Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İlim; Allah’ı bir bilmek, sadece ona kullukta bulunmak, razı olduğu İslam yolunda yürümek içindir. Bunları sağlamayan ilim faydasız ilimdir ve böylesi ilimden Peygamberimiz Allah’a sığınmıştır. Muhammed Suresinin 19. ayetini bu bakımdan okuyup anlamakta fayda vardır. Ayetin meali şöyledir: “Ey Muhammed; bil ki Allah’tan başka ilah yoktur. Gerçek İlah olarak ancak Allah vardır. Hem kendi kusurlarından hem mümin erkek ve kadınların kusur ve günahlarından dolayı bağışlanma dile. Çünkü Allah, sizin dönüp dolaşacağınız yeri de bilir, varıp duracağınız yeri de bilir.” Allah’tan başka ilah olmadığını bilmek, hem Peygamberlerin ve hem de müminlerin temel görevidir. Başka türlü iman gerçekleşmez. İman olmayınca da kulluğun bir anlamı olmaz. Bu bakımdan insan, hesaba çekilmeden önce, niçin yaratıldığını hesaba katarak kendisini hesaba çekmelidir. İnsan niçin yaratılmıştır? Bu soru, her insan varlığı için anahtar sorudur. İnsanın yaratılış gayesi; Allah’a iman edip ibadet etmesi, yeryüzünde O’nun halifesi olması, dinine yardımedip, emaneti olan yeryüzünü ve çevreyi imar ve ıslah ederek yaşanılabilir bir hale getirmektir. Nitekim hidayet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek şu şekilde açıklanmaktadır. Zariyat 56-58: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızk istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.

Şüphesiz rızk veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.” Elbette ki cinlerin ve insanların yaratılmalarının belirlenmiş bir gayesi vardır. İnsanları ve cinleri varlık kanununa bağlayan bu belirli görev; Allah’a ibadet veya O’na kulluktur. Ortada bir kul, bir de Rab olacaktır. İbadetin anlamı, birtakım sembolik davranışları yerine getirmekle birlikte, hayatı ilgilendiren her konunun Kur’an ve Sünnette belirtildiği şekliyle çözülmesidir. Yüce Allah,insanlara ve cinlere hayatlarının büyük bir kısmını kuşatan ve meşgul eden başka birtakım faaliyetler yüklüyor. İnsandan istenen faaliyetlerin mahiyeti bellidir. Bunu Kur’an’da Yüce Allah’ın şu sözünden öğreniyoruz: “…Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” (Bakara 30) İnsandan yapması istenen amel, yeryüzünde Allah'ın halifesi olmaktır. Yeryüzünü imar ve ıslah etmek halifelik görevinin içindedir. Yeryüzündeki güç ve enerji kaynaklarının, ham madde rezervlerinin ve gizli cevherlerin keşfedilmesi ve bunları kullanarak geliştirip yaşam düzeyinin yükseltilmesi gibi birtakım aktif faaliyetlerde bulunmak gerekir. Yeryüzünde Allah’ın muradına uygun adil bir düzeni kurmak hâkim kılmak da halifeliğin gerekleri arasındadır.

NASIL OLACAK?

İnsanın Allah’a kulluğu nasıl olacaktır? Rabbimiz Nur Suresi 55. ayette mealen şöyle buyuruyor: “Allah iman edip, dürüst ve faydalı işler yapanlara, İslam’ca düzeni hayata geçirenlere tıpkı kendilerinden önce, gelip geçen bazı toplumları, yeryüzüne hâkim kıldığı gibi, onları da yeryüzüne mutlaka hâkim kılacağına ve onlar için hoş görüp, razı olduğu din ve düzenlerini, İslâm’ı yeryüzüne yerleştirip, güçlü ve itibarlı hale, iktidara getireceğine ve korkularının ardından onları mutlaka güvenli bir duruma kavuşturacağına dair söz vermiştir. Çünkü onlar, yalnız bana ibadet eder, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Artık bundan sonra, kim inkâr yolunu seçerse, işte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.” Allah'ın koyduğu kanunları yeryüzünde tatbik etme görevi bütün insanlığa verilmiştir. Allah’ın halife olarak yarattığı insan; Müslüman, akıllı, ergenlik çağına gelmiş, hür, ilmihalini bilen, marufu emreden, bütün kötülükleri engellemek için mücadele eden, hakkı tebliğ eden, adil, dirayet sahibi bir kimsedir.

Şuurlu Müslüman bir toplum, peşinden gittiği bir emirin liderliğinde, hakkı üstün tutan bir medeniyetin inşası için çalıştığında; Allah onlara mutlaka zaferler verecek ve İslam’ın bütün yönleriyle tatbiki için mekânlarihsan edecektir. Bizler bugün başarılı olamıyorsak, bunun sebebi; Allah için hakkını vererek cihat etmeyişimizdendir. Korku içinde yaşıyoruz. Eğer içimizde iman, dışımızda Kur'an’ın öngördüğü yaşantı olursa Allah, korkularımızı güvene çevirecektir. Çünkü inananlar bilirki Allah dilemedikçe hiçbir kimse onlara zarar veremez. Saf Suresi 14. Ayette bizden: “Ey iman edenler, Allah’ın yardımcıları olun…” görevi isteniyor. Hud Suresi 61. Ayette ise yapmamız gerekenler sıralanıyor: “…Allah'ı hak ilah olarak tanıyın, candan Müslümanlar olarak Allah’a bağlanın, şuurla Allah’a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur. Sizi topraktan yaratıp geliştiren ve yeryüzünde sizin yaşamanızı veya orayı bayındır hale getirmenizi sağlayan Allah’tır. O halde işlediğiniz günahlardan ve Allah’a ortak koşmanızdan dolayı O'ndan bağışlanma dileyin. Sonra isyandan, günah işlemekten vazgeçerek tövbe edip O’na itaate yönelin. Rabbim kullarına yakındır, dualarını kabul eder.” İslam’ı bir saadet düzeni olarak görüp yaşamak ibadettir.İbadet; boyun eğmenin, itaat etmenin, saygı göstermenin ve kulluğun eylemidir. İbadet; insanın Allah’ın razı olduğu şeyi yapması, yerine getirmekle yükümlü olduğu fiilleri emrolunduğu şekliyle hayata geçirmesi, hiçbir şey gözetmeden Allah’a kulluk etmesi ve bunu, sadece O’na boyun eğip itaat etmek için yapmasıdır.İtaat büyük bir makamdır. İnsan, itaat ve ibadetle Allah’a bağlandığı için şereflenir. İbadet, Allah’ın razı olduğu şeyi yapmak; ubudiyet ise, Allah’ın yaptığına razı olmaktır.

TEVHİT, TALİM VE TERBİYE

Talim; öğrenmek ve öğretmek, terbiye de yetiştirmektir. Terbiye, dar anlamda çocukta şahsiyeti inşa etmek, geniş anlamda da gelecek toplumu oluşturma ve kurma faaliyetidir. Bu hayati görevin önemini Müslüman vicdanına nakşetmek için, gerek Kur’an ayetlerinde gerekse sevgili Peygamberimizin hadislerinde tekraren beyanlar gelmiştir. Tahrim 6: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailelerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında gayet haşin, sert; Allah’ın kendilerine emrettiğine karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yapan melekler vardır.” Burada emredilen korumanın terbiye etme, Hak ve batılı, adalet ile zulmü, helal ve haramı, güzel ahlakı talim; kötü arkadaşlardan korumak, aşırı tüketim ve israfı önlemek, ziyneti ve lüksü sevdirmemek vb. terbiye faaliyetleri olduğu belirtilmiştir.

Teğabün14-15: “Ey iman edenler! Şüphesiz sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olan vardır. Onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür ve bağışlarsanız şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir. Mallarınız ve çocuklarınız bir fitnedir, imtihandır. Allah katında ise büyük ecir vardır.” Dünya hayatı bir imtihan yeridir. Anne ve babaların dünya imtihanını kazanması, ancak evlatlarına karşı vazifelerini yapmaları ve terbiyelerini güzel kılmaları; İslam itikadını, ilmihal bilgilerini, İslam ahlakını onlara güzel bir şekilde öğretmeleri ile mümkündür. Peygamberimiz, bu gerçeği şöyle ifade etmektedir. “Çocuğa güzel isim ve terbiye verilmesi, onun anne ve babası üzerindeki haklarındandır.” Peygamberimiz başka bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi bir miras bırakmamıştır.” Talim ve terbiyede en büyük sorumluluk, ailelere; anne babalara, sonra devlete ve topluma aittir. Nitekim Peygamberimiz, anne ve babaların çocuk eğitimindeki etkisi konusunda şöyle buyurmaktadır: “Her doğan çocuk ancak İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra annesi ve babası onu Yahudi, Mecusi veya Hıristiyan yaparlar…” Mesela peygamberimiz bizlere “Çocuklarınız yedi yaşına ulaştıklarında onlara namaz kılmalarını öğretiniz” telkininde bulunmuştur. İmtihan olduğu bu dünyada insanın, dünya ve ahiret saadetine nail olması, onun iki cihan saadetini elde edebilecek şekilde terbiye edilmesine bağlıdır. Bir anne babanın çocuğuna ilk öğreteceği şey, Allah’ın varlığı, birliği ve tek hak ilah olmasıdır. Lokman 13: “Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma. Şüphesiz ortak koşmak, şirk büyük bir zulümdür.” Peygamberimiz ise şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınıza ilk söz olarak, güzel bir şekilde ‘La İlahe İllallah” demeyi öğretiniz.” İslam’ca eğitimde bu çok önemli bir esastır. İlim, gerçekte Allah’ı bilmek ve tanımaktır. Talim ve terbiyenin gayesi ise bunu sağlamaktır. Materyalist eğitim, inkârcı ve ırkçı bir eğitim olduğu için “tevhide” karşıdır ve insanları İslam fıtratından, tevhitten uzaklaştırmanın eğitimini yapar. Materyalist eğitim, faydalı değil zararlı bir eğitimdir. Üzülerek ifade edelim ki Türkiye’de İslam’ca değil, materyalist muhtevalı bir eğitim yapılıyor. Böyle bir eğitime rıza gösteren herkes bundan sorumludur ve bunun hesabının altında kalır.

İSLAM SORUMLULUĞU

İnsanın yüklendiği ve sorumluluğunu üstlendiği emanet İslam’dır. Bunun için de öğreneceği ve başkalarına öğreteceği tek hakikat, İslam’dan başka bir şey değildir. Biz çoğunlukla felsefe yaparak, İslam konusunda taşıdığımız sorumluluğu sulandırmaya çalışıyoruz. Bunun bize hiçbir faydası yoktur. İslam bilgisi bir nurdur, bir hayattır; bir toplumun yaşamasına, yükselmesine sebeptir. Cehalet ise karanlıktır, ölümdür ve felakettir. İslam bilgisinin kıymetini Kur’an şöyle açıklar. Ra’d 19: “Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kişi, kör olan kimse gibi midir? Ancak akıl sahipleri öğüt alır.” İnsanın ilk öğrenmesi gereken bilgi kendi yaratılışı ile ilgili ilimdir. “Kâinatı kim yaratmıştır, insanı kim ve niçin yaratmıştır, dünya hayatının gayesi nedir, dünya insan için neden imtihan yeridir, ahiret nedir?” Bütün bunları insan bilmek zorundadır. Bu ilmi öğrenen insan yaratıcısını da bilme şerefine erişir. İnsan kendi yaratılışı ile ilgili bilgiyi edinmeden, dünya hayatının gerçeğini kavraması ve ömrünü yaratıldığı gaye için tanzim etmesi mümkün olmaz. İnsan bu bilgilerin tamamını Kur’an ve Sünnetten öğrenebilir. İnsana verilen akıl nimetinin görevi, eserden müessire gitmek, yani yaratıcısını tanımak ve kulluk görevini gereği gibi yerine getirmektir.

Fert ve toplum, talim ve terbiye yolu ile yaratılış gayesine uygun olarak eğitilip yetiştirildiğinde; düşünce disiplini ve güzelliğini, davranış disiplini ve güzelliğini, konuşma disiplini ve güzelliğini, çalışma disiplini ve güzelliğini kazanmış olacağından geleceğimize güvenle bakmamız mümkün olacaktır. İnsan elde edeceği faydalı ilimle, Allah’a kul olacak, O’nun yeryüzünde yarattığı halife olarak İslam’ı din ve düzen olarak yaşayacak ve yaşatacak, yüklendiği emanetlere hainlik etmeyecek, yeryüzünü İslam ile imar ve ıslah edecektir. Günümüzde bu şuura Milli Görüş deniyor. Selam hidayete tabi olanlara…

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum