Bir toplum için geleceğin inşası olan eğitim sistemleri, tüm dünyada her zaman tartışılan temel konuların başında gelir. Hiçbir ülke, eğitim sistemini henüz mükemmelleştirebilmiş değildir. Sadece daha iyisine ulaşmak için yeni arayışlar içerisindedirler. Türkiye gibi geçmişiyle geleceği arasında fikrî yol ayrımında olan ülkelerde ise eğitim politikası değişmez ilk gündemidir.

Henüz kendi kültürüne has bir eğitim modeli oluşturamayan toplumlar, başarılı gördüğü herhangi bir ülkenin eğitim modelini aynen taklit ederek işe başlarlar. Bundan beklenen sonucu alamayınca bu kez bir başka bir ülke modeli… Bu yap-bozlar devam eder gider.

Son yıllarda Türk eğitim sistemindeki başarısızlığın, disiplinsizliğin ve “laçkalaşmanın” varlığını öğrencisiyle, öğretmeniyle, velisiyle, basınıyla, iktidarıyla ve muhalefetiyle artık kabul etmeyen kalmadı. Herkesin sonucunu bilip de sebebini tespit edemediği başarısızlığın sebepleri nelerdir? Benim kanaatime göre bu disiplinsizliğin ana sebeplerinden birisi “öğrenci merkezli eğitim” modeline geçişimizdir. Bu eğitim anlayışında merkeze hep öğrenci menfaati alınarak öğretmen fiilen dışlanmış, sadece rehber konumuna getirilmiştir.

Görünüşte kulağa hoş gelen, demokratik, çağdaş, özgürlükçü bir görüş bilinen bu eğitim anlayışı beraberinde disiplinsizliği, hedefsizliği ve verimsizliği getirmiştir. Tıpkı bir dönem liselerde uygulanan ve başarısızlıkla sonlandırılan “kredili sistem” gibi. Eğitim sistemleri evrensel olamaz ve olmamalıdır. Her kültürün eğitim modeli kendisine has farklılık arz etmelidir ki başarılı olabilsin.

Bu sistemde öğretmenin görevi sadece öğrenmenin yolunu göstermekten ibarettir. Henüz kişiliği tam oluşmamış, hayat hakkında hiçbir tecrübesi bulunmayan ve resmi sorumluluğu dahi olmayanbir bireye verilen “yönlendirici” yetki zamanla tembelliğe sebep olmaktadır. Karar verirken faydalı kadar zararlıyı da tercih edebilme bu yaşların genel özelliğidir. Bundan dolayı onu eğitimin merkezine almak yanlıştır.

Eğitim süreci ancak sabırla başarılabilecek çok zahmetli bir süreçtir. Zahmeti görüp kolayı zora tercih edenlerin kaybedeceği bir dönemdir eğitim. Misal öğrenci kolaycılığı sınav tarihlerinin önceden belirlenmiş olmasını, belirlenmeden ani yapılacak sınavlara tercih eder. Fakat bu uygulama öğrenciyi tembelliğe iter. Önceden belirlenmiş bir tarihte sınava hazırlanmak ile her an sınava hazır olmanın önemini bir öğrenci kavrayamaz. Oysa hiç başarı kolayı tercih ederek kazanılamaz.

Henüz ergenliğin başında olan ve özgürlüğü, serbestliği kurallara uymaya tercih eden bir bireye verilen öncelik beraberinde disiplinsiz bir dönemi de beraberinde getirecektir. Bütün akademik başarılar, disiplinli bir hayatın semeresidir. Bu disiplin de insan nefsine hoş gelemeyen bir anlayıştır.

İnsan daima emeğe karşı beleşi, disipline karşı serbestliği ve çalışmaya karşı tembelliği tercih eden bir nefse sahiptir. Bunun fıtri veya psikolojik sebepleri farklı değerlendirilebilir fakat sonuç değişmez. Eğitimdeki disiplin ve çalışma anlayışı “Eğitimde akıtılan ter, savaşta akıtılan kanı azaltır.” anlayışıdır. Bu eğitim anlayış merkeze öğrencinin alındığı anlayış olamaz.

İnsanoğlunun birçok yanlış-kötü alışkanlığa başlama yaşı öğrencilik yaşlarıdır. Özellikle ergenlik dönemi olan 12-18 yaşlarıdır. Çünkü bu yaşlar, duyguların akıldan önde olduğu, sağlıklı düşünülemeyen yaşlardır. Düşündüğü bir fikrin eyleme geçmesinde aklını kullanmadan sadece anlık duygularına göre karar verme yaşlarıdır. Bu yaştaki birisini merkeze almak ilk düğmeyi yanlış iliklemektir. Telafisi çok zor hatta imkânsız bir anlayıştır.

Eğitimin bütün amacı kaliteli, ahlaklı, akademik başarı sahibi ve güvenilir bireyler yetiştirmektir. Yani öğrenci (birey) yetiştirmek için planlanır. Fakat bu anlayış öğretmeni dışlamamalı, onu pasivize etmemeli ve onun sınıf liderliğini bitirmemelidir. Eğitimin her aşamasında “son söz” yine öğretmenin olmalıdır.

Bizim de içinde bulunduğumuz “doğu kültüründe” eğitimin merkezinde öğrenci değil, her daim öğretmen vardır. “Model muallim” anlayışında öğretmen bilen, öğreten, yol gösteren, örnek alınan bir eğitim lideridir.

