İnsan yaratılışı itibarı ile çevresindeki insanlarla sürekli iletişim ve etkileşim hâlindedir. İnsan çocukluktan itibaren çevresindeki büyüklerini gözlemleyerek, onları dinleyerek, iş ve eylemlerine katılarak vesonuçta okuyup öğrendikleriyle beraber tüm kazanımlarını bilinçaltında harmanlamak suretiyle kendine özgü bir karaktere bürünür ki buna şahsiyet kazanmak da denilir. Erkek çocukları için ilk örnek alınan kimse baba, kız çocukları için ise annedir. Anne ve baba, çocuklar tarafından sürekli bir gözlem altında tutulur ve çoğu zaman taklit edilirler. Eğitim çağına girdikten sonra ise çocuk için örnekler çoğalır, okul ve öğretmenle tanışan çocuklar önce öğretmenin, daha sonra çevrenin ve akranlarının etkisi altına girerler.
İnsanların doğuştan sahip olduğu mizaç, yani tabii olarak sergilenen huy ve davranışlar eğitim yoluyla ve hayat içerisindeki deneyimlerle olumlu ya da olumsuz yönde gelişim gösterebilir. Ancak çok erken yaşlarda kazanılmaya başlanılan şahsiyetin zaman içerisinde gelişmesi ve değişmesi için çok güçlü etkenlere ihtiyaç vardır. Bireyin ruh, zihin ve bedenini etkileyerek onda düşünce ve davranış değişimine neden olacak en önemli faktör elbette kendisinden bilgi, görgü, akıl, yetenek açısından ileri ve çoğu zaman yaşça üstün olan kimselerdir. Her birey kendi istek, arzu, hedeflerinde ortak özellikler taşıyan,karakter yapısına uygun arkadaşlar seçtiği gibi lider ve önderler de seçer. Dinî, ahlaki, siyasi, mesleki ve kültürel alanda her bireyin beğendiği, taklit ettiği ya da çoğu zaman peşinden gittiği lider veya önderlerin çoğunluğu kanaat önderi denilen toplum içerisinde sivrilmiş, kendi alanında otorite olarak kabul gören, etki gücü yüksek doğal liderler ve seçkin bireylerdir.
Kanaat kelimesi, bünyesinde çeşitli manalar taşıyor olup İslami literatürde önemli bir yere sahiptir. Öncelikle, elinde bulunanla yetinip fazlasını arzu etmeme, kısmetine razı olma, tamahkar olmama hâli, göz tokluğu, israftan kaçınma anlamına gelmekle beraber kanma, inanma, bir konuda meydana gelen görüş, bir konuda sahip olunan fikir anlamlarına da gelir. (1) Dikkatlice bakıldığında kanaat kelimesinin birinci anlamıyla ikinci anlamı arasında çok ince bir ilişki vardır ki, o da nasibine razı olmanın yanında nasibinin bu olduğuna kesin bir şekilde rıza gösterip inanmak ve bunda karar kılmaktır.
Kanaat sahibi insanlar ellerindekiyle yetinir, başkalarının elindekiyle asla ilgilenmezler. Bu yetinme sadece malla ilgili olmayıp meslek, görev, statü, şöhret ve makamları da içine almaktadır. İşte bu husus nedeniyledir ki kanaatkâr insanlar toplumda çok sevilen ve aranan insanlardır. Son dönemlerde “kanaat önderi” olarak ifade edilen isim tamlamasının da kast ettiği insan tipi, bu tip insanlardır ki toplum içerisinde makbul ve müstesna bir konuma sahiptirler. Bu açıdan ünlüler, sanatçılar, yazarlar, gazeteciler, siyasiler ve bürokratlar kanaat önderi olarak kabul edilmezler çünkü kanaat önderleri hepsinden farklı olarak toplumu objektif şekilde izleyip gelişmeleri takip ederler, tüm bu gelişmelerden çeşitli dersler ve ibretler çıkartarak fikir üretirler, toplumun bizzat içinde olup onlar gibi yaşarlar ve tüm bu nedenlerden dolayı da toplumda sözü dinlenen kişiler olarak yer alırlar.
Kanaat önderleri yine aynı kelimeden türemiş olan “ikna” gücüne sahiptirler. Karşıdakini ikna edebilmek için her şeyden önce ona güven vermeniz gerekir. İşte bu güven kanaat önderlerinde vardır ve bu güveni asla kötüye kullanmazlar. Güven açısından test edilmiş olan kimseler toplumda çok büyük bir itibara ve saygınlığa sahiptirler ki, çok ünlü insanlar bu güvenden mahrum olarak yaşarlar. Bu konuyla ilgili yeri gelmişken bir hatıramı paylaşmak isterim. Bir zamanlar birlikte ortak çalışmalar yürüttüğümüz bir STK başkanımız: “Köylerimizi kalkındırmak amacıyla kurduğumuz derneğe özel meslek erbabından birini başkan yapmıştık.
Nedense işlerimizi yürütmek için gittiğimiz devlet dairelerinde hep olumsuz karşılanıyor, yüz bulamıyorduk. Bu işin nedenini sonradan anladık ki bu başkanımızın mesleği gereği muhatap olduğu insanlarla yaşadığı olumsuzluklar ve bunun doğurduğu güvensizlik bize de fatura ediliyordu. Sonra emekli bir öğretmeni derneğimize başkan yapıp onunla aynı resmî kurumlara gittiğimizde oralarda rastladığımız öğrencileri veya tanıyanlar önünden kalkarak elini öpüyor ve bize azami ölçüde yardımcı oluyorlardı. Sonuçta bir öğretmenle işe başlamanın çok büyük bir avantaj olduğunu anlamıştık.”
Aynı durumu defalarca yaşayan bir öğretmen olarak şunu ifade etmeliyiz ki toplumda en önemli kanaat önderleri öğretmenlerdir. Görevini hakkıyla yerine getiren ve öğrencileri arasında adil davranan bir öğretmen, öğrencileri tarafından asla unutulmaz ve her karşılaşıldığında gereken ilgi ve saygıyı fazlasıyla görür. Emek çektiğimiz, ilgilendiğimiz, yardımcı olduğumuz ve sevgimizi verdiğimiz öğrencilerimiz bunu asla unutmayacak, zamanı geldiğinde bize karşılığını vereceklerdir.
İslam tarihinde içinde bulunduğu topluma önderlik yapmış, toplumların özgürlüklerini kazanmalarında önemli rol oynamış, toplumun olumlu yönde değişiminde çok büyük etkiye sahip rol model olarak bilinen nice hocalarımız vardır ki burada birkaçını zikretmeden geçemeyeceğiz. Bunların başında İnsanlık tarihindeki en büyük insan ve en büyük önder olarak yer alan, öğretmenlik mesleğindeki örneğimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.)’in Medine’ye hicretten önce gönderdiği Hazreti Mus’ab b. Umeyr’dir (R.A.). Mekke’deki en yakışıklı ve ailesi zengin gençlerden biri olmasına rağmen Hazreti Peygamber (S.A.V.)’e gönülden bağlanıp tüm dünyalık iş ve zevkleri terk etmişti. Medine’ye İslam’ı tebliğ ve talim için gönderilen bu kahraman sahabe bir öğretmende bulunması gereken tüm meziyet ve maharetlere sahip olarak kapı kapı dolaşıp hicret öncesi Medine’yi İslam’a hazır hâle getirmişti.
Sahabenin izinden giderek yaşadıkları dönemlerde önemli izler bırakıp toplumun kanaatini olumlu yönde değiştiren, fazilet ve hikmet sahibi mezhep imamlarımız İmam-ı Azam, İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmet b. Hanbel büyük bir âlim ve müctehid olmanın yanında yaşadıkları dönemin yönetimlerine boyun eğmemiş büyük kanaat önderleridir. Yüzlerce mezhep imamı arasından bu dördünün kabul görerek günümüze kadar gelme nedeni onların sahip olduğu yüksek seciye, otorite ve baskıya boyun eğmeyen cesaret ve metanetleri yanında asla taviz vermeyip dört elle sarıldıkları İslam şeriatına olan bağlılıklarıdır. Sultan veya halifelerin ayağına gitmeyi, sofrasında oturmayı ve verdiği makam ve mansıpları kabul etmeyi reddeden bu kahramanlar gerçek kanaat önderleri olarak tarihteki ve gönüllerdeki yerlerini almışlardır. Yine maneviyat önderlerimiz İmam-ı Gazzali, Abdülkadir Geylani, Muhammed Bahaüddin Nakşibendi, Muhiddin Arabi ve diğer manevi büyükler hep dönemlerinde kanaat önderleri olarak kabul görmüş ve arkalarında büyük izler bırakmışlardır.
Kafkasların büyük âlim ve mürşidi ve aynı zamanda meşhur mücahidi Şeyh Şamil, günümüz Kafkas halkları için halen daha bir kanaat önderi ve rol model bir toplum lideri olarak zihinlerdeki ve gönüllerdeki yerini korumaktadır. Libya’nın özgürlüğü için şehadeti göze alan büyük mücahit Ömer Muhtar hem bir öğretmen ve hem de bir kanaat önderi idi. Anadolu’muzun manevi mimarları Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaşi Veli, Mevlâna, Şeyh Edebali, Akşemseddin ve daha yüzlerce Allah dostu zor zamanların yol gösteren rehberleri olarak birer kanaat önderi olmuşlardır. Son asırda Anadolu insanının mahkûm edilmeye çalışıldığı karanlık dönemi aydınlığa kavuşturmak için çaba sarf eden ilim ve irfan çıraları Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan, Abdulhakim Arvasi, Mehmet Zahid Kotku ve ömrünü İslam’a adamış nice büyük zatlar toplumun ıslahı için çalıştılar ve kanaat önderi olarak halen rahmetle anılmaktalar.
Günümüzde kanaat önderi olarak kendisine rol biçilen niceleri vardır ki onların hükmü hizmet ettikleri yöneticilerin ömrüyle sınırlı kalmıştır. Davası ve derdi Allah’ın rızasını kazanmak olmayan hiçbir kimseden kanaat önderi olamaz. Çünkü Allah’ın rızası dışındaki tüm işlerde nefsi hesaplar vardır. Nefsini ön plana çıkaran kimsenin de kanaatine kimse önem vermez.
Kanaat önderi olmak, sabır, tahammül, fedakârlık, vefa, cömertlik, şecaat, metanet, feraset ve dirayet ister. Makam hırsı olandan, ihale peşinde koşandan, bedel ödemeyi göze alamayıp hakkı söylemekten çekinenden kanaat önderi olamaz. Kanaat önderi her şeyden önce elindekine kanaat edendir.
(1) Büyük Türkçe Sözlük, D.Mehmet DOĞAN