zamanda hükümleri tamamlanmış bir dinle yeni tanışmış bir Müslüman, bu hükümlerin hangisiyle başlayacaktır?
Günümüzde İslamî eğitim verilirken ilk önce acaba yanlış hükümlerle mi başlanıyor? Hangi hükümlere öncelik verilip, hangi hükümler tehir edilmelidir? İster yeni mükellef olmuş bir genç olsun, ister muhtedi (dine yeni girmiş) olsun veya isterse cehaletiyle daha önce inanmış olduğu dini tanımayan cahil Müslüman olsun, dini yeni tanıyan birisinden ilk önce neleri yapması veya terk etmesi istenmelidir?
Yani fıkhî (iman ve amel) öncelikler neler olmalıdır? Sıralama nasıl olmalıdır? Terk edilecek ilk günahlar, ilk eda edilecek ibadetler neler olmalıdır? Bütün bu soruların cevabı yine dinin ana kaynaklarında aranmalıdır.
İslam dini naslarla yani sabit kaynaklar üzerine bina edilmiş bir dindir. Yukarıdaki soruların cevabını naslar dediğimiz ilahî kaynaklar olan ayet ve hadislerde aramamız gerekir.
Hz Peygamber (sav) fırsatını bulduğu her ortamda İslam dinini muhatabına tebliğ ederdi. Eğer muhatabı İslam’ı kabul ederse onun uyacağı hükümleri de ona hatırlatırdı. Özellikle hac mevsiminde Mekke dışından gelen hacıları tek tek ziyaret ederek, onlara tebliğde bulunurdu. Bu konuda tarihi kaynaklara geçmiş bir örnek de bi’setin 11. yılındaki (621) birinci Akabe biatleridir ki, Yesrip’ten gelen on iki Müslümanla yaptığı biattir. Buhari’de geçen bir hadiste Ubade b Samit’in bildirdiğine göre Allah Rasülü (sav) onlardan şöyle biat (sözleşme) almıştır:
“Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacağınıza, hırsızlık yapmayacağınıza, zina etmeyeceğinize, çocukları öldürmeyeceğinize, kendi el ve ayaklarınız arasından bir iftira uydurmayacağınıza ve ma’rufta bana isyan etmeyeceğinize dair bana biat ediniz…”
Bu hadisten, İslam diniyle yeni tanışan bir Müslümanın ilk terk etmesi gereken altı yasağın neler olduğunu öğreniyoruz. Bunlar: şirk, zina, hırsızlık, çocuk öldürme, iftira ve peygambere isyandır. İslam’ın bazı hükümleri (emir ve yasakları) tehir edilebilir, yani geciktirilebilir. Bu hükümler zamanla tedricen ısındırılarak uygulanır ki Müslüman bıkkınlık duymadan o kurallara alışmış olur.
Yukarıdaki hadiste geçen altı hüküm tehir edilemeyecek kadar önceliklidir. Hz Peygamber (sav)’in bu uygulamasına bakarak İslam diniyle yeni tanışmış bir Müslümana öğretilmesi gereken ilk hükümlerin bunlar olduğunu görüyoruz. Bu hükümler, İslamî eğitim veren kurum ve kuruluşlarda ilk öğretilmesi gereken temel hükümler olduğu gibi aynı zamanda İslam’la tanışan bir Müslüman’dan uygulamasını isteyeceğimiz ilk hükümlerdir. Diğer hükümler, bu hükümlerin üzerine bina edilir.
Birinci Akabe Biatinde (sözleşmesinde) Yesrip’ten (Medine’den) gelen on iki Müslüman, Hz Peygamber (sav)’in isteği üzerine şöyle biat etmiştir:
1.Allah’a şirk koşmayacağız:
Allah Rasülü (sav)’in istediği ilk iman esası tevhiddir. Yani Allah’tan başka hiçbir varlığa ilahlık vasfı vermemek, ilah olarak sadece ve sadece Allah’a iman etmek anlamındaki tevhid, bütün ilahi dinlerin değişmez ortak ilkesidir.
İslam’ın başka kurallarında “tehir” olabilir fakat tevhid de asla, onun zıddı ise şirktir. Rabbimiz diğeri günahları affedebileceğini fakat şirk günahını ise asla affetmeyeceğini bildirmektedir. (Nisa/48, 116)
Tevhid inancı, ilahî dinleri batıl dinlerden ayıran en önemli özelliktir. Bunun müsamahası olmaz.
2.Hırsızlık yapmayacağız:
Hırsızlık, kişinin başkasına ait bir malı onun rızası olmadan “gasp ederek” kendi mülkiyetine geçirmesidir. Bu davranış bütün dinlerin ve kültürlerin çirkin gördüğü bir davranıştır. Başkasının malını gasp etmek zulmün en büyüklerinden birisidir.
Oysa İslam inançta tevhidi, uygulamada ise adaleti emretmiştir. Helal (meşru) yol dışında; rüşvet, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırmak gibi hangi isim altında olursa olsun sahip olunan her şey hırsızlıktır. İslam dininde “helal” kazanç işin en başında uyulması gereken bir kuraldır.
Hangi yasal veya örfi kurallarla olursa olsun kitabına uydurulmuş da olsa karşılıklı “rıza” olmadan başkasının malına el koymak haramdır ve büyük bir zulümdür. Bu dinde “kulun kulu ezmesine, sömürmesine” asla müsaade yoktur. İslam dışındaki değişik isimler altında buluşan cahili sistemlerin ortak özelliği haram ve helal kavramının olmayışıdır. Bu kavramların işlevsiz kaldığı sistemler birer zulüm sistemi olmaktan öteye gidemezler.
Hayatının baharındaki genç nesle verilecek ilk dini eğitim “helal kazanç” olmalıdır. Kazancı helal olmayanın diğer amellerinin bir kıymeti yoktur. Çünkü İslam; can, mal, din, akıl ve neslin emniyetini garanti altına almış bir dindir.
3.Zina etmeyeceğiz:
İslam, hâkim olduğu toplumlarda koyduğu kurallarla nesil emniyetini sağlayan bir sistemdir. Bilinmelidir ki hiçbir günah alınan kararlarla tamamen bitirilemez. Hz Peygamber (sav) ve raşit halifelerin yönettiği Medine İslam Devletin'de de insanlar günah işleyebiliyorlardı. Önemli olan suçları en aza indirmek için hukukî tedbirler almaktır.
Bir medeniyetin sahihliği, nesillerin sahihliği ile ölçülür. Bundan dolayı zina günahı ferdi olmaktan daha ziyade toplumsal bir afet/hastalıktır. Rabbimiz kitabında “zinaya yaklaşmayın” hükmünü koymuştur. Bundan anlaşıldığına göre zina günahına düşmemek için ona giden yolları kapatmak gerekir. İnsan nefsi haramları işleyecek şekilde donatılmıştır, önemli olan günahı işlemekten önce ona giden yolları kapatmaktır.
Zinaya giden yolların önünü kapatarak sahih nesiller yetiştirmek her devletin milli bir vazifesidir.
4.Çocuklarımızı öldürmeyeceğiz:
Yapılan biatin (sözleşmenin) diğer bir maddesi de henüz doğmadan veya doğduktan sonra “rızık” endişesiyle çocuk öldürmemektir. İnsan canı hangi yaşta ve inançta olursa olsun “muhteremdir,” belirlenmiş suçlar dışında onu öldürmek en büyük günahlardan birisidir. Yukarıda belirtildiği gibi İslam’ın emniyet altına aldığı konulardan birisi de “can” emniyetidir. Makamı, mevkii ve amacı ne olursa olsun hiçbir kulun keyfi olarak cana kıyma yetkisi yoktur.
İslam’ın nazil olduğu yıllarda sadece Arabistan yarım adasında değil, dünyanın değişik yerlerinde insanlar geçim korkusundan çocuklarını öldürebiliyorlardı. İlahi dinlerin haksız yere insan öldürmeye karşı tavrı çok açıktır. Bunun çocuk ya da yetişkin birey olması fark etmez.
Rızık konusunda endişe duymak Allah’a güvenmemektir. Çünkü rızık, kulun istemesiyle ve Rabbimizin dilemesiyle elde edilir. Yani rızık konusunda, Allah’ı devre dışı bırakmak materyalist bir anlayıştır. Oysa rabbimiz ilahi kitabında şöyle buyurmaktadır:
“Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır.” (İsra/31)
5.İftira etmeyeceğiz:
Hadisin metninde geçen tabir “elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek” şeklindedir. Bu tabirden zinayla çocuk sahibi olup onu başkasının nesebine dâhil etmek şeklinde anlaşıldığı gibi, normal bir konuda iftira etmek şeklinde de anlaşılmıştır.
Hangi anlamda olursa olsun “iftira” ederek başkalarına zulmetmek Müslümanın ahlakıyla bağdaşmaz. Müslüman bir fert iftiranın her türlüsünden uzak durmalıdır.
6.Peygambere ma’rufta isyan etmeyeceğiz:
İtaat etmek her yetkin kişinin ve yöneticinin kendisine tabi olandan istediği ilk meşru davranıştır. İslam literatüründe buna karşılıklı “biatleşmek” denir. Bunun tersi de isyandır. Biat, tâbi olan ile tâbi olunan arasındaki karşılıklı sözleşmedir.
Biat edilecek konu bazen emir olduğu gibi, bazen de yasaklama olabilir. Önemli olan karşılıklı sözleşmektir. Fakat burada Hz Peygamber (sav)’in şartsız değil de, “ma’rufa” itaat istemesi İslam medeniyeti için önemli bir husustur. Çünkü Hz Peygamber (sav)’in maruf dışında bir talepte bulunmayacağı kesindir. Ma’rufa itaat istemesi, biatin çerçevesini belirlemek içindir.
İslam inancında itaat önemlidir, fakat şu kurala uygun olarak: “itaat ma’rufadır.” Maruf olmayan bir şeye itaat istenemez.
İslam inancında itaat önemlidir, fakat şu kurala uygun olarak: “itaat ma’rufadır.” Maruf olmayan bir şeye itaat istenemez. Hiçbir yetki sahibinin ma’ruf olmayan bir konuda itaat edilmesini isteme hakkı yoktur. Bu anlayış “özgün düşünceli, şahsiyetli bireyler yetiştirme” nin en bilinen yoludur.
Ma’ruf; yapılması güzel olan her söz ve davranıştır. Fakat bu güzel ve iyi kavramının içini doldurmak nefislere göre değil, İslam şeriatına göredir. Yani ma’rufta ölçü akıl değil nas’tır (ayet ve hadis). İslam’ın güzel gördüğü her şey maruf, yasakladığı her husus da münkendir.
Akabe biatının şartlarını belirleyen bu hadisle aynı hükümleri içeren ayet ise Mümtehine suresinde şöyledir:
“Ey Peygamber! Mümin kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, ma’rufta (iyi işi işlemekte) sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlerini kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Mümtehine/12)
Bu ayet Akabe biatinden yıllar sonra Medine döneminde inmiştir. Konuyla ilgili hem nazil olan ayet ve Hz Peygamber (sav)’in bildirdiği hadis Müslüman’ın birisiyle biatleşirken nasıl ve neye biat etmesi gerektiğini bildirmektedir.