Değerli Yazarımız Şafak Duman 3 Haziran 2022 Pazartesi günü rahmeti rahmana kavuştu. Bize Erbakan hocamızı (Rahmetullahi aleyh) rüyamda gördüm diye anlattı. Şafak hocamızın ilk ameliyat sonrası mesajı şu idi.

"Es-Selamün Aleyküm. Yeniden bismillah.
Rabbim hepinizden razı olsun.
Dostlar, yoğun bakım nedir bilir misiniz, bilmem.
Davamıza sahip çıkın ve "takatinizin sonuna kadar" çalışın.
Gerisinin zerrece faydası yok.
Hayırlı günler, cumalar, çalışmalar ve ömür dilerim.
Allah'a emanet olunuz."

Makamı cennet-i âli olsun. Millî Şuur Dergisi olarak yakınlarına ve camiamıza sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.
Çağrısına icabet etmeyi Allah(cc) hepimize nasip etsin.

Binlerce farklı dünya görüşündeki insanın bir kelimede birleşivermesidir öğretmen. Farklı pencerelerden bakan binlerin, aynı hedefe, aynı hız ve ritimde yürüyebileceğine inanmak, beklemek, umutlanmaktır. Eğitimin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini bilip; bilmeyenlerin yazdığı senaryoyu oynama zorunluluğudur bazen. Doğru reçeteyi yazamamak, yanlış merhemi kullanmak zorunda kalmaktır.

Yıkılacağını bile bile çakıl taşlarını üst üste dizmeye çalışmaktır. Taşacağını bile bile su doldurmaktır bardağa. Zor olduğunu bile bile olmaya çalışmaktır, mürebbilik yolculuğunda mürekkep olabilmektir…

Aç öğrenciye ekmek, yumurta saydırmaktır; yetim çocuğa aileyi anlatmaktır; babası cezaevinde olana doğruluktan bahsetmek, gecekonduda susuz yaşayan çocuğa temizlikten bahsetmektir. Asgari ücretli ailenin çocuğuna tasarrufu anlatmak, öğle arası simit-ayran aldığın çocuğun velisinden azar işitmektir öğretmen olmak. Bir gün sonra burnunu silmek, ayakkabısını bağlamaktır aynı çocuğun.

Rüyasında okuma-yazma öğretmektir öğretmen olmak; üç ay tatil yapmadığını, daha fazla maaşı hak ettiğini söyleyememektir. Sınıfı boyarken üstüne sıçratmaktır boyayı; duvara çivi çakarken eline vurmaktır çekici. Başka bir şehirde, başka şehirlerden gelmiş çocuklara şehri sevdirmektir. Ama her ne olursa olsun vatanı sevdirmektir; uğrunda ölmeyi sevdirmektir. Bayrağın kırmızısını, yıldızın hilalini, minareden okunan ezanı sevdirmektir.
Çatlamış küçücük bir elin ayasında uzatılan, dere kenarından senin için toplanmış çakıl taşına gülümseyebilmektir; gülümsetebilmektir daha önemlisi…

Okuduğu metni anlamayı, yorumlamayı öğretmektir, esrarı sezdirmektir; ama okuduğunu yorumlayamamaktır öğretmen olmak. Yalancı çobanı anlatmak ama gerçek hayatta gösterememektir. Kralın çıplaklığını, tilkinin kurnazlığını, kazanın doğurmasını gerçek hayatla ilişkilendirememektir. Özgürlüğü anlatmaktır, yasaklar izin verdiği ölçüde… Farklı coğrafyalarda güneşe, aya ve yıldızlara manalar yüklemektir…

İnanmadığın yazılı tarihi anlatmak zorunda kalmak; inandıklarını, yaşanmışları anlatamamaktır öğretmen olmak. Mimar, doktor, mühendis, devlet adamı yetiştirebilmektir. Ülkeyi yönetmeyi öğretmek ama yönetmeye talip olamamaktır. Hayallerini, kurmayı düşündüğün dünyayı unutmaya zorlanmaktır.

Katilini emziren ana olmaktır bazen; failini besleyen baba olmaktır öğretmen olmak. Yanağına kondurulan küçücük öpücükte, uzatılan kır çiçeğinde mutluluğu bulmaktır. Üşümüş küçücük elleri avucunda ısıtmaktır.

Menfaat kavgalarının arasında zincire vurulmaktır; tozun dumana karıştığı yerlerden alıp başını gidememek, “Bana ne!” diyememektir.

İnadına umut beslemektir; gazeteden uçurtma yapmak, kaset bandı bağlamaktır ip yerine ve koşmak, koşturmaktır Anadolu’nun bozkırlarında. Tükenmemektir tükenen zamanda, ya da eridiğini bile bile ateşe yürüyebilmektir; ebemkuşağını unutmamaktır yaptığın her resimde.
Tekrar öğretmen olmayı isteyebilmektir; tekrar gelmek istemediğin dünyada.

İlk çiçeği aramaktır başlayan her baharda; besmele ile girdiğin bahar kokulu sınıflarda…
Ve kulağında aynı ses “…imanlı, inançlı, şuurlu evlatlarıdır.”

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum