Çok uzak değil, bir iki yıl öncesini tahattur ediniz. Maskeli günler, uzaktan eğitim. Zoom ve EBA’dan ders anlatma ve anlama çabaları, Whatsaptan ödev kontrolleri, EBA veya Zoom’dan derse katılan-katılmayanların devam devamsızlık durumları… Kısa bir zamanda hepsini unuttuk.
Cenab-ı Hak bizlere birçok nimet vermiş. Bunların değerini çoğu zaman elimizden alındığında ya da onlara erişemediğimizde anlıyoruz. Pandemi süreci de farkında olmadığımız birçok nimeti hatırlattı bize aslında.
Bize verilen, elimizde olan ve değerini bilmediğimiz birçok nimet var. Bu nimetler, O’nun rızası dairesinde kullanmak ve şükrünü eda etmek için verilmiş. Şükredersek artar, şükretmeyip nankörlük edersek şiddetli bir ceza bizi bekler.
Ve yine bir vakit Rabbiniz şöyle buyurmuştu: “Andolsun eğer şükrederseniz gerçekten size (nimetlerimi) artırıveririm ve andolsun eğer nankörlük ederseniz şüphesiz Benim azabım pek şiddetlidir.” (İbrahim, 7. ayet).
Pandemi dönemi ile anladık ki maskesiz gezmek bir nimet, eş dost akrabayı ziyaret etmek bir nimet, yaşlıları ziyaret edip ellerini öpmek, hayır dualarını almak bir nimet, tokalaşmak bir nimet, sosyal anlamda günahsız olarak yaptığımız birçok faaliyet bir nimet. Ama biz bunca nimetin değerlerini bilmedik nankörlük ettik. Özellikle sosyal faaliyetlerimizin çoğunu günahlı faaliyetlere tebeddül ettik. Sokağa, çarşıya çıktığımız anda günahlarımızı ve günah ortamlarını arttırdık.
Bir yıl önceki maskesiz günlerimizi tahattur edelim. Bu yüzden verilen nimetlerin değerini bilip nimet bizdeyken şükrünü eda etmek lazım.
İtalya’da, hastaneden iyileşerek taburcu olan 93 yaşındaki adamdan endüstriyel solunum cihazının bedelinin ödenmesi istendiğinde ağlamaya başlar.
Doktor, “Fatura yüzünden mi ağlıyorsunuz.” diye sorar.
Yaşlı adam, “Hayır, ben ödemem gereken para yüzünden ağlamıyorum, bütün bunları ödeyecek gücüm var. Ne acıdır ki 93 senedir Allah’ın havasını soluyorum ve bunun bedelini hiç ödemedim. Halbuki bir solunum cihazı için bugün, günlük 500 € ödüyorum. Allah’a ne kadar borcum var biliyor musunuz? Bunun için bir kere bile teşekkür etmedim.” der.
Evet değerini bilmediğimiz ve teşekkürünü eda etmediğimiz bir nefes ne kadar değerliymiş, solunum cihazına bağlanınca anladık.
Halit Ertuğrul hocamızın Sason’da anlattığı Covid ve benzeri gribal enfeksiyonların yayılmasında büyük rol oynayan tükürük ile ilgili bir hikâyeyi anlatacağım ama öncesinden sorayım. Bugüne kadar içinizden hiç tükürüğü olduğu için veya tükürebildiği için şükreden var mı?
Türkiye’nin sayılı zenginlerinden bir iş adamı hasta oğlu için hastane koridorlarında gözyaşı döküyormuş. Bir yerde otururken "Hastanız kim, ne hastalığı var?" diye sormuş iş adamına.
-- "Hasta olan benim oğlum ve tek evlâdım. Türkiye’nin sayılı zenginlerindenim ama oğluma çare olamıyorum." demiş. Oğlunun hastalığı tükürük bezlerinin tükürük üretmemesiymiş.
-- "Sizin, bazen hiç düşünmeden tükürdüğünüz tükürüğü üretecek hiçbir zenginlik yok." demiş doktor. İşte bizim için belki aklımıza bile gelmeyen, ama onun eksikliğinde servet harcansa da çare olamayacak bir zenginlik var ağzımızda.
Evet, belki bugüne kadar hiç şükrünü düşünmediğimiz bir tükürük elimizden alınınca servetleri harcarsak geri alamıyoruz. Varın diğer nimetleri siz düşünün! El, ayak, kalp, akıl, kulak göz… Hepsi ayrı bir nimet. Peki şükrünü hakkıyla eda ediyor muyuz?
Göz dedim de aklıma geldi:
Cabir b. Abdullah Ensârî’den (RA) rivayet edilen bir hadis-i şerifte der ki Efendimiz (SAV) bir gün yanımıza geldi ve şunları anlattı:
Az önce dostum Cebrail Aleyhisselâm yanımdaydı. Bana şunları anlattı:
– Seni hak peygamber olarak gönderen Allah adına yemin ederek söylüyorum ki Allah Teâlâ’nın kullarından biri, bir tepede tam 500 yıl O’na ibadet etmişti. Bu tepe, enine boyuna 15 metrekareden daha büyük değildi. Dört bir tarafı 4000 fersah uzunluğunda denizlerle çevriliydi. Allah Teâlâ o kimse için bu adada bir parmak kalınlığında akan tatlı bir su çıkarmıştı.
Bu su, dağın eteğinde bir yerde birikiyor, o adam da buradan ihtiyacını karşılıyordu. Aynı şekilde ona bir nar ağacı vermişti. Bu ağaçta her gün bir nar büyüyordu.
Bu adam akşam olduğu zaman suyun olduğu yere geçiyor, abdestini alıyor ve yiyeceğini yiyordu. Ardından kalkıp namazına devam ediyordu. Birgün bu adam Rabbinden, ruhunun secdede iken alınmasını, cesedinin toprak olmamasını ve secde hâlinde iken diriltilmesini istedi. Allah (CC) onun dileğini kabul etti ve secdede iken ruhunu aldı.
Cebrâil Aleyhisselâm:
– Biz yeryüzüne her inişimizde ve çıkışımızda onun yanına uğrardık ve onun secde hâlindeyken ölmüş bedenini görürdük. Biz ilm-i İlâhî’de (levh-i mahfûz) gördük ki bu adam kıyamet günü diriltilip Allah Teâlâ’nın huzuruna getirilecek. Allah Tebâreke Teâlâ meleklerine:
– Kulumu rahmetimle cennete koyun, buyuracak.
Adam ise:
– Hayır, beni yaptığım ameller sebebiyle cennete koyun, diyecek.
Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine:
– Kulumun amellerini, kendisine verdiğim nimetlerle kıyaslayın, diye emir verecektir.
Melekler ona verilen nimetlerle kulun amellerini karşılaştırmaya başlayacaklar ve göreceklerdir ki sadece göz nimeti kulun 500 senelik amelini dahi karşılamamaktadır. Bedeninin diğer nimetleri ise karşılıksız kalmaktadır.
Bunun üzerine Allah (CC) meleklerine:
– Kulumu cehenneme atın, diye emir verecektir. Melekler onu cehenneme doğru götürürken adam:
– Ey Rabbim! Beni rahmetinle cennetine koy, diye feryat edecektir. Allah Teâlâ meleklerine:
Kulumu geri getirin, emrini verecektir. Kul, Allah (CC) huzuruna getirilince ona soracaktır:
Ey kulum! Sen hiçbir şey değilken seni yaratan kimdir?
Adam, “Sensin yâ Rabbi.” diyecektir. Allah (CC):
– Bu senin amelin sayesinde mi oldu yoksa benim rahmetimle mi? diye soracak. O da:
– Bilakis senin rahmetinle, diye cevap verecektir. Allah (CC):
-- Sana beş yüz sene ibadet yapma kuvvetini kim verdi, diye sorar. O da:
– Sen verdin ey Rabbim, diye cevap verecektir. Allah (CC):
– Seni denizin ortasındaki bir adaya yerleştirip tuzlu suların içinden tatlı suyu sana çıkaran, her sene sadece bir tane meyve vermesine rağmen sana her gün nar meyvesi ikram eden kimdir? Ben’den ruhunu secdede iken almamı istedin, bunu da senin için yaptım. Peki bunların tümünü kim yaptı, diye sorar.
Adam:
– Sen yaptın ey Rabbim, diye cevap verir. Bundan sonra Allah (CC) şöyle buyurur:
– Bütün bunlar benim rahmetimle olmuştur. Seni rahmetimle cennetime koyacağım. Meleklerim! Bu kulumu rahmetimle cennetime koyun, buyurur.
Bunun üzerine Cebrâil Aleyhisselam der ki: “Her şeyde Allah’ın rahmetinin bir tecellisi vardır.”
(Tenbîhü’l – Gâfilîn, c.1 s.141-142, Tasavvuf Klasikleri)
Evet, 500 yıl ibadet eden adam göz nimetinin şükrünü eda edemiyor. Varın gerisini siz düşünün. Bu anlamda şu an içinde bulunduğumuz maskesiz günler de bir nimet. Değerini bilip şükrünü eda eder, bize verilen nimetleri isyanda, günahta ve özellikle ekonomik sıkıntıların baş gösterdiği bu günlerde birbirimizi kazıklamada kullanmazsak maskesiz günlerimiz devam edebilir. Amma nankörlük eder de isyanlarımızı arttırarak devam ettirirsek maskeden daha kötü günler de gelebilir.
Bu yüzden nimetlerin değerini daha iyi anladığımız süreçlerde bize verilen bütün nimetleri, verenin uygun gördüğü ölçüde kullanmak, şükrünü sadece “Teşekkür ederim.” demekle değil, verilen nimeti O’nun rızasını kazanacak işlerde kullanmak, nimetlere ettiğimiz nankörlüklere ve verilen nimetlerle işlediğimiz günahlara halis bir tövbe etmek ve bundan sonraki hayatımızı şükrederek yaşamakla mükellefiz.
Cenab-ı Hak bizleri nimetlerin şükrünü hakkıyla eda eden kullarından eylesin. Rabbim kusurlarımızı affetsin. Bizi kendine kul kabul etsin ve emanetini kabzetmek zamanına kadar bizleri emanette emin kılsın, bizleri emanetine ihanet edenlerden değil, emanetini rızası dairesinde kullananlardan eylesin.