Erken Ortaçağlarda Batı-Doğu Etkileşimi
Henry Pirenne’ye göre 7. yüzyılda İslâm’ın yayılması ile Akdeniz limanları batıya kapanmış, faaliyetleri ise gerilemiştir. İslâmiyet Akdeniz’de egemenliği ele geçirmiştir. Avrupa’da 8. yüzyıl boyunca ticaretin durması tacirlerle birlikte kent hayatını da bitirdi. Roma kentleri piskoposlukların yönetsel merkezleri oldu. Batı Avrupa 8. yüzyıl sonlarından itibaren tamamen tarımsal hayata döndü. Toprak tek yaşam kaynağı ve zenginliğin biricik koşulu haline geldi. [1]
Aydın SAYILI Avrupa’nın Batı Roma İmparatorluğu’nun zayıflayıp çökmesi ve Hıristiyanlığın güçlenip yaygınlaşması ile karanlık çağın derinliklerine gömüldüğünü belirterek Batı Avrupa’nın bilgisizlik karanlığından sıyrılıp kurtulmasının İslâm dünyasından aldığı feyz sayesinde mümkün olduğunu vurgulamaktadır. [2]
Bilim tarihçisi Fuat SEZGİN’e göre batı dünyasının Rönesansla başladığı kabul edilen bugünkü birikiminin esas kaynağı; Sicilya, Güney İtalya ve Endülüs’teki İslâm medeniyeti ile kurulan temaslardır. Hoca, batının bizden tercümeleri nasıl aldıklarını ise şöyle vurguluyor: “Din adamları, manastırlarda İslâm bilim kitapların tercüme ettiler. Hatta Yahudi aracılara tercüme ettirip Latinceye çevirdiler. Mesela daha 10. Yüzyılda İspanya’da yayınlanan kitapların müelliflerini tanımıyoruz. Büyük bilim tarihçisi George Sarton, Frankfurt sempozyumunda ‘Bu İslâm bilimlerinin mucizesidir ve bu mucizenin sebeplerini ben çözemedim, bu mucizenin sebebini bilemiyoruz.’ diyor”.[3]
Kur’an-ı Kerim’de 250’den fazla ayet-i kerimede insanların akıllarını kullanması ve ilmi araştırmalarda bulunması emredilirken Müslümanların bu emirlere bigâne kalması düşünülemezdi. Ayrıca Hz. Muhammed (sav) “İki günü birbirine eşit olan zarardadır.” hadis-i şerifi ile Müslümanları sürekli öğrenmeye ve gelişmeye teşvik ediyordu. Neticede İslâm kuvvetleri hem fetihlerle insanlığa İslâm’ı tebliğ ediyor; hem de fethettikleri bölgelerdeki ilimleri araştırarak alıyorlar, tercüme ettiriyorlardı. Bilimlerle meşgul olma tarihini 7. yüzyılda başlatırsak iki yüz yıl tercümeler ve öğrenmeler devri 9. yüzyıldan itibaren de keşifler ve icatlar devridir. [4]
“Fethedilen ülkelerden cizye yerine kitap istiyor halifeler…
Çarşılarda dini-felsefi-bilimsel tartışmalar yapılıyor.
Bağdat ve Şam’ın görkemli rasathanelerinde ise astronomi çalışmaları…
Medreseler yükseliyor bozkırın ortasında, kütüphâneler, şifâhâneler, ulu mâbetler…” [5]
Batının 13. asırdan itibaren İslâm dünyasından bilimleri alma cereyanı hızlandı. Bazı bilimleri kademe kademe bazılarını bir kalemde aldılar. Doğuya giden herkese başta kitap olmak üzere hep bir şeyler sipariş ettiler. Bu hızlı alma dönemleri 16. yüzyıla kadar devam etti. [6]
Dolayısıyla yıllardır bize tekrar ettirilen batının bütün bilimleri direkt olarak eski Yunan’dan, eski Hindistan’dan, eski Mısır’dan aldığı olgusu külliyen yalandır. Arada yedi asırlık Müslümanların söz konusu medeniyetlerden aldıkları bilimleri inkişaf ettirme ve keşifler yapma dönemi vardır. Fakat batının ve İslâm’ın ilimleri alışında üç önemli fark vardır:
“Birincisi, (Müslümanlar) bu bilgiyi kimin kitabından aldıklarını açıklamışlardır. ‘Biz Batlamyus’un kitabından aldık vb.’ diye daima aldıkları kaynağı belirtmişlerdir.
İkincisi, İslâm alimleri bu bilgileri alırken, ezbere almamışlardır. Bunları hemen kabul de etmemişlerdir. Bu bilgileri tashih etmişlerdir.
Üçüncüsü de İslâm alimleri: Yunanlılardan, Mısırlılardan, Hintlilerden ilim alırken kendileri yüksek seviyedeyken, ilimlerini inceledikleri milletler aşağı seviyede bulunuyorlardı. Yani Müslümanlar ilmi alırken ‘aşağıdan yukarı’ doğru almışlardır.
Haçlı seferlerinde ise Avrupalılar:
Birincisi, kimden aldıklarını katiyen söylememişlerdir.
İkincisi, Avrupalılar Müslümanlardan ilimleri alırlarken kendi seviyeleri bu ilimleri almaya müsait değildi. Yani ‘yukarıdan aşağıya’ doğru almışlardır. Müslümanların kitaplarındaki mefhumları anlayamıyorlardı. 14. asırda tercüme ettikleri kitaplardaki mefhumları ancak 18. asırda anlamaya başladılar.” [7]
İbrahim KAFESOĞLU ise batıya etki eden Türk felsefeci ve bilim adamlarından söz eder. Muallim-i Sani olarak nitelendirilen Farâbi (ö.950) matematik, fizik, astronomi, mantık, psikoloji, siyaset vb. alanlarda yazdığı 160 kitap ve risâle ile; batıda Avicenna olarak anılan İbn-i Sina (ö.1037) tıp, matematik, fizik, tabiiyat, ahlâk, din felsefesi alanlarındaki 220 civarındaki eseri ile batıya temel teşkil eden çalışmalara imza atmışlardır. [8] İbn-i Sina’nın eserleri batıda 1604’e kadar okutulmuştur.
16. asır Rönesans’ı özellikle sanat ve edebiyata ilişkin olduğu halde 12.yüzyıl Rönesans’ı ilk planda ilim ve felsefe üzerine olmuştur. [9] Yukarıda zikredilen İslâm coğrafyasındaki tercüme faaliyetleri bu hususta baş âmildir.
Haçlı Seferlerinin Batıya Etkileri
Avrupa’da huzursuzluk çıkaran kişilerin, sefil köylülerin yüzbinleri aşan kitleler halinde Haçlı seferlerine katılması, Avrupalı kralların ülkelerinde bozulan düzenlerini sağlamasında ve otoritelerini güçlendirmesinde Işın DEMİRKENT’e göre çok etkili olmuştur. [10] Bu köylülerden şehirlere göç edenler ise ticaretle uğraşmaya ve çeşitli zanaât dallarında çalışmaya başladılar. Böylece zaman içinde ‘burjuva’ adı verilen sınıfı yarattılar. Kentlerin nüfusu çoğaldı. Şehirler arasında ulaşım sıklaştı. Sonuçta toplumda yeni bir ekonomik düzen oluştu. [11]
Haçlı devletleri dolayısıyla Avrupa’nın doğu ile ticareti çok ilerledi. Taşımacılık ve gemi, inşaat tekniğine yenilikler getirildi. Sefere gidenler topraklarını sattığından alım satım işlerine canlılık geldi. Haçlı seferlerine katılanlar mallarını satınca paralarını, uzun süren yolculukta tehlikeli olabileceği düşüncesi ile yanlarında götürmediler. Paralarını Templier Şövalyelerinin batıdaki temsilcilerine veriyor, karşılığında makbuz alıp eğer İstanbul, Akka ve Kudüs’e ulaşabilirlerse orada bu makbuzu göstererek paralarını geri alıyorlardı. Ancak pek çok Haçlı hedefe ulaşamadığından Templier Şövalyelerinin zenginleşmesine sebep oldular. Bu paralar daha sonra bankacılık faaliyetlerine dönüştü.
Şaban Ali DÜZGÜN büyük şehirlerde Latinceyi ortak dil olarak kullanan üniversitelerin kurulmasının bu döneme denk düştüğünü belirtir. Batı dünyası İspanya kanalıyla İslâm dünyasından sayısız kazanımlarda bulunmuştur. Başta 1085’te Toledo Kütüphanesi olmak üzere bütün kütüphanelerin İspanya’nın tekrar geri alınması sırasında ele geçirilmiş olması daha sonraki dinsel ve kültürel değişimlere büyük ölçüde köken sağlamıştır. [12]
Prof. Dr. İsmet KAYAOĞLU’na göre kağıdı, pusulayı, matbaayı batıya Müslümanlar tanıttığı gibi (1270 yılında ilk defa Sicilya’da kâğıt imaline başlandı.) İslâm ilimleri batıyı dil yönünden de çok fazla etkilemiştir. Buna dair birkaç örnek verecek olursak:
Hüccet, senet anlamında kullanılan sakk, batıda çek şeklini aldı.
Bayanların giydikleri jupe, Arapça’da cübbeden,
Şeker anlamına gelen suker kelimesi, İtalyanca zucchero, Fransızca sucre olmuştur.
Şerbet, sorbet şeklinde Fransızcalaşmıştır.
Algebre cebir kelimesinden; chiffre, sıfırdan; cafe, kahveden gelmektedir. [13]
İpekli ve pamuklu kumaşlar, ipek halılar kilimler, zarif çanak çömlek, porselen ve cam eşya Avrupa’da giyinme ve evlerin döşenişine yenilikler getirdi. Suriye ve Mısır’dan gelen sehpalar, divanlar, kandiller, şamdanlar, vazolar, seramik kaplar ve mutfak eşyaları artık Avrupa’nın saraylarını ve evlerini süslemekteydi. Kumaşların ve boyaların yanı sıra Arapça, Farsça ve Türkçe’de kullanılan bazı renk isimleri de Avrupa dillerine girdi, lilac (leylak), carmine veya crimson (kırmızı) gibi. [14]
Fuat SEZGİN’e göre Amerika’ya gitme meselesine Müslümanlar 10. asırda başladılar. Müslümanlar Atlas Okyanusu’nu bilmiyorlardı. Amaçları Büyük Okyanus’un öte tarafına ulaşmaktı. Amerika haritasını ilk yapanlar 15. asırda Müslümanlar idi. Kristof Kolomb’un Müslümanların yapmış olduğu haritaya dayanarak yola çıktığını onun tarihçisi de yazmıştır. [15]
Fuat SEZGİN Hoca’nın bu görüşünü Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN da desteklemektedir. O, Kristof Kolomb seferdeyken sürekli denizde dolaştıklarını ancak sonuca ulaşamamalarının mürettebatının isyanına sebep olduğunu vurgulayarak Kolomb’un şöyle dediğini vurguluyor:
“Öyle çıkışmayın, böyle söylemeyin. Ben, devamlı olarak batıya gidildiğinde yeni karalara rastlanacağı fikrini ve bilgisini Müslümanların kitaplarından okudum. Müslüman âlimler yalan söylemez. Bu karaya mutlaka varacağız.” [16]
Alman ilimler tarihçisi Heinrich Schipperges yaptığı etütle Avrupa’daki üniversitelerin kaynağının İslâm üniversiteleri (medreseleri) olduğunu bâriz bir şekilde göstermiştir: “Üniversiteler tarihi hakkında neden yanlış izahlar yapılıyor, neden İslâm dünyası akla getirilmiyor? Üniversiteler İslâm dünyasının bir mahsûlüdür.” [17]
‘Kelile ve Dimme’, ‘Bin bir Gece Masalları’ gibi Arap edebiyatı ürünleri; ‘Yedi Uyuyanlar’ anektodu öğrenildi. Satranç, tanbur, nakkare de Haçlılar tarafından batıya götürüldü. Yel değirmenleri, deniz pusulası, usturlap bu seferler sırasında Avrupa’ya taşındı. Doğudaki ‘kale şehirlerinin’ mimarisini de bu seferler sırasında aldılar. Savunma ve kuşatma taktikleri, ziftin kullanılması gibi yenilikler de götürülenler arasında zikredildiğini Işın DEMİRKENT ifade etmektedir. [18]
Muammer GÜL’e göre, Haçlı seferlerinin genel olarak başarısızlıkla sonuçlanması kiliseye olan güveni sarsarken, skolastik düşüncenin ortaya çıkmasında ilk işaretler olarak değerlendirilmiştir. [19] Bunlar da otoritenin Monarşi Krallıklarda toplanmasını, skolastik düşüncenin ise üniversitelerin bilim alanındaki çalışmalarına ivme kazandırmasına neden olmuştur.
Sonuç
Akdeniz’deki İslâm hakimiyetinin siyasi ve ticari unsurlarıyla iletişim halinde olan Batı Avrupa etkileşimler sonucunda İslâm medeniyetindeki gelişmelerden haberdar oluyor, bilim alanındaki ilerlemeleri de fark ediyordu. Pek çok Avrupalı açıktan ya da gizli olarak Endülüs medreselerinde talim görüyordu.
Bugün Batı Avrupa’ya, Amerika’ya doğu toplumları tarafından nasıl bir merak var ise o zamanlarda da İslâm coğrafyalarına karşı (bilim ve zenginlik dolayısıyla) ilgi, istek ve merak vardı.
Bu seferler sonucunda Avrupa Rönesans ve Reform süreçleri için temel oluşturacak kazanımlar elde etti. Bugün bankacılık sistemlerinin temelleri atıldı. Tarım alanındaki pek çok ürün ve yenilik Batı Avrupa’ya oradan da Amerika’ya taşındı. Tekstil ve dekorasyon alanında pek çok değişiklik öğrenildi.
Edebiyat alanında birçok eser doğudan batıya götürüldü. Denizcilik alanındaki teknik araç gereç sistemleri hakeza. Şehir plancılığı farklılaşmaya başladı. Haçlı seferlerinden sonra Avrupa’da artık ‘kale şehirler’ yapılmaya başlanıyordu.
Kısacası batının ilim, kültür ve sanat alanlarında kat ettikleri mesafelerin esas kaynağı İslam Medeniyetidir.
KAYNAKÇA
DEMİRKENT Işın, Haçlı Seferleri, Dünya Yayıncılık, İstanbul 2013 [10],[11],[14],[18]
DÜZGÜN Şaban Ali, “Müslüman ve Latin Batı Dünyası Arasında Haçlı Seferleri Dönemindeki İlişkiler”, “Türkler Ans.”Ankara 2002 c.VI [12]
ERBAKAN Necmeddin, Davam, MGV Yayınları, Ankara 2014 [7]
GÜL Muammer, Ortaçağ Avrupa Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2010[19]
KAFESOĞLU İbrahim, Türk Milli Kültürü, İstanbul 2011[8]
KAYAOĞLU İsmet, “İslâm Medeniyetinin Batıya Etkileri” Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2011[9],[13]
PİRENNE Henri, Ortaçağ Avrupası’nın Ekonomik ve Sosyal Tarihi Çev: Uygur Kocabaşoğlu, İletişim Yayınları, İstanbul 2012 [1]
SAYILI Aydın, “Ortaçağ Bilim ve Tefekküründe Türklerin Yeri”. (Erzurum Birinci Felsefe ve Sosyal İlimler Kongresi 1984) [2]
TOROS Halime, Asya’nın Kandilleri, Hece Yayınları, Ankara 2006[5]
YILMAZ İrfan, Yitik Hazinenin Kaşifi Fuat Sezgin, Yitik Hazine Yayınları, İzmir 2013[3], [4], [6] ,[15] ,[17]