* YAZAN: Dr. Gary Miller (Abdul-Ahad Omar) - Kanadalı Matematikçi ve Eski Misyoner

Mitomani (Yalan Hastalığı)

Gayr-ı Müslimlerin Kur’an’da açıklanamayan ayetleri yargılamak için boşuna teşebbüsleriyle ilgili olarak, Hazret-i Muhammed’in (SAV) bir deli ve bir yalancı olduğu konusunda bir başka saldırı daha bulunmaktadır. Temel olarak bu insanlar Hazret-i Muhammed’in (SAV) akıl yoksunu bir kişi olduğunu ve bu yüzden de yalan söylediğini ve insanları yanlış yönlendirdiğini iddia etmektedirler. Bunun psikolojide bir adı vardır. Buna mitomani denilir. Bunun anlamı, bir kişi bir yalan söyler, daha sonra da buna inanır. Gayr-ı Müslimlerin Peygamber efendimiz için bunu söylüyorlar. Ancak bu iddianın tek problemli tarafı şudur: Mitomani hastalığı olan birisinin herhangi bir gerçekle kesinlikle ilişkisi yoktur. Oysa Kur’an’ın tamamı gerçeklere dayanmaktadır. Kur’an’da geçen her şey araştırılabilir ve gerçek olduğu görülür. Mitomani hastası bir kişi için gerçekler her zaman bir problem olduğu için, onu tedavi etmeye çalışan bir psikolog, sürekli onu gerçeklerle yüzleştirmeye çalışır. Örneğin, zihinsel hastalığı olan bir kişi “Ben İngiltere’nin kralıyım.” diye bir iddiada bulunuyorsa, psikolog ona “Hayır, değilsin. Sen delisin!” demez. Onu gerçekle yüzleştirmeye çalışır ve şöyle der: “Tamam. Sen İngiltere’nin kralı olduğunu söylüyorsun. Öyleyse, bana söyler misin, kraliçe şu anda nerede? Hani başbakanın nerede? Korumaların nerede?” Şimdi bunu söyleyen kişi bu soruları cevaplamakta zorlanır, mazeret bulmaya çalışır. Sonunda tedavi görür. Eğer psikolog onu gerçeklerle yüzleştirmeye devam ederse, sonunda gerçekle yüzleşir ve “Zannedersem ben İngiltere’nin kralı değilim.” der. Kur’an-ı Kerim onu okuyan kişiye, tıpkı mitomani hastasının tedavi eden psikolog gibi yaklaşır.

Kur’an’da bir ayet vardır (Yunus Suresi, Ayet 57). Ayette şöyle söyler. “Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi.”

İlk bakışta, bu ifade belirsiz gibi görünmektedir, ancak biraz önce bahsedilen örnek ışığında bakıldığında bu ayetin anlamı gayet açıktır. Temel olarak, bir insan Kur’an okuyarak, yanlış inanışlarından kurtulabilir. Kur’an-ı Kerim’in tümünde görülen tutarlı bir tutum da şudur: “Ey insanoğlu, bu konuda sen şunu, şunu söylüyorsun; peki, şuna ve şuna ne dersin? Bunu öğrendiğinde, şunu nasıl söyleyebilirsin?” Bu gibi ifadelerle kişiyi uygun olanı, Allah tarafından insanoğluna sunulan gerçeklerle inançla ilgili problemleri anlık olarak tedavi ederken önemli olan şeyin kolay bir şekilde açıklanabileceğini düşünmeye zorlamaktadır.

Yeni Katolik Ansiklopedisi

İşte Kur’an-ı Kerim’in insanları gerçeklerle yüzleştirme özelliği birçok gayr-ı Müslim’in dikkatini çekmişti. Aslında bu konuyla ilgili Yeni Katolik Ansiklopedisi’nde çok ilginç bir referans bulunmaktadır. Kur’an başlığı altında bir makalede, Katolik Kilisesi şunu söylüyor: “Yüzyıllardır, Kur’an’ın kökeni konusunda birçok teori ileri sürülmüştür. Bugün aklı başında hiçbir kişi bu teorileri kabul etmemektedir!” İşte, yüzyıllardır var olan Katolik Kilisesinin geldiği yer ise daha önce söyledikleri bu beyhude iddiaları reddetme noktasıdır. Aslında Kur’an Katolik Kilisesi için bir problemdir. Artık Kur’an’ın bir vahiy olduğunu kabul ediyorlar ve onu araştırıyorlar. Elbette, olmayan bir kanıtı bulmayı çok isterler, ancak bulamazlar. Mantıklı bir açıklama getiremezler. Ancak en azından araştırmalarında dürüstler ve baştan söyledikleri temelsiz yorumu artık kabul etmiyorlar. Kilise on dört yüzyıldır bir açıklama getiremediklerini ifade ediyor. En azından Kur’an-ı Kerim’in kolayca göz ardı edilebilecek bir konu olmadığını kabul etmektedir. Tabi ki, bu kadar dürüst olmayanlar da vardır. Hemencecik “Kur’an şuradan geldi, Kur’an buradan geldi.” diyorlar. Söyledikleri şeyin güvenilirliğini de düşünmüyorlar. Böyle bir açıklama samimi Hristiyanları da zorda bırakmaktadır. Belki, Kur’an’ın kökeni ile ilgili fikirler kişinin kendi fikri olabilir; ancak hiçbir kilise üyesi kendi fikirleriyle hareket edemez. Böyle bir eylem de kilisenin istediği itaatkârlık, biat ve sadakate ters bir durum olurdu. Kendi üyeliğinin erdemi gereği, bir üye Katolik Kilisesi’nin deklare ettiği fikirleri tereddütsüz kabul etmek zorundadır. Bu yüzden esas olarak eğer Katolik Kilisesi genel olarak “Kur’an hakkındaki bu doğrulanmamış iddiaları dinlemeyin” derse, bu durumda İslami bakış açısından ne söylenebilir? Eğer gayr-ı Müslimler Kur’an’la ilgili bir gerçeği kabul ediyorlarsa, yani doğruluğunun kabul edilmesi gerektiğini kabul ediyorlarsa, o halde Müslümanlar aynı teoriyi ileri sürdüklerinde neden bu kadar inat ediyorlar, savunmaya geçip, düşmanca davranıyorlar? İşte bu konu dikkatle düşünülmesi ve anlaşılması gereken bir konudur.

Enbiya Suresi, Ayet 30 - İnkâr edenler (kâfirler), semaların ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? Sonra Biz, o ikisini (birbirinden) ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmazlar mı?” Ne gariptir ki, işte bu bilgi inkârcı iki kişiye 1973 yılında Nobel Ödülü kazandırmıştır.

Evrenin ve Hayatın Kökeni

Kur’an’ın ilginç bir özelliği de sadece geçmişe değil aynı zamanda günümüze de atıfta bulunan şaşırtıcı olayları bize veriş biçimidir. Temelde Kur’an, eski bir problem değildir. Bugün bile bir problemdir. Yani, gayr-ı Müslimler için. Her gün, her hafta, her yıl Kur’an’ın gerçekliğinin artık tartışılmaması gerektiği ve güvenilir bir kaynak olduğu konusunda gittikçe fazla sayıda kanıt ileri sürülmektedir. Örneğin Kur’an’da bir ayette (Enbiya Suresi, Ayet 30) şöyle buyurulmaktadır: İnkâr edenler (kâfirler), semaların ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? Sonra Biz, o ikisini (birbirinden) ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmazlar mı?” Ne gariptir ki, işte bu bilgi inkârcı iki kişiye 1973 yılında Nobel Ödülü kazandırmıştır.
Kur’an kâinatın kökenini, tek parça halindeyken nasıl oluştuğunu açıklamakta ve insanoğlu da bugüne kadar bunu ispatlamaya çalışmaktadır. Ayrıca, tüm hayatın sudan kaynaklandığı on dört asır önce insanları kolay ikna eden bir şey değildi. Aslında, 1400 yıl önce bir çölde yaşasanız ve birisine “Gördüğünüz bütün bu şey (kendinizi de işaret ederek) sudan meydana gelmiştir.” deseniz, size kimse inanmazdı. Bunun ispatı mikroskopun icadına kadar gerçekleşmemiştir. Hücrenin temel maddesi olan sitoplazmanın % 80 sudan oluştuğunu keşfetmek için beklemek zorundaydılar. Yine de ispatı geldi ve bir defa daha Kur’an zaman testinden geçti.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum