Milli Eğitimimiz, bir bunalım devri geçirmekte; ilkokuldan üniversiteye kadar bütün eğitim kurumlarında bir dejenerasyon havası esmektedir. Bütün müesseselerde eğitim iyice gevşemiş, öğretmenlerle öğrenciler çok yerde birbirinden kopmuş, hatta birbirine düşman olmuş, lakayt, isyankar, şiddete meyilli bir nesil ortaya çıkmış, bazı okullarda eğitim görevi hiç yapılmaz hale gelmiştir. Tarihimizin hiçbir devrinde eğitimin bu kadar yozlaşmaya yüz tuttuğu görülmemiştir. Bu durumdan kurtulmamızın çaresi nedir? Bakanlığımız ve bir kısım eğitimciler çareyi Batı eğitim sistemlerinde aramakta; Avrupalı, Amerikalı pedagogların fikirlerini savunmaktadır.

Yakın tarihimizde Batı eğitim sistemi istikametinde geçirdiğimiz tecrübelerden, giriştiğimiz uygulamalardan beklediğimiz müsbet sonuç elde edilememiştir. Aksine, öğretmen-öğrenci çatışmaları, genç nesillerin birbirine düşman olmaları gibi eğitim tarihimizde hiç görülmemiş felaketler ortaya çıkmıştır. O halde, nazariyeyi değiştirmek, tarihimizi yapan fikir ve kültür sistemine, kendi eserimize, kendi benliğimize yani özümüze dönmek mecburiyetindeyiz. Batı dünyası insanın ortaya koyduğu metodlarla insanı eğitmek istediğinden, eğitimin hareket noktasını tespit edememiştir. Bu girişten sonra özümüzde var olan eğitim modellerimizden bahsedelim.

İnsanın eğitimi, insanın yaratılışı/varoluşu ile başlar. En büyük mürebbi/terbiye eden Allah’tır. Yaratılışı temiz olan insan, daha sonra çevre, muhatap olduğu kültür ve aldığı eğitim çerçevesinde kabul ve redlere ulaşır. Fıtratın temiz kalması, yaratıcıdan gelen emirler ve yol gösterici rehberler sayesinde mümkün olabilir. Hiç şüphesiz adil-i mutlak olan Allah (cc), insanı başıboş bırakmamış ve yol gösterici elçileri sayesinde huzurlu ve mutlu olacağı ufka hidayet etmiş, yollarını göstermiştir. Hiç şüphesiz adil-i mutlak olan Allah (cc), insanı başıboş bırakmamış ve yol gösterici elçileri sayesinde huzurlu ve mutlu olacağı ufka hidayet etmiş, yollarını göstermiştir. Son Peygamber olan Hz Muhammed (sav) ile eğitim faaliyeti en kâmil manaya ulaşmıştır. Medeniyetimizi yeniden inşa ve ihya etme noktasında gençliğimizi ve geleceğimizi sadece maddi olarak değil onların ruh dünyalarına hitap edecek kurumlar tahsis etmeli ve manevi temellerine bağlı muttaki bir öğretmen yetiştirmeliyiz.

İlk emri “oku” olan İslam’ın ilk ortaya çıktığı mekân olan Mekke’de Tevhid inancının yayılmasını sağlayan ilk okul olan, kendi evinin yanı sıra Hz. Ebu Bekir (ra) ve özellikle Hz. Erkam Bin Ebi’l Erkam (ra)’ın evinde yapılan Resulullah (sav) öncülüğündeki eğitim faaliyetidir. Buna “Erkam Okulu” da diyebiliriz. Burada ilk Müslümanlar eğitilmiştir. İlk vakfedilen bina, ilk toplu eğitim merkezi, ilk toplu ibadet mekânı ve Müslümanların ilk karargâhı gibi birçok açıdan ilk olma özelliğini taşıyan Erkam’ın (ra) evi, büyük bir işleve sahip bulunuyordu. Hz. Peygamber (sav), iman edenleri ailece orada ağırlıyor, vahyin ilkelerini orada öğretiyordu. Kısaca ilk derli toplu eğitime burada başlanmış oluyordu. Resulullah (sav), oldukça kısa –takriben iki buçuk yıla yakın- bir süre bu evi kullanmasına rağmen, Mekke’deki baskıcı ortam ve davetin tamamen önünün tıkandığı dikkate alındığında büyük önemi kavranmış ve hayati değeri fark edilmiş olur.

İslam’ın toplum nezdinde ilgi görmesi, gelişmesi ve yaygınlaşması çerçevesinde ilk ve en temel faaliyetler o dönemde başlamıştır. Kadro yetiştirmeyi önemseyen Resulullah (sav), insan seçimine özen gösteriyor ve onları boş bırakmadan görevlendiriyordu.

Medine’ye hicretten sonra devletin kuruluş aşamasında açılan (Ashab-ı Suffa- Suffe Mektebi) ile kurumlaşmış okul geleneğinin başladığını görmekteyiz. Bunu 7 ve 8.yüzyıldan sonra Basra Mektebi, Türkistan’da “Horasan Mektebi”, Endülüs (İspanya da)’te “Endülüs Mektebi”, Bağdat’ta “Bağdat Mektebi”, İstanbul’da “ Sahn-ı Seman Mektebi” izlemiştir. Bu mekteplerin temel amacı “İdeal İnsanı” yetiştirmek için iyi bir eğitim vermektir. Günümüzde ideal gençliği nasıl yetiştirelim konusunda bize ışık olabilecek bu eğitim merkezlerini, buralardaki eğitim anlayışını ve metodlarını ayrıca bu merkezlerde yetişmiş büyük eğitimcileri, alimleri tanıtacağız.

İslam’ın ilim ve eğitimi teşvik etmesiyle Müslümanlar arasında ilme ve eğitime büyük önem verilmiştir. Bunun sonucunda etkisini asırlar boyu sürdürecek birçok eğitim kurumu ortaya çıkmıştır. Müslümanların ilim ve medeniyet yönünden insanlığa sunduğu katkılarda bu eğitim kurumlarının ve ilim adamlarının önemli bir yeri vardır. Bu zengin hazineyi bilmek, doğru değerlendirmek ve yeniden ve bu çağa uygun bir şekilde üretmenin çabası içinde olmak Müslüman toplumlara ve özellikle de şuurlu öğretmenlere yüklenmiş bir sorumluluk olsa gerektir.

Suffe Mektebi’nin Kuruluşu

Medine’de bir İslam medeniyeti doğuyor. İnsanlık vahyin ışığında hayat bulurken, bir yandan da Peygamberimiz (sav) ve ashabı şehre mescidle birlikte ta’lim ve terbiye, eğitim ve öğretim, ilim ve irfan yuvası olan Suffe Mektebi’ni inşa ediyor. Hz. Muhammed (sav), insanlığa doğru yolu gösteren bir öğretmendi. “Ben muallim (öğretmen) olarak gönderildim.” diyen Hz. Peygamberin (sav) tebliği bir eğitim-öğretim faaliyetiydi. Bilindiği gibi, Peygamberimiz (sav) tarafından inşâ edilen Mescid-i Nebevî, üç kısma ayrılıyordu:

1)Namazların edâ edildiği bölüm
2)Ashab-ı Suffa’nın hayatlarını geçirdikleri kısım
3)Resûlullah’ın (sav) zevceleri ile beraber oturdukları odalar.
Suffa, Mescid- i Nebevi’nin kuzey duvarında, üstü hurma dallarıyla örtülü, etrafı açık bir gölgelik bir mekândı. Öğrenciler kendilerine ayrılan bölümü dinlenme ve ders çalışma yeri olarak kullanırken sınıf olarak da mescidden yararlanıyorlardı.

Suffa Ehli’nin İhtiyaçları

Burada bulunan talebeler genel de muhacirdi ve yatılı kalınırdı. Ücretsiz kalırlardı. Gündüzlü okumaya gelenlerde bulunurdu. Ebû Hüreyre (ra), Ashâb-ı Suffe’yi “İslâm’ın misafirleri (Edyâfu’l-İslâm)” diye isimlendirmiştir. Çünkü Suffa ehlinin ihtiyaçları, başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere zengin sahabeler tarafından karşılanmaktaydı. Diğer Müslümanların, özellikle Hz. Peygamber(sav)’in yardımıyla geçimlerinin sağlandığı Suffe ehli Resûlullah (sav)’a gelen sadakanın tamamının sahipleri, hediyelerin ise ortaklarıydılar. İhtiyaç içinde bulunsalar dahi iffet ve vakarları sebebiyle çıkıp kimseden bir şey istemezlerdi.

Suffa’daki Öğrenci Sayısı

Sayıları zaman ve zemine göre değişmekle beraber, evlenme, ölme, vazife ile Medine’den ayrılma gibi durumlara bağlı olarak değişse de rivâyetlerden anlaşıldığı kadarıyla Suffa’da devamlı kalmak üzere yetmiş ile yüz civarında sahâbe bulunmaktaydı. Zamanla uzak yerlerden Medine’ye gelenlerle birlikte 400 kişiye ulaşmıştır. Bu güzîde topluluk, her zaman Mescid-i Nebevî’de bulunur; ilim tahsil eder.

Suffa Ehli’nin Durumu

Hz. Peygamber’in (sav) va’zlarını, nasihatlerini ve derslerini dinlerler; hal ve hareketlerini gözlemlerdi. Müdâvim oruçlu bulunurlar aynı zamanda. Bütün dünyaları, ilim tahsil etme ve ibadettir. Herhangi bir gaza olursa teklifsiz giderlerdi. İçlerinde eğitimini tamamlayarak evlenenler Suffa’dan ayrılırlardı. Suffa’da bulundukları zaman içinde ticaret ve ziraatle meşgul olmayan bu sahabeler evlenip ayrıldıktan sonra ticari ve zirai hayata atılırlardı.

Okutulan Dersler ve Eğitim Anlayışı

Peygamberimiz (sav) Ashâb-ı Suffe’nin eğitimiyle bir “başmuallim” gibi ilgilenir, onlara her türlü işlerinde yardımcı olurdu. Suffa’da öğrencilere Kur’an ilimleri, Hadis, Hitabet, Akaid gibi dini ilimler okutulurken, okuma-yazma, dil, tarih, nesep, hekimlik, askerlik, hukuk, matematik ve Arap şiiri (edebiyat) gibi 15’e yakın ders verilirdi. Vahyi anlama ve İslam’ın temel akide ve prensiplerini öğrenmenin dışında Peygaberimiz (sav) diplomatik zaruretlerle bazı kabiliyetli kimselerin yabancı dil öğrenmelerini sağlamıştı. Mesela Hz. Zeyd’in (ra) bu maksatla Farsça, Yunanca, Kıptice ve Habeşçe öğrendiği söylenmektedir. Eğitimin kalıcı hale gelmesi açısından yazma, kayıt altına alma önemliydi. Kimi zaman Kur’an’ın nüzûlüne şahid olan Ashâb-ı Suffe, Peygamberimize(sav) bazı sorular sorarak pek çok mesele hakkında malumatımızın olmasına vesile olmuşlardır. Suffa’da eğitim sabah namazından sonra başlardı. Zira Resulullah (sav) özellikle sabah namazından sonra Suffe’ye geçip orada bulunanların eğitimiyle ilgilendiğini, onlarla sohbet ettiğini, dertleriyle bizzat ilgilendiğini görmekteyiz. Suffalılar Peygamberimizin (sav) tüm konuşmalarını takip ederlerdi. Resûlullah (sav)’in hiçbir konuşması, hiçbir hutbesi yok ki bunların îrâdı sırasında Ashâb-ı Suffa orada hazır bulunmasın ve hıfzederek orada bulunmayan diğer sahabelere nakletmesin. Bundan ötürü İslâm ahkâmının hıfz ve naklinde Ehl-i Suffa’nın çok önemli bir yeri vardır. Eldeki rivâyet malzemesine dikkat edildiğinde görülecektir ki pek çok hadisin isnadının birinci halkasını Suffa ehlinin güzide şahsiyetleri oluşturmaktadır. Hz. Peygamberimizin (sav) bulunduğu veya bulunmadığı vakitlerde öğrenciler eğitim halkaları oluşturuyor ve çok katılımlı, canlı eğitim ortamları oluşturuyorlardı. Hayat her alanda eğitim faaliyetlerine şahit oluyordu. Öğrenmek ve yaşamak çabası müminlerin ortak ideal haline gelmişti. Bu heyecan ve canlılığın meyveleri pek yakın bir zamanda görülmüştür.

Eğitim Metodları

Bugünün modern eğitiminin söylediklerini Peygamberimiz (sav) çok önceden uygulamıştır. Tedricilik metodu, psikolojiye göre davranış, karşılıklı konuşma ve soru cevap uygulaması, egzersiz ve tekrar metodu, kitabeti (yazma metodunu), kıssa ve geçmiş ümmetlere ve insanlara dair haberlerle öğretmek, ikna metodunu çokça kullanmıştır. Dinî yükümlülükleri yavaş yavaş, basamak basamak bir sistemle öğretmiştir. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda üstü kapalı olarak kinaye yoluyla ve işaret ederek yetinmiştir. Söyleyeceği hususun hafızalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kısa ve öz bir şekilde ifade etmiş, daha sonra ise ayrıntılarına geçmiştir. Latife ve şaka yoluyla öğretmeyi tercih etmiştir. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmış ve el ile işaretlerde bulunmuştur.

Kadınların Eğitimi

Suffa’da kadınlara da eğitim ihmal edilmemiştir. Peygamberimiz zaman zaman kadınları da mescidde toplayarak onlarında sorularını almış, sıkıntılarını dinlemiş ve doğru eğitilmelerini sağlamıştır. Kısacası Kadın-erkek, genç-yaşlı, fakir-zengin ayrımı yapmadan herkes eğitilmiştir. Kadınlar cemaatle namaza da katılmışlardır. Camiye gelirken koku sürünmeleri yasaklanmıştır. “Kadınlar cemaate katılmak istediklerinde, koku sürünmesinler.” (Müslim, Salât, 141) “Allah, beni bir muallim olarak gönderdi.” (İbn-i Mace, Mukaddime, 229) diyen ve ümmetinin içinde erkeklerle beraber kadınların eğitimiyle de ilgilenen Allah Resûlü (sav), kendisine özel sohbet talebiyle gelen kadınlara hususi bir gün ayırmış ve onlara yaptığı konuşmalarla eğitim vermiştir.

Dua ve Zikir Halkaları

Suffa ashabı aldığı ilimlerin yanında zaman zaman dua ve zikir halkaları da oluşturuyorlardı. Başta Selman-ı Farisî olmak üzere diğer sahabelerin de katıldığı zikir ve dua halkaları Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuştur. Ashab-ı Suffe mensupları hem ilimle meşgul olur hem de gece ve gündüzleri namazla, zikirle ve duayla ihya ederlerdi.

Suffa’da Eğitimciler

Müslümanların ilk eğitim ve öğretim kurumu (okul-üniversite) olan Suffa’de bizzat Resûlullah (sav) dersler veriyordu. Peygamberimiz (sav) burada bazı sahabeleri öğretmen olarak görevlendirmiş ve uygulanacak eğitimin esaslarını da bizzat kendisi belirlemiştir. Hz. Peygamber (sav) ashabına Kur’an’ı Abdullah b. Mesud (ra) , Ebû Huzeyfe’nin azadlısı Sâlim (ra) , Muaz b. Cebel (ra) ve Ebu’d-Derdâ’dan (ra) öğrenmelerini emretmiş ve bu kıymetli sahâbîleri de hoca olarak görevlendirmiştir. Hatta Übey b. Ka‘b (ra), vefat edinceye kadar Suffe’de Kur’an öğretmeye devam etmiştir. Bazı belgelerden anlaşıldığına göre Medine’de Hz. Peygamber devrinde çocuklara bilhassa okuma yazma öğretilen Küttablar açıldığı anlaşılmaktadır.

İleri Gelen Suffa’lılar

Abdullah b. Ömer (ra), Ebû Hüreyre (ra), Ebû Zerr el-Gıfârî (ra) gibi meşhur sahâbîler Suffe’de yetişmişlerdir. Ayrıca burada Ebû Saîd el-Hudri (ra), Bera b. Malik (ra), Abdullah b. Amr b. Harâm (ra), Abdurrahman b. Cebr (ra), Uveym b. Sâide (ra) gibi Medineli sahâbîlerin bulunması da Suffe’nin “öğretim müessesesi” olma özelliğini ortaya koymaktadır. Abdullah b. Mesud (ra) , Selmân-ı Farisî (ra), Suheyb-i Rumî (ra), Ammar b. Yasir (ra) gibi pek çok âlim sahâbî Suffa saflarında yetişmiştir. Resûlullah’ın (sav) önde gelen müezzinleri Bilâl-i Habeşî (ra)ve Abdullah İbn Ümmi Mektûm (ra) da Ashâb-ı Suffa’dandırlar.

Farklı Alanlarda Uzmanlaşma

Peygamberimiz (sav) bu sahabeleri kabiliyetlerine göre çeşitli sahalara yönlendirirdi. Bir kısmına Kur’an hafızlığına teşvik ederken, bir kısmını ibadete, zühde yönlendirir; bir kısmını da Hadis, Tefsir ve Fıkıh gibi çeşitli ilim dallarına teşvik ederdi. Bu nedenle Ebu Hureyre (ra) gibi Hadis konusunda uzman olan ve kaynak teşkil edenler olduğu gibi, Abdullah İbn-i Abbas (ra) gibi Tefsir sahasında, Ebu Musa el-Eş’âri (ra) gibi Kur’an-ı Kerim öğretiminde ve Abdullah b. Ömer (ra) gibi Fıkıh ve Ahkâm’da uzmanlaşmıştır.

Mezunlar Komutan, Vali, Öğretmen Olmuşlar

Tarihin ilk üniversitesi gibi faaliyet gösteren Medine Suffa Üniversitesi’nden mezunlarının geldikleri konumlara ve toplumlardaki işlevlerine baktığımızda bugünkü üniversiteler gibi işlev gördüklerini anlayabiliriz. Buradan mezun olan öğrenciler, ordu komutanı (Üsame b.Zeyd (ra), Halid bin Velid (ra) gibi)), bir şehrin baş öğretmeni (Rektörü), vali (Muaz b.Cebel (ra)) gibi önemli konumlarda görev yapmışlardır. Bundan dolayı Medine’nin en üst düzey eğitim kurumu Ashab-ı Suffe’idi.

Suffa Ashabının Tebliğ Vazifesini İfası

Müslümanın iman edip İslama girdikten sonraki en önemli görevi islamı tedris (öğrenme) ve tebliğdir. Suffe ehli bir taraftan Resûlullah (sav)’ın talim ve terbiyesi altında yetişirken bir taraftan da İslam’ın temel şartı olan tebliğ görevini üstlenmişlerdi. Ashâb-ı Suffe’den ehliyetli olanlar, Resûlullah (sav) tarafından ihtiyaç duyulan yerlere İslâm’ı anlatmak üzere gönderiliyorlardı. Hz. Peygamber’in eğitim hususundaki önemli prensiplerinden biri, Müslümanlığı kabul eden bölgelere, -onların günlük hukuki sorunlarını da halleden- öğretmenler göndermek olmuştur. Taşraya hizmete giderken bizzat Peygamberimizden (sav)’den aldıkları talimata göre, gittikleri yörenin en kabiliyetli gençlerini, insanlarını, önce yetiştirip, ardından imamlık ve muallimlik yapabilecek seviyeye getiren; sonra aralarından imam tayin eden ve görev bitiminde merkeze dönen eğitim ordusuydu. Mesela Güney Arabistan’ın beş ayrı bölgesine Muaz b. Cebel (ra), Halid b. Said (ra), el-Muhacir b. Ebi Ümeyye (ra), Ziyad b. Lebid (ra), Ebu Musa’l-Eş’ari (ra); Necran’a da Amr b. Hazm el-Hazreci (ra) gönderilmişti. Ayrıca Medine’ye gelen Yemen heyetinin de, kendilerine bir öğretmen verilmesini istemeleri üzerine Hz. Peygamber’in onlarla beraber Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı (ra) gönderdiği bilinmektedir. Suffelilerin bir kısmı Efendimiz (sav) hayatta iken bir kısmı da O’nun vefatından sonra farklı beldelere gidip yerleşmişler ve hayatlarının sonuna kadar tebliğe devam etmişlerdir.

Camiler Suffa’ya Bağlı Yaygın Eğitim Merkezleriydi.

Eğitime büyük önem veren ve ilk emri oku ile başlayan İslam’ın yayıldığı mekânlarda açılan mescid ve camiler, yaygın eğitimin merkezleri sayılır. Vaaz ve nasihatlerin yapıldığı, her kesimden insanın düzenli giderek fikren beslendiği mekânlardır. Sadece ibadet yapmakla sınırlı olmayan camiler çok yönlü işleve sahip bulunuyordu. Her cami kendi bünyesinde bir külliye de oluşturarak çok amaçlı eğitim vermekteydi.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum