Son yıllarda Türkiye’de “dikkatlilik” anlamına gelen “mindfulness” kavramı çerçevesinde değişik merkezler tarafından “Bilinçli Farkındalık” eğitimleri verilmektedir. Mindfulness, iç ve dış dünyaya ait bir şey üzerine dikkatli bir şekilde bilinç geliştirmek suretiyle farkındalığı oluşturma durumu ve(ya) sürecidir. “Mindfulness” kavramının özünde “dikkatlilik” vardır. “Dikkatlilik” sayesinde kişinin bir şeye ilgi göstermesi ile gelişen bilinçli algılama sonucunda farkında olma potansiyeli ortaya çıkmaktadır. Bir başka deyişle dikkatlilik, bir taraftan zihinsel egzersiz; diğer taraftan da bilinçli ve farklı bir düşünce, duruş, tutum ve davranıştır.

“Bilinçli Farkındalık” kavramına bilimsel bir anlam kazandırmak maksadıyla son yıllarda Türkiye’de ayrıca “Mindfulness Sempozyumları” yapılmaktadır. Ancak bu sempozyumların genel gayesi, Budizm (Yoga) gibi uzak doğu inanç sistemlerinin düşünce ve uygulamalarından yola çıkarak, stres ve depresyon altında olan insanlara seküler temellispritüel yaşam sunmaktır. Bu doğrultuda “Mindfulness” eğitim programları, bize ait olmayan inanç sistemlerinin manevî kaynaklarını kullanarak, insan-sağlık bağlamında ruhsal bir terapi yöntemi olarak değerlendirilmektedir.
Dolayısıyla “Mindfulness” adı altında yürütülen eğitim programları, özellikle seküler psikoloji camiasında artan bir oranda ilgi görmeye devam etmektedir. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere Türkiye’nin birçok kentinde psikolojik eğitim ve danışmanlık hizmetleri veren çok sayıda merkez, bireysel ve kurumsal eğitim programlarını Mindfulness konseptleri ile zenginleştirmektedir.
Batı’da uygulandığı şekliyle aynen alınan “Mindfulness” eğitim programlarında ilk önce “Farkındalığa Geçiş” kapsamında “Vücut Tarama” [Body-Scan] alıştırmaları yapılmaktadır. Bu derste dikkatliliğin en önemli açılımı olan bilinçli farkındalığın gücü ve meditasyon uygulamalarına dair doğru tespitler ortaya konulmaktadır. Ayrıca vücut tarama kısmında da bedenin özelliklerine şefkatle farkına varılması için bazı egzersizler öğretilmektedir. İkinci aşamada “Dikkat ve Beyin” arasındaki ilişkiyi koordine etmek ve farkına varılan şeye odaklanmayı sağlamak maksadıyla “Oturma Meditasyonları” uygulanmaktadır. Daha sonraki eğitim aşamalarında ise “Düşünceleri Fark Etme” modülü kapsamında (bazı merkezlerde Buda heykeli önünde) Doğu kültüründe yaygın olan yoga egzersizleri yapılmaktadır.


Doğu Kültürü Menşeli “Mindfulness” (Dikkatlilik) Eğitim Programları Ne Derece Sağlıklı?

Mindfulness, Dikkatlilik gibi değişik isimler altında sunulan eğitim programları, özellikle Uzak Doğu inanç sistemlerinin veya felsefelerinin (Budizm, Hinduizm, Yoga, Meditasyon, Nefes Alma Egzersizleri, Ayurveda vb.) bir yansıması olarak ortaya çıkan mistik eğitim ve kişisel gelişim programları; ruh-nefis-beden mekanizmaları kullanılarak, kişinin maddîve manevî yönden rahatlamasını sağlama iddiasındadır. Mistik öğretilere dayanan meditasyon ve yoga uygulamalarının gayesi, manevî kaynakları ve ruhî melekeleri kendi zâtı adına inkişaf ettirmek ve bazı geçici rahatlatıcı hâlleri ve zevkleri ortaya çıkartmaktır.

İslâm ise vahiy esaslarından kopuk olan mistisizm anlayışından uzak bir dindir. Çünkü bu tarz mistik programların içeriğinde insanın düşünce, duygu ve davranışlarını tanzim edici ilahî değerler sistemi ve bu bağlamda Allah ile kul arasındaki manevî bağı kuvvetlendirecek ibadet türleri (namaz, dua, istiğfar, tevekkül, teslimiyet, tefekkür, rikkatlilik vb.) yer almamaktadır.

İslâm’da “bilinçli farkındalık”, sadece manevî haz elde etmek veya psikolojik olarak rahatlamak için değil, daha çok manevî sorumluluk duygusu ve ibadet şuuruyla dinî ve sosyal vecibeleri ve kulluk görevini yerine getirerek, Allah’a ruhen yaklaşmak için yapılmaktadır.İslâm’ın gayesi, ibadetullah (Allah’a ibadet etme) yol ve yöntemlerini göstermek suretiyle marifetullah (Allah’ı tanıma) ve muhabbetullah (Allah’ı sevme) yolculuğunda Müslümanların manevî ilerlemelerini sağlamalarına yardımcı olmaktır. Müslümanların asli görevi, manevî, ahlâkî ve sosyal sorumluluk içinde Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşamalarıdır.

İslâm’a göre insanlar, fıtraten eşit yaratıldıkları için, manevî kaynaklarını belli mistik egzersizlerle aktif hâle getirebilme yeteneğine sahip olabilmektedirler. Dolayısıyla herhangi bir dine mensup olmayan maneviyata yatkın kişiler de Allah’ın Rahman sıfatının bir gereği olarak madde ötesi harikuladelikler yaşayabilme potansiyeline sahiptir. Ancak bazı metafizik hâllerin yaşanabilir olması, insanı tevhidî bir çizgide mutlak anlamda Allah’a manen yaklaştıracağına dair bir olgu değildir. İnsan-Kâinat-Yaratan münasebetini bütüncül bir perspektiften ele almayan mistik akımlar, kişilerin imanlarını kuvvetlendirecek veya Yaratanı esmalarıyla birlikte tanıtacak yöntemler sunmak yerine günlük hayatın ruhsal ve zihinsel sıkıntılarından kısmî ve geçici uzaklaştıran bazı bireysel veya kolektif mistik ritüeller tertiplemektedir. Dolayısıyla şuurlu Müslümanlar, bu tarz “Mindfulness” eğitim programlarına ihtiyaç duymamalıdır. Kaldı ki “Mindfulness” adına düzenlenen birçok eğitim programı da İslâm’ın temel itikadî esaslarına aykırıdır.

İslâm’a Uygun Mindfulness (Dikkatlilik) Eğitimi Nasıl Olmalıdır?

Türkiye’de kişisel gelişim programlarında yer alan dikkatlilik, bilinç ve farkındalık hassasiyeti arasındaki mantıksal ve bilişsel bağ, Doğu kültürlerinin kaynakları açısından ele alındığı halde İslâm’a göre incelenmiş değildir. Hâlbuki bâtıl inanç sistemlerinden farklı olarak İslâm dini ve millî kültürümüz, bu konuda zengin bir kaynağa sahiptir. Dolayısıyla dikkatlilik eğitim modellerinin, eğer İslâm’ın manevi temelleri üzerine kurulacak olursa, seküler/bâtıl “Mindfulness” programlarından daha etkili olacağı kesindir. Çünkü Allah, gayb olması hasebiyle zihinlerde her ne kadar tam olarak idrak edilemez ise de insanlara, manevî boyutuyla yine de çok daha yakındır. Nitekim bir âyette Allah, kendinden bahsederken; hem insanların acziyetlerine (gaybî konuları anlama konusundaki zihni yetersizliklerine) vurgu yapmakta hem tevhidî duygulardan uzak kalmalarının bir sonucu olarak vesvese (karmaşık kaygılı düşünceler) içinde olacaklarını hatırlatmakta hem de zihnen tam olarak fark edilmese de Kendisinin insanlara manen çok yakın olduğunun altını çizmektedir: “And olsun! İnsanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdiğini de Biz biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaaf: 50/16).

“Mindfulness” adına düzenlenen birçok eğitim programı da İslâm’ın temel itikadî esaslarına aykırıdır.

Dolayısıyla Kur’ân-ı Kerim temelinde dikkatlilik eğitim modelinin merkezinde, Müslümanların itikadî inancın başı olan Allah’a iman etmenin bir gereği olarak Yaratan-İnsan münasebetini sağlayan ve güçlendiren bir yöntem geliştirilmelidir.

Çünkü hiçbir şeye ihtiyaç duymama ismi ile var olan yegane kudret sahibi olarak Allah, yarattığı insanlardan sadece Kendisine ibadet edilmesini istemektedir. Bu bağlamda İslâm’a uygun dikkatlilik eğitiminde yer alması gereken en önemli husus, modelde kişinin fıtrî özelliklerinin korunmasına dönük mekanizmaların bulunmasının gereğidir. Her zaman geçerliliğini koruyan fıtrat (yaratılış) kanunları, özellikle merkezinde insanın olduğu bir eğitim modeli için de önemli bir referans kaynağıdır. Eğitime katılan bir kişinin temiz fıtratına (birinci fıtratına) dikkat edilmesi ne kadar önemli ise mizacına (ikinci fıtratına) da saygı gösterilmesi o kadar elzemdir. Çünkü hangi inanca veya ırka sahip olursa olsun bütün insanların değişmez tabiatlarında (ikinci fıtratlarında) sevilmek, sayılmak gibi bazı temel insanî özellikler bulunmaktadır.

Dolayısıyla fıtrata duyarlı dikkatlilik eğitim modeli, insanın yaratılış safiyetini koruyacak bir şekilde geliştirilmelidir. Daha somut bir ifadeyle selim fıtratlarını koruyamamış ve buna binaen değişik manevî sıkıntılar içinde psikolojik sorunlar yaşayanlara nefis terbiyesini esas alan manevîrehabilitasyon hizmetleri sunulmalıdır. Fıtrat ekseninde oluşturulan dikkatlilik eğitim modeli, yaratılışta insanın özünde meknuz olan cevherleri ortaya çıkarmaya ve onları geliştirmeye imkân tanıyan tefekkür ve tezekkür odaklı manevî programlar içermelidir. Çünkü Kur’ân’ın ilahî mesajında insanlığa bu yönde bir hizmette bulunulması önerilmektedir: “Allah’ın insanları üzerinde yaratmış olduğu fıtratına sarıl!” (Rum: 39/30).

Eğer dikkatlilik eğitim programı, fıtratın yanında tevhit inancına uygun ve sağlam itikadî değerlerle birlikte düzenlenirse; düşünce boyutu “Rikkatlilik” düzeyine çıkar ve kalbî duygular sayesinde “manevî farkındalık” gücü yani sağlam ilham yeteneği ortaya çıkar. Rikkatlilik, kelime olarak; incelik, naziklik, acımak manalarına gelmektedir. Kavram olarak “Kalbin, harici bir sebep ve tesirle aniden harekete geçmesi ve hassasiyet göstermesi” anlamına gelmektedir. Bir başka tanıma göre rikkatlilik, manevî duyguları bertaraf edebilecek her türlü riske karşı kalbî uyanıklık göstermek ve gönül âleminde ihtiyatlı olmaktır. Rikkatlilik sayesinde kişi, bilinçli bir şekilde zihinsel ve ruhsal faaliyetlerini bir konuya temerküz etmek suretiyle yeni idrak boyutlarına kavuşabilmektedir.

Dolayısıyla rikkatlilik, şuur üstü ve şuuraltı süreçlere yol açan bir tefekkür hâli olması hasebiyle, değişik düşünce sapkınlıkların ortadan kalkmasına yardımcı olmaktadır. Kısacası rikkatlilik, psikolojik sorunların giderilmesi için, en elverişli “Kalben akletme” ve “Tefekkür” yöntemidir.

Bir başka ifadeyle dikkatlilik, tefekküre yol açmalıdır. Türkçede kök itibariyle meditasyon kelimesi bulunmasa bile bunun hemen hemen eş anlamlısı olan tefekkür, “derin düşünme” ve “derince mülâhaza” anlamlarına gelmektedir. Bir zihnî faaliyet olarak tefekkür, dikkatlerin bir noktaya teksif ve temerküzüdür.

Anlam içinde fikrî, zihnî ve manevî yönden derinleşme anlamını da taşıyan tefekkür; bilginin ışığı ile hayatın ve hakikatin bütünlüğüne yönelmeyi hedefleyen doğru düşünce tarzıdır. Bu âlemde yaratılmış olan her şeye zihin yormak, yaşanan ve görülen hadiseleri düşünce süzgecinden geçirmek ve bunlardan ibret almak, tefekkürün asıl gayesidir. Tefekkür sayesinde kişi, yeni idrak boyutları kazanmakta ve zincirleme olarak geniş zihnî ufuklara dalmak suretiyle sezgi gücünü yani basiretini artırmakta ve Allah’ı yakinen tanıma anlamına gelen marifetullah düzeyine çıkabilmektedir.

İslam’a göre marifetullah, Yaratanı ve O’nun isimlerini/sıfatlarını, kudret ve iradesinin geçerliliğini hakkıyla bilme ve tanımadır. Bir başka ifadeyle, kişinin kendi nefsini, Rabbini, dünya ve ahiretini bilmesidir. Buna göre Yaratanı tanıyan, O’na can-ü gönülden bağlanan ve dolayısıyla kendini tanıyan herkes, irfan sahibidir, yani ariftir.Nitekim Allah, hangi dine veya inanca mensup olurlarsa olsun, insanlardan ilk önce Kur’ân-ı Kerim hakkında tefekkür etmelerini istemektedir.

“O peygamberleri apaçık delillerle ve kutsal metinlerle gönderdik. İnsanlara indirdiklerimizi kendilerine açıklaman için ve (ola ki üzerinde) tefekkür etsinler diye sana da (Ey Muhammed), uyarıcı kitabı (Kur’ân’ı) indirdik.” (Nahl: 16/44).

İslâm’a göre tefekkür, duygusal (enfüsi) ve afâki (objektif) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Enfüsi/duygusal tefekkür; insanın nefsi, ruhu, hisleri, tutumları, kişisel özellikleri, huy ve bazı halleri (cimrilik, haset, su-i zan, gurur, kibir vb.) üzerinde detaylı, ince ve derin düşünmesi; kendini ciddî olarak yoklaması ve eğer varsa, kötü vasıflarını veya huylarını, erken safhada ortadan kaldırmaya yönelik girişimlerde bulunmasıdır. Afâki (objektif) tefekkür ise nefsin ve ruhun haricindeki kâinat ve içindeki hadiselere yönelik genel ve sathî düşüncelerdir. Objektif olarak gözle görülen kâinat kitabı ile Kur’ân âyetlerini düşünmek, aynı zamanda manevî bir düşünce yolculuğudur. Bu durumda tefekkür, bir ibadet hükmü kazanır.İbn-i Abbas’a göre hikmeti ayakta tutan esas olgu, tefekkürdür. İbrahim Ethem’e göre tefekkür, aklın sadakasıdır. Hz. Muhammed’in (sav) ifadesiyle “Bir saat tefekkür, bazen bir yıllık (nafile) ibadetten daha hayırlıdır.” İşte dikkatlilik eğitiminde tefekkür mekanizmalarına dair eylem plânları mevcut olursa, kişi; gerçek anlamda huzura, saadete, selamete ve hidayete kavuşma imkânını elde etmiş olacaktır.

Velhâsıl-ı Kelâm

Allah-İnsan münasebeti, ilahî menşeli olması hasebiyle, sarsılmaz bir şekilde ilahî gözetim ekseninde mutlak gerçeklik üzerine bina edilmiştir. Ancak İnsan-Allah münasebetinin boyutu ve derecesi, görecelidir.Çünkü burada insanın dikkatlilik, rikkatlilik ve tefekkür duygularının gelişmişlik boyutu söz konusu olmaktadır. Bunun için İslâm’a uygun dikkatlilik eğitim programı, netice itibariyle her katılımcıya emredildiği üzere kalıcı olarak murakabe bilinci vermelidir. Bir insanın sürekli olarak iç dünyasına dönerek, bir muhasebede bulunması elzemdir. Bir insanın Allah’a bağlılığın bir nişanesi olarak murakabe düzeyi ne kadar gelişmiş ise İnsan-Allah münasebetinin düzeyi de manevî farkındalık seviyesine ulaşmıştır anlamına gelecektir. Bir başka ifadeyle murakabe uygulamalarıyla bir kişi, kendi hür iradesiyle iç âlemine yönelerek, kendi halini muhasebe ve tefekkür etmek suretiyle her an uyanık bir kalbe ve dolayısıyla manevî farkındalığı sağlayan bir ruh haline sahip olacaktır.Bu dünya, manevî bir perspektiften ele alındığında; içinde var olanlarla beraber her şey, yaratılmışlığın bir yansıması ve Yaratanın bir eseri olduğunun bilinciyle, aslında tam anlamıyla bir murakabe ve tefekkür âlemidir. İşte dikkatlilik eğitiminin gayesi de bu basireti ve feraseti ortaya çıkartmak olmalıdır.

Bu da bir başlangıç olarak ancak tevhit inancına bağlı imanın varlığı ile mümkündür.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum