Bizleri yoktan var eden, varlığı ile haberdar eden, bizi her türlü bilgi ile donatan, dünyanın bütün nimetlerini bizlerin hizmetine sunan Allah (c.c.) bizden iki şey ister:

  1. “Kulum, bana ibadet et!” der.
  2. “Benim yaratıklarıma (canlı cansız bütün mahlûkata), şevkat ve merhamet göster!” der.

İnsan bu âlemde yaşadığı sürece bu iki görevi yapmakla mükelleftir. Görevi kabul edenler, sorumluluğu da kabul etmiş demektir.

Sorumluluk demek, ben bu işin bilincindeyim demektir. Ya Rabbi, bana verdiğin akıl nimetini doğruyu yanlıştan ayırt etmek için kullanacağım. Bunun için ilim öğreneceğim. İrade nimetini faydalıyı zararlıdan ayırmak için kullanacağım. Bunun için iktisat öğreneceğim. Ülfet (ilişki, iletişim) nimetini adaleti zulümden ayırmak için kullanacağım. Bunun için siyaset öğreneceğim. His (duygu) nimetini iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırmak için kullanacağım. Bunun için de ahlâk öğreneceğim demektir.

Bu bilinç düzeyine gelen insan, hayatı dört bir yandan kuşatmış, sorumluluğu kabullenmiş, emaneti taşımayı kendine görev kabul etmiş; kurmak, yapmak, devam etmek, üretmek, yardımlaşmak, sevmek, sevilmek, güvenmek gibi olumlu duyguları beraberinde taşıyan insan olma vasfına gelmiştir.

Bizi biz yapan, toplumu ayakta tutan, millet olma vasfına ulaştıran, insanlara güven ve sükûnet veren; inşa etme gayretinde olan kişilerin varlığıdır.

Yaşam gayesi inşa etmek, yapmak, onarmak olan kişinin; yaptığı işin, konuştuğu sözün, bakışının, duruşunun bir değeri, kıymeti vardır. Bizi biz yapan, toplumu ayakta tutan, millet olma vasfına ulaştıran, insanlara güven ve sükûnet veren; inşa etme gayretinde olan kişilerin varlığıdır.

İnşa etme gayretinde olanlar; reklam peşinde koşmazlar, insanları küçük görmezler, tepeden bakmazlar, yük taşırlar ama yük olmazlar, verdikçe çoğalan sevginin peşinden koşarlar. Emeğe saygı duyarlar, insana ilgi gösterirler. Tek gayeleri Allah'ın rızasını kazanmak, yarattığı mahlukata şefkat ve merhamet göstermektir.


Bir de inşa etme görevini bırakıp, ifşa etme işleri ile uğraşanlar var. Hiçbir şeyin kıymetini değerini bilmeyen, insanı hor gören, aşağılayan tipler. İfşa eden insan tipi; sır saklamayan, her şeyi açığa vuran, ar nedir bilmeyen, her yaptığına övgü bekleyen, lafın peşinde koşan ama sözün kıymetini bilmeyen insan tipi; değer yargıları deforme olmuş, duyguları laçkalaşmış, insana sürekli sorun ve sıkıntı oluşturan insan tipi…

Hız ve hazzın, görülme gayretinin peşinde yarış var. İnsanı hayra götüren, huzur ve refah veren gayretler ve çalışmalar geri geri gidiyor.

Eskiden bu tipler, aleni bu işleri yapamazlardı ama şimdi her kötülüğü, her çirkinliği, alenen utanmadan yapıyorlar. Değişen hayat şartları, yaşam standartları ve beraberinde getirdiği yaşam kalitesi; insanı inşa etme gayretinde olanları küçük görme, ifşa etme gayretinde olanları; onore etme, değerli görme noktasına getirdi.
İnsana hizmet için sunulan her yeni ile birlikte, insanların huy karakter ve kişilikleri değişirmiş. Şu an, içinde bulunduğumuz hayat, bunun örnekleri ile dolu. Kapitalist hayat sisteminde insanların olumsuz duyguları tavan yapmış durumda. Tüketim toplumunun gayreti peşinde yarış var. Hız ve hazzın, görülme gayretinin peşinde yarış var. İnsanı hayra götüren, huzur ve refah veren gayretler ve çalışmalar geri geri gidiyor.


Devir inşa etme değil, ifşa etme devri. Devir ne varsa ortaya döküp üstünde tepinme devri. Devir sosyal medya (sosyal meydan) devri. Devir benliğin tavan yaptığı; insani yardımlaşmanın, paylaşmanın, iyiliğin güzelliğin geri plana atılma devri. Devir gösteri devri. Hepimiz bir şeylerimizi gösterme gayret ve çabasındayız. Yediden yetmişe hepimizde sosyal medyanın (sosyal meydan) baş aracı cep telefonları, hemde en lüks, en yenisi var. Birileri hepimize, ayırım gayrım yapmadan, para pul istemeden köşeler verdiler. Şimdi hepimizin Facebook, Twitter, Instagram, Wattsap gibi kendimize ait köşelerimiz var. İnsanoğlunun şuan hayatta eşit olduğu tek yer bu mecra.

Beleş peynir fare kapanında bulunur derler. Sahi, bizi kapana çekenler kimler?
Burası neresi? Cidden işin farkında mıyız? Oturup çözüm üreteceğimiz en önemli işlerimizden birisi bu. Pandemi süreci ile birlikte, bu meydanda daha da toplanmaya başladık. Bu meydandan çıkıp kendi meydanlarımızda toplanmayı Rabbim hepimize nasip etsin.

Eskiden üç öğün karnımızı doyurma görevimiz vardı. Obezite problemi ile birlikte üç öğün ikiye düştü. Hatta diyet altında bir yapanlar var. Ama artık hergün, her saat, her an, karnını doyurmak zorunda olduğumuz sosyal medyamız var. Ne doymak biliyor, ne durmak; ne sabrı var, ne şükrü… Hepimiz birilerinin planladığı programladığı hayatları yaşıyoruz. Kendimizden bahsederken ideal bir hayat istiyoruz ama sıradan hayatın gönüllü müşterileriyiz.

İnsanı inşa etmek ise görevimiz, önce bu meydanı inşa etmekle yeniden görev tanımı yapmalıyız. Yoksa geleceğimiz, neslimiz bu meydanda yok olup gitmeye mahkûm.

Rabbim bizlere yapma gayreti versin, sabır sükûnet versin, güç kuvvet versin, izan ihtimam versin.

Sevgiyle, sağlıcakla, iyilik, güzellikle kalın.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum