İnsan suresinin 1. 2. 3. ayetlerinde şöyle buyurulur. “İlk yaratılış evrelerinde, cihanda, henüz adı sanı, itibarı oluşmamış bir varlıkken insan cinsinin üzerinden sınırsız zaman içinde belli bir süre geçti. Biz insanı sorumluluklar yükleyerek imtihan etmek, hayra ve şerre karşı tutumunu denemek için muhtelif kanallardan dökülen sıvılarla karışık bir katre spermin, eşinin yumurtasıyla uyum hâlinde birleşmesinden yarattık. Sonra onu işiten, gören ve düşünen bir varlık hâline getirdik. Biz ona yolu yöntemi gösterdik, doğru yolu aydınlatıcı bilgiler verdik. Ya şükreden mümin bir kul olacak ya nankör bir kul, azılı bir kâfir olacak.”

Günümüzde modern cahiliye insanının ve adı Müslüman taklitçi kesimlerin görmezden geldikleri bilgi Kur’an bilgisidir. Onun içinde zillet içinde yaşıyorlar. Gerçek olan Allah’ın ilmidir. Kur’an ise Allah’ın kelamıdır. Kâinatta ne varsa onun ilmi ve takdiri iledir. İnsanı Kur’an’ın bilgisinden mahrum bırakan her türlü girişim, fert ve toplumu karanlığa ve ateşe taşır. Ülkemizde kabul edilen ve yürütülen materyalist eğitim, fert ve toplumu, Kur’an bilgisinden ve bu bilginin sahibi olan Allah’tan koparan bir eğitimdir.

İNSAN

İnsan yaratılmışların en şereflisidir. O’nu kemal sıfatları ile muttasıf Allah Teâlâ yaratmıştır. İnsan, yaratılışı itibari ile bütün varlıkların özetidir. İnsan kendi varlığı ile ilgili bilgilere sahip olursa, o zaman kendisini yoktan var eden yaratıcısını tanıma şerefine nail olur. İnsanı varlıkların en şereflisi kılan nedir? Allah, biz insanlara başka varlıklardan farklı olarak bir takım nimetler ve meziyetler vermiştir. Bu nimetler ve meziyetler şunlardır.İnsana verilennimetlerin başında akılve imannimeti gelir.

İnsanı diğer canlılardan ayıran meziyetler vardır. Rabbimiz insana düşünce ve muhakeme meziyeti vermiş, bunun sonucu olarak insan toplumlarında ilim var olmuştur. Bu meziyet ile insanoğlu doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilmektedir. Allah, insana his ve sevgi meziyeti vermiş, bu vasıf insan toplumlarının din veahlak sahibi olmalarına imkân vermiştir. Bu meziyet ile insanlar iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini birbirinden ayırabilmektedir. Allah, insanlara irade ve istek meziyetini vermiştir. Bu meziyet insan toplumlarında ekonomi ve iktisat ilminin var olmasına imkân hazırlamıştır. Bu meziyet ile insanlar, faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırıyorlar.
Rabbimiz insanoğluna ünsiyet meziyeti vermiştir. Bu meziyet insan toplumlarında siyaset, idare ve adaletin var olmasına imkân sağlamıştır. Bu meziyet ile de insanlar adaletle zulmü birbirinden ayırıyorlar. İnsana verilen bir başka nimet ise cüzi irada nimetidir. Kul bu özelliği ile tercih etme, seçme imkânına sahiptir. Kul fiilinin kasibi yani yapanı ve kazananı Allah da yaratıcısıdır. İnsanın saadete erebilmesi için yukarıda ifade edilen meziyetler ve nimetler yeterli olamayacağındandır ki ayrıca Allah, Rahman ve Rahim sıfatı gereği O’na İslam dinini en mükemmel bir nimet olarak göndermiştir.

İslam dininin insanlar tarafında hayata aktarılmasında ve yaşanmasında bir örnek olması bakımından Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) efendimizin peygamber olarak gönderilmesi de en büyük nimetlerden birisidir. Bir hayat düzeni olarak İslam’ın peygamberimiz üzerinden insanlığa gönderilmesi ile nimetler tamamlanmıştır.

Maide 3: “…Bugün size dininizi ikmal ettim, (böylelikle) üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için razı olduğum din olarak İslam'ı seçtim…” İslamsız saadet olmaz.
Ali İmran 85: “Kim, İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.”