Bunun birçok sebebi olabilir, fakat en önemlisi doğu kültüründeki peygamberlerin çokluğudur. Nebevi tebliğde ve nebevi eğitimde merkezde her zaman “ismet” sıfatı taşıyan ve vahiyle yönlendirilen peygamberler vardır. Her konunun en iyisini vahiy alan peygamberler bilir, ilahi hükümleri o bildirir ve yine o uygular.

Öğrencilerin geçmekte oldukları her aşamaları daha önce bizzat kendisinin de geçtiği ve onlara göre bilgi ve tecrübe açısından çok önde olan öğretmen her zaman rehber konumundadır. O tecrübe ki hiçbir kitap onu yazamaz, hiçbir fabrika onu üretmez ve hiçbir okul onu öğretemez. O sadece uygulayarak arazide öğrenilir. Bu da öğretmene her zaman öncelik verir.

Bizim Doğu medeniyetinde “hoca-talebe” ilişkisi her zaman Batı medeniyetinden çok farklı ve çok ileridir. Bundan dolayı geçmiş dönemde âlimlerin değeri icazet (ders) aldığı hocaların değerine göre ölçülmüştür.

Doğu medeniyetlerinde “hoca”, “üstad” ve “usta” çok kıymetli ve saygın bir yere sahiptir. Hoca, sadece öğreten değil, aynı zamanda bir modeldir. Yani bir öğrenci hocadan sadece bilgi öğrenmez; o bilgiyi öğrenmenin, öğretmenin ve onu yaşamanın metodunu da öğrenir.

Medeniyetimizdeki öğretmen sadece bilgi aktaran robot bireyler değil, aynı zamanda metot, adap, ahlak ve kişilik öğreten birer rehberdir.

Eğitim, sadece bugünün değil, aynı zaman da yarınların planlamasıdır. Sabırla çalışmayı, kurallı bir yaşamı ve emeğin değerini öğretemediğimiz eğitim başarısız bir eğitimdir. Oysa insan nefsi hep zahmetsiz kazanılan kolayı tercih eder.

Eğitimi tekrar düzene koyarak verimli hâle getirmek istiyorsak öncelikle “öğretmen merkezli eğitim” anlayışına geri dönmeliyiz. “Başkaları ne der?” korkusundan uzaklaşıp geleceğimizi yeniden inşa ederken önceliğin iyi öğrenci yetiştirmek olduğu düşüncesiyle öğretmenin merkeze alındığı modele başvurmalıyız.

Şuurlu Öğretmenler Derneği, eğitimin düzelmesinin ancak öğretmenin şuurlanmasıyla mümkün olduğunu düşünerek yola çıkmış bir dernektir. Esas amacı şuurlu bir öğrenci yetiştirmek olduğu hâlde bunu öğretmene dayandırması, eğitimin merkezine öğretmeni koyduğu içindir.

Liderle, büyük lideri ayıran ince bir çizgidir bu anlayış. Lider, halkının önüne düşen ve onları gitmek istedikleri yere götüren önder kişidir. Büyük lider ise halkın önüne düşüp onların “gitmesi gereken” yere ikna ederek götüren kişidir. Öğretmeni de aynı mantıkla değerlendirirsek öğretmen öğrencilerin istediğini öğreten değil, onların “öğrenmesi gerekeni” öğreten büyük lider anlayışıdır. Çünkü öğretmen tecrübe olarak öğrenciden her zaman bir adım değil, bin adım öndedir.

Eğitimin merkezine alınan şuurlu bir öğretmen kendisiyle, inancıyla, kültürüyle, branşıyla barışık, saygın ve örnek bir model olan öğretmendir. Mesleğini maişet için değil, yüce bir amaç için eda eden bir öğretmen, eğitimde merkez alınan bir öğretmendir.

Eğitim gerçek kalitesini ne siyasilerin yaptığı yasal düzenlemeler ne akademisyenlerin yazdığı ders kitapları ve ne de müteahhitlerin yaptığı fiziki ortamlar (okullar, sınıflar) belirler; bizim medeniyetimizde eğitimin kalitesini “öğretmenin kalitesi” belirler. Eğitimdeki yükselmeler ve düşüşler hep öğretmenin durumuyla paraleldir. Eğitim onunla yükselir ve yine onunla düşer.

Bütün bunlardan dolayı eğitimi ıslah etmenin ilk kuralı, öncelikle öğretmenin kalitesini yükseltmekten geçer. Öğretmenlerin kalitesi yükselmeden eğitimin kalitesi yükselmez. Yine öğretmenin sınıf liderliği kendisine iade edilmelidir. Velilerin, öğrencilerin, bürokratların ve siyasilerin karşısında söz hakkı olmayan bir eğitimci sınıfta lider değildir. Eğitimin kalitesini yükseltmek isteyenler öncelikle öğretmenlerin “iade-i itibarını” kabul etmelidirler.

Mesleğini seven, idealist, saygın bir öğretmen adayı üniversite eğitimine nasıl yerleştirilmeli, yükseköğretimde nasıl yetiştirilmeli, mesleğe nasıl seçilmeli, onların çalışma hayatları nasıl düzenlenmeli ve öğretmenin elinden alınan itibar tekrar nasıl kazandırılmalıdır? Bütün bu soruların cevabı düşünülmeden, okul açmakla, ders kitabı yazmakla, ücretleri artırmakla eğitim düzelmez.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum