Allah’ın varlığı ve birliğini ve son dinin İslam olduğunu bize en iyi ispatlayan tenzili ayetler, Kur’an ve Hz. Muhammed’in (SAV) hayatıdır.
Düşünün, öyle bir kitap ki içinde asla benzerinin tanzim edilemeyeceği edebi sanatlar, geçmiş ve gelecekle ilgili gaybi bilgiler, ekonomi, hukuk, ahlak, ferdi, toplumsal hayat ve bilimle ilgili mücmel bilgi ve yasalar olsun. Bu bilgi ve yasalar binlerce sene insanlığa ışık tutsun. Dünyada buna benzer ikinci bir kitap yok.
Bilindiği üzere Allahu Azimuşşan bütün peygamberlerini içinde bulundukları dönemin şartlarına göre bazı mucizelerle topluluklara gönderiyor. Hz. Musa döneminde sihir en gözde ilimdi. Allah ona bütün sihirbazları ilzam edecek asayı verdi. Hz. İsa döneminde en revaç ilim tıptı, Allah ona körleri iyileştirme, ölüyü diriltme yeteneği verdi. Davut Aleyhisselam’a demir sanatını verdi.
Resul-i Kibriya Efendimiz (SAV) döneminde ise o dönem Araplarının yazdıklarıyla övünç duydukları birbirlerine üstünlük tasladıkları şiir revaçtaydı. Kur’an belagat, tertip, istiare vb. Arap edebi ilimlerini öyle kullanıyordu ki dönemin en üstün edipleri, hatipleri bile onun okunuşuna hayran oluyordu. Âlimler Kur’an’da işlenen sayısız edebi sanatları tespit etmek için büyük araştırmalar yaptılar ve bunları kitap haline getirdiler. Prof. İsmail CERRAHOĞLU’nun harika bir şekilde ortaya koyduğu Tefsir Usulü adlı eserinde Kur’an’ın garib sanatıyla ilgili yirmi sekiz adet kitap yazıldığını tespit etmiş. (Prof. İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, sh. 157, 158) Bu konuda uzmanları Kur’an’ın benzerini yapmaya davet ediyordu. Şöyle diyordu Allah, “Eğer kulumuza indirdiklerimizden bir şüpheniz varsa haydi onun benzeri bir sure getirin. Eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) de çağırın.” (2/Bakara Suresi, 23)
Adeta müşrikleri kışkırtıyordu. Hepsi şaşkın ve acizdi. Kur’an müşriklere meydan okuyordu, hem de onların en kabiliyetli olduğu konuda. Ona benzer bir sure getirebilseler dinlerini, varlıklarını, iktidarlarını, düzenlerini muhafaza edeceklerdi. Ancak getiremediler.
Bediüzzaman Said Nursi’nin “Sözler” adlı eserindeki 25. söz ve “İşaretül İcaz” adlı eseri ile büyük alim Muhammed Ali Sabuni’nin Safvetü’t Tefasir adlı tefsir kitabı Kur’an’ın edebi mucizelerini detaylarıyla anlatır. Sabuni’nin tefsirinde her ayette kullanılan sanat incelikleri tek tek açıklanır.
Ömrü boyunca okuma yazma bilmeyen, çocukluğunda çobanlık yapmış ve 40 yaşına kadar bir şiir bile yazmamış birinden böyle etkileyici sanatın bütün incelikleri kullanılarak dile getirilen sözler karşısında insanlar şaşkındı. Üstelik bu harikulade sözler içerisinde inanç, ekonomi, sosyal düzen, hukuk, amel, ahlak, kısacası hayatın her alanıyla ilgili bir sistem açıklanıyordu.
Kur’an ruh ve nefis âlemi (melekut alemi), melekler alemi, berzah alemi, Cennet ve Cehennem alemini öyle güzel tasvir etmiş ve açıklamıştır ki insanlar adeta bu gayb alemini aynel yakin makamında görmüş gibi kafalarında canlandırmışlardır.
Bütün bunlar insanın maddi alemdeki alışkanlıklarına ters gelse de akıl ve mantık üstü birçok meseleye şahit olan kişiler ve fıtratlarındaki bilgilere kulak verenler, Allahu Azimuşşan’ın sınırsız ilim, kudret ve mucid özelliklerine sahip olduğunu bilerek bu konuları tasdik etmişlerdir. Bunun gibi Kur’an gelecekte meydana gelecek bazı olaylar hakkında kesin bilgi vermiştir.
Kur’an’da Gelecekle İlgili Haber Verilmesi
Konuyla ilgili örnek olarak Mekke’nin fethini verebiliriz. Mekke’nin fethinden iki yıl önce Efendimiz (SAV) rüyasında Müslümanların Mekke’ye emin bir şekilde girdiğini görüyor. Bunun üzerine 1400 Müslüman ile umre yapmak üzere yola çıkıyor. Hudeybiye’de konaklayıp Mekkelilere umre yapmak istediklerini bildiriyor. Ne var ki Mekkeliler buna izin vermiyor ve orada Peygamberimiz (SAV) Mekke’nin önde gelenleriyle adına “Hudeybiye Müsalahası” denilen bir antlaşma yapıyor. Zahiren bu antlaşma Müslümanların aleyhine önemli maddeler içerse de ileride alınacak sonuçlarla Efendimiz’in siyasi bir deha olduğu ortaya çıkmıştır. Bu antlaşmanın verdiği hüzünle mü’minler Mekke’den Medine’ye dönerken “And olsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir.” (48/Fetih Suresi, 27) ayetiyle Allah Mekke’nin fethini müjdelemiş, mü’minleri teselli etmiştir. (Not: Buradaki “Allah dilerse”deki maksat Kabe’ye girişin müşriklerin izin vermesiyle değil Allah’ın dilemesiyle gerçekleşeceğini belirtmektedir.)
Başka bir örnek olarak “Tebbet Suresi” verilebilir. Nitekim asıl adı Abdu’l Uzza olan Ebu Leheb’in akıbeti hakkında bilgi veren bu sure, Kur’an-ı Kerim’in gelecekle ilgili kesin tespitlerinin gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Elmalılı Hamdi Yazır’a göre Ebu Leheb’in ölümünden 15 sene önce, Mevlana Seyyid Ebu’l A’la Mevdudiye göre ise 7-8 sene önce nazil olan bu sure, ilk iki ayette, gelecekle ilgili olay, mazi sigasıyla anlatılmıştır. Yani “Ebu Leheb’in iki eli kurusun, -nitekim- kuruyacak da. Malı da kazandıkları da kendisine bir fayda sağlamayacak.” olması gerekirken, ayet “Ebu Leheb’in iki eli kurusun, -nitekim- kurudu da. Malı da kazandıkları da kendisine bir fayda sağlamadı.” (111/Leheb Suresi, 1-2) şeklinde indirilmiştir. Allah Azze ve Celle, Ebu Leheb’in akıbetini önceden bildiği için, Kur’an’da gerçekleşmiş olarak zikredilmiştir. Eğer Kur’an farz-ı muhal bir veya birkaç kişi tarafından yazılmış olsaydı, böyle kesin bir ifade kullanılmakta tereddüt edilirdi. Çünkü ayetin devamında Ebu Leheb ve eşiyle ilgili onların cehenneme girecekleri belirtilmiştir. Bu da Ebu Leheb ve eşinin hayatlarının sonuna kadar Müslüman olamayacağını kesin bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu kesin ifadeyi kullanmaya hiçbir insan cesaret edemez. Nitekim, Ebu Leheb’ten daha şiddetli İslam düşmanları da var ve onlarla ilgili bunu benzer bir ifade yok. Bu şedit İslam düşmanlarının birçoğu sonradan Müslüman olmuşlardır. Bu da gösteriyor ki bu sure Ebu Leheb’in şiddetli bir İslam düşmanı olduğu bilindiği için değil, ilmi bütün geçmiş ve geleceği kuşatan Allah’u Teala’nın geleceği bildiği için tereddütsüz olarak indirilmiştir.
Bir başka ayette de “Yakında o toplum bozguna uğratılacak ve onlar arkalarını dönüp, kaçacaklardır.” (54/Kamer 45) ilanı yapılmaktadır. Bu ayet Müslümanların bir kısım çaresizlik içinde Habeşistan’a hicret etmeye mecbur kaldığı ve hicret etmeyenlerin de Efendimiz (SAV) ile birlikte Şi’bi Ebi Talib’de kuşatma altında kaldığı dönemde indirilmiştir. Yani Kur’an, hicretten beş yıl ve Bedir Savaşı’ndan yedi yıl önce böyle ağır şartlar altında kesin bir ifadeyle gelecekten haber vermektedir. Bu olayın gerçekleşmesi de Kur’an’ın gelecekle ilgili olayları haber verip, bunun tahakkuk ettiğini gösteren örneklerden biridir.
Son olarak Rum Suresi’nde bahsi geçen Bizans ile İran arasında meydana gelecek savaşın akıbeti hakkında Kur’an-ı Azimuşşan’ın kesin haberine bir göz atalım. Tarihi kaynaklara göre 614-615’li yıllarda Mecusi (ateşperest) olan Sasaniler yani Farisiler (bugünkü İranlılar); vahye, peygamberliğe ve ahirete inanan kısacası tahrif edilmemiş haliyle özünde tevhid inancı olan Hıristiyan Bizanslılara yani Rumlara karşı çok büyük bir zafer kazanmışlardı. Bu olaylar Mekke’de duyulunca Mekkeli müşrikler putperestliğin, tevhid inancına üstün geldiğini yaymaya başladılar. İbn-i Abbas’ın bazı sahabe ve tabiunun rivayetlerinden anlaşılacağı üzere bu savaşta Müslümanlar Bizans’ı desteklemişlerdir. Bizans’ın yenilmesiyle Müslümanlar üzüldüler. Ardından şu ayetler indirildi: “Elif, Lam, Mim. Rumlar en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra bir kaç yıl içinde galip geleceklerdir. Eninde sonunda emir Allah’ındır. O gün mü’minler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir.” (30/Rum Suresi, 1-5)
Olaya insan mantığıyla bakıldığında bunun imkânsız bir iddia olduğu akla geliyordu. Nitekim müşrikler de bu düşüncedeydiler. Ancak Müslümanlar tereddütsüz olarak Allah’a inandıkları için Bizanslıların kesinlikle bir sonraki savaşta galip geleceğine inanıyorlardı. Hatta birçok hadis ve siyer kaynaklarında bu ayetlerin inmesiyle Mekkeli müşriklerin alay ettiği kaydedilmiştir. Ubey bin Halef ve Hz. Ebu Bekir Bizanslıların üç sene içinde zafer kazanması şartıyla on deve üzerinden bahse girdiler. Eğer üç sene içinde Bizanslılar, İranlıları yenerse Ubey b. Halef Hz. Ebu Bekir’e on deve verecekti, aksi durumda on deveyi Hz. Ebubekir verecekti.
Resulullah (SAV) bu konuyu duyunca Hz. Ebubekir’e “Kur’an bid’i sinin (birkaç yıl) ifadesini kullanıyor. Bu da 3’ten 10’a kadar olan sayıları ifade ediyor. O halde bahsi on seneye, develerin miktarını da yüze çıkarın.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir, Ubey bin Halef ile tekrar konuşup iddiayı bu şekilde değiştirdiler.
Hz. Ebu Bekir, mantığıyla değil, vahiyle hareket ediyordu. Kur’an ve en yakın arkadaşı Hz. Muhammed (SAV) onu hiçbir zaman yanıltmamıştı. Hiçbir insan on sene içinde gerçekleşecek olayı böyle kesin bir şekilde dile getiremez. Çünkü tahmininin tutmaması halinde onlarca yıllık verdiği mücadele boşa çıkacak ve yalancı peygamber olduğu anlaşılacak. Oysa Kur’an tahminde bulunmuyordu. “Birkaç yıl içinde galip gelecekler.” diyordu kesin bir ifadeyle.
Aradan yaklaşık 8 yıl geçtikten sonra 624 yılında Kur’an’ın verdiği bu haber gerçekleşti. Aynı yıl Müslümanlar da Bedir Savaşı’nda büyük bir zafere kavuştular. Bu sebeple Mevdudi şöyle demektedir: “Bu ayetlerde bir değil iki gaybi haber verilmektedir. Birincisi Rumlar zafer kazanacaklar, ikincisi aynı zamanda Müslümanlar da zafer kazanacaklardır. Görünür şartlar dahilinde bu iki müjdenin de gerçekleşmesi imkansız gibiydi. Bir tarafta Mekke’de ezilen, işkence gören bir avuç Müslüman vardı ve bu müjdeden sonra 8 yıl boyunca bile mü’minlerin zafer kazanma şansları yokmuş gibi görünüyordu. Diğer taraftan Rumlar her geçen gün toprak kaybediyorlardı.” (Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an, 4. Cilt, Rum Suresi girişi) Mevdudi, İngiliz tarihçi Gibbon’un “Decline and Fall of The Roman Emripe (Roma İmparatorluğu’nun Gerileyişi ve Çöküşü) adlı eserinin 2. cildinden de alıntı yapıyor. Bu alıntıda Gibbon’un, “… Aynı yıl Müslümanlar da Bedir’de müşriklere karşı ilk defa zafer kazandılar. Böylece Rum Suresi’nde verilen iki gaybi haber de on yıl içinde gerçekleşmiş oldu.” sözüyle tespitini teyid ediyor. Mevdudi şöyle diyor: “Bundan sonra artık Kur’an’ın önceden bildirdiği gaybi haberlerden kimse şüphe edemezdi. Bu olay, birçok putperestin İslam’ı kabul etmesine neden oldu.