İşte insanı varlıkların en şereflisi kılan nimetler ve meziyetler bunlardır. Bu bilgilere bizim okul kitaplarında rastlamamız mümkün değildir. İnsana Allah, dünya ve ahiret saadetinin yolunu göstermiştir. Bütün bu iltifatlar ve ihsanlar karşısında insanın vazifesi ve sorumluluğu Allah’ın halis ve sadık bir kulu olmaktır. İnsan; iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini bildikten sonra iyiyi ve güzeli, faydalı ile zararlıyı bildikten sonra faydalıyı, adalet ile zulmü bildikten sonra adaleti,doğru ile yanlışı bildikten sonra doğruyu seçerek Allah’a kulluk vazifesini yerine getirmiş olacaktır.

AKILLI İNSAN

Akıllı insan; Allah’ın kendisine verdiği meziyetleri ve nimetleri süratle ve isabetle kullanarak saadet yolunu seçebilen kimsedir. Bütün bu sayılan gerçekler ışığında bilinmesi gereken bir konu da, içinde bulunduğumuz hayatın geçiciliğidir. Dünya hayatımız gelip geçicidir. Sonlu bir hayattır. Sonu olmayan hayat ahiret hayatıdır. Ahiret hayatı dünya hayatının hesabıdır. Dünya bir imtihan hayatı olarak tanzim edilmiştir. Bu gerçek, Kur’an’da şöyle beyan edilir.
Kehf 7: “Biz, insanların hangilerinin daha güzel, daha değerli, bilinçli, amaçla örtüşen niyete dayalı, devamlı ameller işleyeceğini denemek için, yeryüzündeki her şeyi, kendine has cezbedici güzelliklere sahip varlıklar olarak yarattık.”

Hud 7: “O, Arş’ı, sınırsız kudret ve iktidar makamı, su üzerinde iken gökleri ve yeri altı günde, altı devirde yaratandır. O, hanginizin daha güzel, daha değerli ameller işleyeceğini denemek için bunları yarattı. Onlara; ‘ölümden sonra, kesinlikle tekrar diriltileceksiniz’ dersen, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar: ‘Bu kesinlikle aklı etki altına alan bir sihir, bir aldatmaca’ diyecekler.”

Enbiya 35: “Biz, sizi felaketli günlerin getireceği belalarla, refahın doğuracağı sıkıntılarla imtihan ederken, her nefis, her canlı ölümü tadacaktır. Bizim huzurumuza getirilerek hesaba çekileceksiniz.”

Mülk 2: “Hanginizin daha güzel, daha değerli, devamlı bilinçli ameller işleyeceğini, işini daha güzel yapacağını denemek için dünyada ölümü, dünyada ve ahirette hayatı yaratan Allah’tır. O kudretlidir, hükümrandır, salih amel işleyenleri koruma kalkanına alır, çok bağışlayıcıdır.”
Ankebut 2: “İnsanlar canlarıyla, mallarıyla ağır imtihanlardan geçirilmeden sadece: ‘İman ettik’ demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?” Bu ayetler, dünya hayatımızın bir imtihandan ibaret olduğunun delillerindendir. İnsanın Allah tarafından imtihan edilmesinin sebebi, yukarıda zikredilen nimetlerdir. Bu nimetler insana, kullansın yararlansın diye verilmiştir. Allah’ın insanı bu nimetler sebebi ile dünyada imtihan etmesi, Adalet sıfatının gereğidir. Bu imtihan bir Hak- Batıl mücadelesi şeklinde olmaktadır. Hak İslam’dır ve ıslah yoludur, bu yolun önderleri peygamberler ve onların yolundan yürüyen salih ve şuurlu topluluklardır.

Batıl ise, ırkçı emperyalizmdir, materyalizmdir ve ifsat yoludur, bu yolun önderleri ise başta Şeytan olmak üzere inkârcı Yahudiler, haçlı Hıristiyanlar, zalim topluluklar ve işbirlikçileridir. İnsan, İslam yolunda yürüyerek ahiretteki hayatını cennette geçirmeyi tercih etmiş olur. İfsat yolu olan batıl din ve düzenlerin yolunda yürüyecek olursa ahiretteki hayatını cehennemde geçirmeyi seçmiş olur. İnsan bu seçimini dünya hayatında yapar, ahirette ise yaptığı seçimin sonuçlarına katlanır.

KAZANMAK İSTEYEN

Dünya hayatındaki bu imtihanı kazanmak isteyen insan; fert, toplum ve kurumsal olarak iyinin ve güzelin faydalının adaletin ve doğrunun yaşanır hâle gelmesi, ıslahın gerçekleşmesi; kötünün ve çirkinin, zararlının, zulmün ve yanlışın kaldırılması, ifsadın önlenmesi için bütün gücüyle çalışması gerekir. İnsan bu mücadeleyi verirken tanıması gereken iç ve diş düşmanları vardır. İnsanın iç düşmanı kendi nefsidir, heva ve hevesleridir, nefsini ilah edinmesidir. Dış düşman ise o’nu İslam yolundan alı koymaya, köleleştirmeye çalışan hidayet düşmanı insan ve cin şeytanları ifsatçılar ile onların işbirlikçileridir.

İnsanın düşmanlarına karşı kendisini koruyabilmesi ve mücadelesini kazanabilmesi için hakkı üstün tutması, nefis terbiyesini esas alması, maneviyatçı görüşü benimsemesi gerekir. Geçmiş bin yıllık tarihimizde milletimiz tevhidi esas alan hak merkezli bir medeniyetin temsilcileri olarak insanlığa en hayırlı hizmetleri yapmışlardır. Bu gün insanlık ifsatçı ırkçı emperyalizmin köleleştirme planları karşısında çaresiz kalmış olmakla beraber bir kurtuluş yolu aramaktadır. Bu kurtuluş yolu İslam’dır.

Bugün Türkiye’nin ve İslam âleminin ve genel olarak dünya insanlığının çektiği sıkıntının sebebi ise ırkçı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin kurduğu kölelik düzenidir. Bu düzenin tek gayesi küçük bir azınlığın refahı için, insanlığın bütün zenginliklerinin bunlara ait havuzlarda toplamasıdır. Bu düzenlerini kurdukları iktisadi organizasyonlar, işbirlikçi yönetimler, savaşlar ve fikir kirlenmesi yolu ile yürütmektedirler. Bize dayattıkları şey ya kölemiz olursunuz ya da ölürsünüz. Seçmek yukarıda da belirtildiği gibi bir insanlık işidir ve görevidir. İnsan için seçim mükellef olduğu andan ölünceye kadar her gün devam eden bir olaydır. İnsan şahsını, insanlığı ve toplumu ilgilendiren her alanda, seçmek durumundadır. Kazanmak isteyen hakkı, kaybetmek isteyen batılı seçiyor.

TEMEL GÖRÜŞ

Milletimizin Millî Görüşü İslam’dır. İslam, adil bir hayat düzenidir. Fert ve toplum Millî Görüşümüzün hak anlayışı ve telkin ettiği adil düzen ile kurtulabilir, kalkınabilir, saadete erebilir. Batı toplumunun kabul ettiği temel görüş materyalizmdir. Bu görüş emperyalizme, kuvveti üstün tutmaya, çıkar ve menfaat ilişkisine dayanır. Bu görüşün ürünleri ile insanımızın ve insanlığın saadet bulması mümkün değildir.Her şey açık ve bellidir; kurtuluşun yolu da, yok oluşun ve helakin yolu da bellidir. Kim Allah’tan saadeti isterse onu bulur. Kim de belayı isterse onu bulur.

Fatır 10: “Kim, şan ve şeref, kuvvet ve haysiyet istiyorsa bilsin ki şan ve şeref, güç ve kuvvet, kudret ve hâkimiyet yalnız Allah'ın mülkünde, tasarrufundadır. Güzel sözler, dualar, istiğfarlar, haram yememiş ağızlardan çıkan niyazlar ancak Allah'a ulaşır. Bunları da Allah’a halis niyet ve amaçlarla İslam esaslarını, adil düzeni hayata geçirme, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olma, kalıcı hayırlar, salih ameller ulaştırır. Sinsice, türlü türlü kötülükler icat edenlere, şeytanca entrika ve dolaplar çevirenlere, İslam’ın yükselişini önleme, Müslümanların ilerlemesinin önünü kesme planları ve riyakârlık yapanlara dehşetli bir azap vardır. Onların sinsi hileleri, tuzakları, planları da darmadağın edilir.”

Selam hidayete tabi olanlara…

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum