Mülkiyet, bir şekilde elde edilen mal veya eşya üzerinde; tek başına tasarruf sahibi olma, söz hakkı elde etme anlamında kullanılır.
Bilindiği üzere sosyalizm bütün varlıkların kamuya ait olduğunu savunur ve özel mülkiyeti hırsızlık olarak nitelendirir. Yani şu araba, at, ev benimdir diyemezsin. Mal (menkul veya gayrimenkul) ihtiyaca göre kullanılır. “Herkes gücü ve yeteneği oranında çalışır, ihtiyacına göre alır.” Marxizme göre devletin oluşmasının temel dinamiği bireysel özel mülkiyettir. Özel mülkiyet sınıflar arasındaki derin uçurumlara yol açmış, sınıf ayrıcalıklarına sebep olmuştur. İş bölümü uygulamasının kaynağı da özel mülkiyettir. Bu nedenle bireysel özel mülkiyet yasaklandığı taktirde, sınıfsal ayrıcalıklar da devlet de iş bölümü uygulaması da sona erecektir.
Kapitalizmde ise özel mülkiyet adeta kutsanmıştır. Sosyalizmin aksine kamuya ait mallar ve gayrı menkuller dışındaki bütün mal toplumun değil bireyindir, dokunulmazdır ve devlet tarafından korunma altına alınmıştır. Birey kendine ait malı istediği gibi kullanma hakkına sahiptir. İstediği kadar biriktirir, istediği kadarını devredebilir, miras yoluyla istediğine bırakabilir. Bireyin özel mülkiyeti üzerinde sınırsız tasarruf hakkı vardır ve bu tasarruftan dolayı kimseye hesap verme sorumluluğu yoktur.
Allah yeryüzündeki varlıkların tamamını insanlar için yaratmıştır. (2/Bakara Suresi, 29) Bununla birlikte mülkiyette sınırlama getirmiştir.
İslam, mülkiyetin ne sosyalizmdeki gibi kamuya ne de kapitalizmdeki gibi bireye ait olduğunu belirtir. İslam’da mülkün sahibi Allah’tır.
“… İşte Rabbiniz Allah budur, mülk O’nundur…” (35/Fatır, 13)
“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder. Mülk O’nundur, hamd O’na aittir.” (64/Teğabun, 1)
“… İşte bu yaratıcı, Rabbiniz Allah’tır. Mülk O’nundur. O’ndan başka ilah yoktur.” (39/Zümer, 6)
Çünkü kâinatta ne varsa hepsi Allah’a aittir. “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır.” (31/Lokman, 26), Ayrıca 3/Ali İmran 109, 129; 4/Nisa 131, 132, 170; 10/Yunus 55; 24/Nur 64; 53/Necm 32 ayetlerine de bakılabilir.
“Elinizde nimet olarak ne varsa Allah’tandır.” (16/Nahl, 53), O yeryüzünü insanlara boyun eğdirmiştir (67/Mülk, 15) ve mülkü dilediğine verir. (2/Bakara, 247)
“De ki: ‘Ey mülkün sahibi olan Allah’ım. Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” (3/Ali İmran, 26)
Çünkü Allah,insanların yaratılma sebebi olarak kulunu imtihan etmektedir. “And olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, mallardan, canlardan, ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenlere müjdele.” (2/Bakara, 155)
Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda denemeden geçirilirsiniz…” (3/Ali İmran, 186)
Bu deneme hem mülk kendisine verilen hem de yoksul kesim içindir. Çünkü Allah Azze ve Celle kullarına verdiği malın paylaşılmasını emreder. “… (O mü’minler) kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” (2/Bakara, 3), “(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın…” (2/Bakara 195)
Yukarıdaki ayetlere benzer onlarca ayetten çıkarılan sonuç şudur: Yerde ve gökte canlı cansız ne varsa hepsinin yaratıcısı, sahibi ve hükmedicisi Allah’tır. Ancak Allah imtihan olması açısından sahibi olduğu malı kullarına vermektedir. Bu mal verme kişinin emeğinin veya ticari girişiminin bir karşılığı da olabilir; birilerinin bağışı, hibesi, hediyesi şeklinde de olabilir, miras yoluyla da olabilir. Allah dilerse bütün bunları vesile yaparak kuluna mal, mülk verebilir. Yeri gelir tüm emeklerine ve ticaretine rağmen insanın eline bir şey geçmeyebilir veya geçse de bir gasp ya da hile yoluyla mal, mülk, para elinden alınabilir. Allah meşru yollarla kulunun mal mülk sahibi olmasını emreder. Meşru yollarla para veya mal sahibi yaptığı kullarına bunlar üzerinde sınırlı bir tasarrufta bulunma yetkisi vermiştir.
“Allah’a ve Resulüne inanın, sizi üzerinde tasarrufuna vekil kıldığı şeylerden Allah yolunda harcayın.” (57/Hadid, 7) Yani adeta Allah, “Sahip olduğunuz her şey bana aittir ama ben bunları sizin emrinize verdim, artık belli bir zamana kadar size aittir. Yiyin, için, kullanın ancak dilediğim zaman herhangi bir vesileyle (tabi afet, iflas, gasp, kaybetme vb.) alırım. Bunları benim size emrettiğim şekilde kullanın, size verdiğim rızıklar içerisinde başka kullarımın hakkı da var, onların hakkını da kamunun hakkını da verin. Sizi mal, mülk konusunda böyle deniyorum.” der. Kısaca Allah, mülkün kendisine ait olduğunu ama insana sınırlı bir mülkiyet hakkı verdiğini belirtir.

İslam, ekonomik kurallar çerçevesinde kapitalizmde olduğu gibi kişinin malını, parasını sınırsız bir şekilde kullanmasına izin vermez. Örneğin malın değeri artsın diye stoklarda bekletip piyasaya sürmeme veya malın bir kısmını çürütme, telef etme izni vermez; bunları yasaklar. Ayeti kerimelerde “Medyen’e de Şuayb’ı gönderdik. Onlara şöyle dedi: ‘Ey kavmim! Ölçüyü adaletle tam yapın, insanların mallarının değerini düşürmeyin (…) Eğer mü’minseniz Allah’ın bıraktığı (meşru) kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinize bekçi değilim. (…)’ Kavmi ise ‘Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı putlardan yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana ibadetin mi emrediyor…’ dediler. (11/Hud, 84-87)
Burada iki önemli çıkarım söz konusu; biri İslam ekonomisinde insanların kendilerine Allah tarafından verdiği malları diledikleri gibi sorumsuzca kullanamayacakları, bir diğeri de fiyatların yükseltilmesi için ticari mallarının değerini düşürecek arz-talep oyunlarına girerek enflasyon-devalüasyona sebep olunmaması…
İslam’a göre mallar da insanların canları ve namusları gibi kutsaldır, dokunulmazdır. (Müslüm İmaret, TirmiziCihad, Ebu Davud Menasik bahsi)