Yönümüzü ne yana çevirsek çevirelim, hangi yöne yönelirsek yönelelim, toprağa doğru yürüyoruz. (Cahit Zarifoğlu)

Eğitimde, adalette ve insanlıkta yönümüz hangi tarafa meyillidir? Yönümüz hangi tarafa meyilliyse biz de o istikametin yolcusuyuz demektir. İnsan hayatında hep bir çaba, hep bir hareket, hep bir mücadele içinde olan bir varlıktır. Hayatta doğru ve güzel olana ulaşmak için çabalayıp durur. Hep bir şeylere yetişme, bir şeylere ulaşma, bir şeyleri elde etme çabası, bir şeyleri yetiştirme, bir şeyler yapma hevesi ile yaşar. Bu istek ve heveslerin, arzuların, zevklerin, ihtiyaçların, hedeflerin sonu gelmez. İnsan ölür ancak o zaman ihtiyaçları, istekleri biter diyebiliriz ama aslında insan öldükten sonra bile istek ve arzuları bitmez.

İnsan öldükten sonra da kendisi için bir takım isteklerde bulunur. Nefsini terbiye etmeyenin istek ve arzularında bir sınır, bir durak olmaz. Hayatta doğruya ulaşma, iyi ve güzel olanı elde etme çabası hiçbir zaman bitmez. Varlığın gayesi de aslında iyiye güzele ve doğruya ulaşmaktır. Varoluş iyilik, güzellik, doğruluk ve adalet gibi erdemlere dayanmaktadır. Hayatın temeli adalet ve doğruluk üzerine atıldığı zaman sağlam olabilir, İnsan ancak o zaman hayatında mutlu olabilir. Hak ya da batıl üzerine olan herkesin amacı hayatındaki yegâne emeli doğru ve güzeli elde etmek, mutlu yaşamaktır. Bu da ancak birlikte elde edilebilecek bir sonuçtur.

Günümüzde Müslümanların birlikte hareket etme kabiliyeti yok olmuş gibidir. Çünkü Müslümanların birliği yapay düşmanlıklar üzerine kurulmuş, ayrılık üzerine kurgulanmış senaryolarla parçalanmış bir durumdadır. Bilgi köklerinden koparılan toplum, mezhepçi ayrılıklar ve etnik ayrışmalarla nereye, hangi yöne gittiğini bilmeden bir karanlığa doğru yürümektedir. Olaylar ve temel sorunlar konusunda nasıl hareket edeceğini bilmemektedir. Kılavuzsuz, rotasız, yelkensiz kalıp dalgalarla alabora olmuş hayat denizinde yalpalayıp durmaktadır.

Hayatın temel meselelerinde ortak tavır alabilme fırsatı her şeye rağmen her zaman vardır. İslami hassasiyeti kendine şiar edinmiş kitleler için tabi ki durum farklıdır. Kendisini başka fikirlerde, duruşlarda ve alemlerde tanımlayan fakat insan haklarına ait temel meselelerde duyarlılık, sorumluluk sahibi olan tüm kesimler birlikte hareket edebilir, birlikte hareket etmelidir. Dünyanın tüm sahipsiz, mazlum, güçsüz bırakılmış ülkeleri, kurulu sömürü ve zalim düzene karşı itiraz ederek birlikte hareket etmelidir. Irkçı emperyalizme hizmet eden kesimleri ayakta tutan sahip oldukları güç ya da servet değil, haklı olanların savrulmuş olmaları kararsızlıkları ve atıl oluşları yani teslim olmuş bir ruha sahip olmalarıdır. Zalim sömürü sistemlerini ayakta tutan güç, mazlum ve mağdurların bu düzeni sorgulamayıp karşısında sessiz durmasıdır. Ezilen toplumlar zihni esaretten, ataletten kurtulmadığı sürece işgal ve sömürüden de asla kurtulamayacaklardır. Ne zaman zihni tembellikten kurtulup düşünmeye ve sorgulamaya başlarsak o zaman her şey değişmeye başlar. Öğrenilmiş çaresizlikten kurtulmadıkça hiçbir sorunumuzdan kurtulamayız.

Yalnız değil birlikte olduğumuz zaman zulmü, haksızlığı, esareti ve nefsimizin ilka ettiği vesveseleri imha edebiliriz. Gönüller titremeden güzel şeylerin olacağını tahayyül etmek beyhudedir. Bu durumu Faruk Nafiz Çamlıbel şu dizelerle veciz bir şekilde ifade etmiştir Gövdeler varsa gönüllerden alır cevherini /Yürekler olmazsa bilekler çekmez hançerini. Kendini çaresiz, güçsüz ve umutsuz görenlerin hiçbir çaresi olamaz. Kendini tanıyabilmek için insanın önce kendini muhasebe etmesi ve rabbine karşı mesuliyetlerini tüm benliğinde hissetmesi gerekir.

Hayatta sürekli bir hareket, bir telaş, bir koşuşturma içinde olan insan kendi özgürlüğü için de aynı şeyi yapmadığı sürece esaretten kurtulmaz. Süreli değil sürekli olan bir azim ve mücadeleye ihtiyacı vardır insanın. Mücadelenin sürekliliği damlaya damlaya kayayı delen suyun gücüne benzer, sorunları zaman içinde çözer, verilmeyen hakları elde etmeyi sağlar. Etrafımızdaki sorunları görmezden gelerek onlardan kaçamayız. Bütün zorluklara, bütün engellere rağmen mücadelemizde azmü sebat etmek zorundayız

Doğruyu, iyiyi ve güzeli bulabilmek için önce kendimizi bulabilmek, kendimiz olabilmek zorundayız. Fıtratımız doğrultusunda yaratılış gayemize uygun bir istikamet üzere yürümek hem kendimize hem de etrafımıza fayda sağlayacaktır Toplumların ayağa kalkışı kişilerin fevc fevc şuurlanmasıyla mümkündür. Toplumların attığı çığlıklar, feryatlar, haykırışlar çoğunlukla duyulmaz, karşılıksız kalır. Bağırmayanı, haykırmayanı duymaz kimse. Oysaki çığlığa, naraya koşar herkes. Önce kendimizi ve içimizdeki cevheri keşfedip çelikleşmeli ardından toplumsal sorunlar için her türlü mücadeleye destek olmalı ve katkıda bulunmalıyız. Kendini tanımayan ve rabbine uzak olan kimsenin ne kendisine ne de topluma bir faydası olur.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum