Bir kurumun 81 İl Müdürüne “Etkili İletişim Becerileri ve Takım Ruhu” konulu bir eğitim vermek için bir Karadeniz ilinde, denizi gören bir otelde katılımcılarla buluştuk. Eğitim öncesi kahvaltımızı yaptık. Birkaç il müdürü ile tanıştık, kahve içtik. Muhabbet ortamı çok güzeldi. Kahvaltı sonrası eğitime hazırlanmak için odama çıkmak üzereydim. Bir il müdürü asansörde bana yöneldi ve dedi ki:

-Biliyor musunuz hocam? Ben kişisel gelişime karşıyım.

-Bu sizin görüşünüz elbette. Peki, nedenini öğrenebilir miyim?

-Ben kişisel gelişime karşıyım. Çünkü ben toplumsal gelişimden yanayım.

-Her birimiz gelişim için çaba sarf etmeden, okumadan, eğitim almadan toplumsal gelişimi nasıl sağlayacağız?

-Vallahi o devletin sorunudur ama ben kişisel gelişime karşıyım.

-O zaman sizden bir şey rica edebilir miyim?

-Elbette hocam. Buyurun!

-Biraz sonra konferans salonunda eğitim için buluşacağız. Sizden isteğim önyargısız dinleyin. Seminer sonunda tekrar görüşelim. Tabi siz de isterseniz…

-Tamam hocam.

Bu arada asansör, geleceğimiz kata geldi ve iyi dileklerle ayrıldık. Hazırlıklarımızı tamamlayıp konferans salonuna geçtik. Çok şükür kaliteli ve verimli bir eğitim oldu. Katılımcıların yüzlerinde memnuniyet ve mutluluk gördüğümde ben de çok mutlu oldum. Asansördeki il müdürümüzü unutmuştum doğrusu. Asistanım bilgisayarımı ve sunum materyallerini toparlarken, il müdürümüz sıkıla sıkıla yanıma geldi:

-Hocam güzel bir eğitim oldu. Çok yararlandım. Teşekkür ederim. Kişisel gelişim konusunda ben çok önyargılı davranmışım. Bu eğitimlerin yararına hiç inanmıyordum. Daha doğrusu bizi bir yere davet ediyorlar. İmza karşılığı dinleyip çıkıyoruz. Ne eğitime ne eğitimciye hiç inanmadım bu zamana kadar. Ama önyargısız dinleyince çok şey değişiyormuş.

-Eğitimi beğenmiş olmanıza çok sevindim. Ayrıca eğitimler ve eğitimciler konusundaki düşünceleriniz de çok samimi idi.

-Demek ki toplumsal gelişim için kişisel olarak gelişmek lazımmış hocam. Farkına vardım, teşekkür ederim.

-Farkında olmak, kazanmaktır.

Ülkemizde kişisel gelişime karşı yöneltilen eleştirilerin tamamını haksız olarak niteleyemeyiz aslında. Çünkü Amerika ve Avrupa kaynaklarından ülkemize transfer edilen bilgiler, filtre uygulamadan kes, kopyala, yapıştır mantığı ile getirildiği için haliyle önyargılar oluşuyor. Avrupa’nın kültürel ve toplumsal değerleri ile bizim insanımızın değerleri örtüşmüyor çünkü.

Ülkemizde kişisel gelişime karşı yöneltilen eleştirilerin tamamını haksız olarak niteleyemeyiz aslında. Çünkü Amerika ve Avrupa kaynaklarından ülkemize transfer edilen bilgiler, filtre uygulamadan kes, kopyala, yapıştır mantığı ile getirildiği için haliyle önyargılar oluşuyor.

Oysa kişisel gelişim, kendini geliştirmekten başka bir şey değildir. Kendine emek vermektir. Okumaktır, eğitim almaktır, eksik yanlarını görmek ve tamamlamaktır. Donanım sahibi olmaktır. Zamanı, parayı, dili doğru kullanmaktır. Kendimizle ve çevremizle sağlıklı iletişim kurabilmektir. Kapasitemizin farkına varabilmek ve doğru hedefler tespit edebilmektir. Bizi başarıya ulaştıracak Hakkaniyet eksenli stratejiler yürütebilmektir. Kişisel enerjilerden toplumsal sinerji üretebilmektir. Sahip olduğumuz hiçbir kaynağı israf etmemektir.

Yoksa kişisel gelişim, Amerika’da Mr. John Smith’in yaptıklarını aynen tekrar edip başarıya ulaşma çabası içinde olmak değildir. Başarıya giden her yol mubah zihniyetine sarılıp insanları kandırmak, hiç değildir.

Kişisel gelişim alanında ülkemizde iki uç yaklaşım popülerliğini hep korumuştur. Birinci uç yaklaşım; iki sertifikasyon programına katılıp, kendini kişisel gelişim uzmanı olarak pazarlayan donanımsız eğiticiler; diğer uç yaklaşım ise kişisel gelişime küfür dahil her türlü hakareti yapıp, sözüm ona içindeki sığırları zapt edemeyenler ve sonra da yine kişisel gelişim sektöründen nemalanan eli kalem tutan insanlardır.

Hangi sektörde olursa olsun, eğitimci şuurlu olmalıdır. Verdiği eğitimi yaşayabilen olmalıdır. Yoksa söz başka öz başka olur. Eğitimci, eğitim verdiği alanda yeterlilik sahibi olmalı, verdiği eğitimin insanlığın iyiliğine ve hayrına vesile olmasına dikkat etmelidir.

Zaman yönetimini anlatan bir eğitimci; Peygamberimizin zamanın kıymeti, doğru yönetilmesi ve verilen sözlere riayet edilmesi gerektiği konusundaki hassasiyetini bilmelidir. Kişisel olarak kendini geliştirmek isteyen kimse, bu eylemi İslam ahlakından bağımsız olarak gerçekleştiremeyeceğini bilmelidir. İbadet yükümlülüğü üzerimizde ne kadar önemli bir görev ise ahlaki olgunluğa erişmek de aynı derecede önemli bir yükümlülüktür.

Kişisel gelişim noktasındaki eğitimlerin bir yönünü, kazanılacak donanımlar oluşturuyor ise diğer yönünü de ahlaki bütünlük oluşturmalıdır. Daha doğrusu kişisel donanımlar ve güzel ahlak bir birini bütünlemelidir. Eğer bu yapılmaz ise yani ahlaksız bir kişisel gelişim geliştirilmeye çalışılırsa; bu eğitim, yarar sağlamak yerine zarar verecektir. Çok somut bir örnek vermek gerekirse; ahlaki değerlerden yoksun bir ticari taksi sürücüsü, iletişim becerilerini çok güzel kullanarak her türlü sahtekârlığı yapabilir. 5 km’lik yolu 55 km’ye çıkartabilir. “Sizi yoğun trafiğin içine sokmadım, yoksa zamanında toplantınıza yetişemezdiniz.” diyerek dürüstlük gösterisi de yapabilir.

Eğitimde, kişisel gelişimde, kişisel gelişim eğitiminde “Önce ahlak ve maneviyat” ilkesinden uzak tutum geliştiremeyiz. Evet, Müslüman donanım sahibi olacaktır. Çağın gerektirdiği her türlü donanımla donanacaktır. Yabancı dil, bilişim, teknoloji, edebiyat… Her ne gerekiyorsa sahip olmak gerekir elbette. Fakat bu donanımları elde ederken ve kazandıktan sonra kullanırken illa ahlak üzere kullanmak gerekir.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum