2. Öğretmenlik Hizmeti ve Saygınlık
Saygı; yararlılık, üstünlük, değerlilik, görmüş geçirmişlik, yaşlılık, kutsallık gibi bir önceleme nedeniyle gelişen ast-üst ilişkilerinin itibar, hatır ve sevgiye dönüşümüyle rahatsız etmekten kaçınma, dikkatli ve ölçülü davranma şeklidir.
Saygı, öğrencilerin yüreklerine dokunma, hayatlarında iz bırakma, etkisi yaşadıkça velinimet olarak sürecek unutulmaz katkılar sağlayan yüksek kalitede yetenekli ve seçkin yetiştirmeyi gerektirir. Bilgi çağı insanını eğitecek öğretmenlerin sosyal hiyerarşide saygı gücünü kazanması, görevini daha müessir yapma fırsatları sağlar.
Öğretmen saygınlığı, belirli üst nitelikler, tasarlanan model yeterliliklerle kazanır. Toplumda saygınlık gücünü kaybeden öğretmenin yeniden kazanması; olağanüstü yetenek, kaliteli eğitim ve mesleğine adanmışlık ruhuyla mümkün olur. Bu nitelikler de özel model eğitim program geliştirme bilgeliği ve adanmış ruhla çalışarak kazanılır.
Saygınlık, fıtri niteliklerin iyi organize edilmesi ve metodolojik geliştirilmesiyle öğretmenin kazanacağı bir önceleme değeridir. Bir öğretmen, fıtratını öğretmen ahlakı, huylarını öğretmen edebi, alan bilgi ve yöntem yeteneği bilimsel ve akademik ilkelere uygunluğuyla saygınlık kazanır. Çünkü insanlık; fıtrat, ahlak, edep, alan ve yöntem bilgisi zayıf öğretmenlerden çok zarar görmüştür. Temel donanımların birinin eksik, yetersiz veya zayıf olması önce öğrencilere sonra topluma onulmaz zararlar verir. Eğitimde başarısızlık, sosyal yıkıma sebep olur ve öğretmenin korkunç saygı yitimine neden olur.
Öğretmenlik; ruhsal fıtratı, ahlaki hüsnühâli, bilimsel ve metodolojik birikimin geliştirilmesiyle nesilleri profesyonel yetiştirme mesleğidir.
Özellikle öğretmenliğin temelini oluşturan ve ilahi armağan olan fıtri yeteneğin yokluk ve yetersizliği ciddi engeldir. Ahlak hem fıtrattan gelen hem de sonradan kazanılan erdemlerdir. Alan ile yöntem bilgisi Eğitim Fakültelerinde kazanılmalı ve hizmet içi eğitimlerle sürekli geliştirilmelidir.
Öğretmenlik; ruhsal fıtratı, ahlaki hüsnühâli, bilimsel ve metodolojik birikimin geliştirilmesiyle nesilleri profesyonel yetiştirme mesleğidir. Öğrencinin fıtratını sanatkârane inşa eder, Mimar Sinan’ı hattat Şeyh Hamdullah yapma veya Şeyh Hamdullah’ı Mimar Sinan yapmaya çalışmaz. Aksine Sinan’ı mimarlığın, Hamdullah’ı da hattatlığın zirvesine taşıyarak yüksek saygınlık kazanır. Maalesef fıtratları keşfetme ve yükseltme yeteneğinden mahrum öğretmen, tüm öğrencileri aynı potaya koyarak eğitim verimini, kazanım ve çıktıları ziyan eder. Bir yandan görevini başaramama, diğer yandan da olmazları oldurmaya çalışma hezeyanı saygının hepten yitimine neden olur. Öğretmen ehliyetsizliğinin sonucu “Küresel Öğretmen Statü Endeksi” öğretmen saygınlık sıralamasında Türkiye’yi Taiwan öncesi Uganda sonrası bir derekeye düşürür. (Dolton, Marcenaro, Devries, &She, 2018)
2.1. Öğretmenlik Profesyonel Meslektir
Öğretmen; ruhları ilahî adalet, engin baba sorumluğu ve abidevi anne şefkatiyle doldurarak öğrencileri, hayatın ağır yükünü yüklenmeye hazırlayan idealist bir sanatkârdır. Onun zorlu disiplininin arkasında derin görev aşkı, hakikati kavratma hırsı ve geleceği inşa mesuliyeti saklıdır. Her kalbe irfanı,her akla ilmi, her zekâya muhakemeyi, her ruha çalışma aşkını yetenek ölçüsünde yükler. Öğrenciyi kendinden aziz bilir, özenle terbiye eder, aklen kemale erdirir, bilgiye, gerçeğe giden aydınlık yolu gösterir, mutluluk ve erdeme âşık yetiştirir. Kazayla başarısızlık sebebini kendinde arar, Gandi gibi cürmünün bağışlanması için kendini açlıkla cezalandırır ve enginlik mücadelesini nefis terbiyesiyle kazanır. Çünkü öğretmenlik, nefsin arzularını bırakıp gerçek sevgi ve görev aşkının meyvesini devşirme sanatıdır. İnsanlık mirası olan ilim emanetini, ağır mesuliyet bilinciyle taşır, işini kutsal bilir, asla hafifmeşrep veya sıradan biri olamaz, çünkü o, milletin istikbalinin en ciddi tek kefilidir.
Öğretmen, asla yalın alan bilgilerini öğrencilere aktaran bir ara eleman değildir. Aksine gücünü medeniyetinden alan, tüm meslek erbabını engin beden-ruh terbiyesi, akıl-bilim sentezi, ahlak-edep tezhibi içinde çağın idrakinin üstünde yetiştiren, milletin geleceğinin ulu mimarıdır. Nesilleri bilimle yetiştirir, ruhları millî değerlerle dokur, toplumu evrensel ulvi ahlakla inşa eder. Gerçekte bir mum gibi yanıp tükenirken milletini ve insanlığı aydınlatır, görevini sadece insani sorumluluk bilinciyle yapar, asla maddi veya manevi kazancı öncelemez. Nasıl ki bir ülke ince planlar, üstün çabalar olmadan tesadüfen kalkınmazsa diğerkâm, yükselme ve kalkınma meleği olan bir öğretmen de sistemsiz, gelişigüzel yetişmez. Bunun için öğretmenin mesleki gelişimi, bilimsel donanımı ve saygınlığı asla tesadüflere bırakılamaz, aksine fedakârca yapılması gereken en kutsal bir görevdir.
Aslında eğitim sistemimizi hepten tıkayan temel öğretmen başarı sorunları olan; mucitlik, yenilikçilik, ekip çalışması, esnek çözümler üretme, dayanışma ruhu, duygudaşlık, hedefe kilitlenme, verimli çalışma zihniyeti ve güçlü liderlik kültürünün yokluğudur. Öğretmenliğin ortak başarı ölçütlerini oluşturan bu temel özelliklerin yokluğu, mesleki dayanışmayı engeller ve kendine özgü sosyal, bilimsel ve metodolojik yetenekleri körelterek işlemez hâle getirir. Dahası bu problemlerin çözümüne eğitimi standardize ederek çalışılır ve problem kat kat derinleşir. Çözüm, eğitimi standardize etmede değil, öğretmen alan ve yöntem bilgilerini standardize etmededir. Çünkü eğitimde başarı, öğretmenlerin algı ve becerilerini uluslararası standartların üstüne çıkaran özel profesyonel öğretmenlerle sağlanır.
Eğitim sistemini çökerten temel sorun, eğitimin politikleşmesi sonucu ortaya çıkan ekonomikağır baskılardır. Ne hazindir ki öğretmenler, sabit gelirin hayatı ağırlaştırdığı zor şartlarla baş etmeye çalışan ve gitgide sefilleşen kitlesinin başında gelirler. Nerdeyse karın tokluğuna çalışır hâle getirilen öğretmenler, onurları ile idealleri arasına sıkıştırılmıştır. Bazıları görevin kutsallığını, meslek itibarını hiçe sayarak tencere-tava pazarlama derekesine düşebilmektedir.
İktisadi istikrarsızlığın getirdiğ ibaskılar, ağır saygınlık yitimine ve yetenekli öğretmenleri başka mesleklere yöneltmektedir. Daha acısı, diğer alanların zayıf eğitimli, iş bulamayan ve daha az ücrete razı olanların formasyonla öğretmen olmasıdır. Nitelikli öğretmelerin kaçışı, bilgi ve ehliyete olan değerin parayla ölçülmesi, değerler sistemini altüst etmiştir. İnsana cebindeki para kadar değer vererek idealizmi öldüren, maddeci anlayış öğretmenliği sadece aç ve açıkta kalmama, itibar yoksunu bir meslek derecesine düşürmüştür.
2.2. Öğretmenlik Uygarlık Mesleğidir
Ülken kalkınma birikim ve hareketinin kalbi eğitimdir, eğitimin kalbi de öğretmendir. Çünkü büyüme, gelişme ve kalkınma motorunun güç kaynağı öğretmenin yetiştirdiği bilim insanları ve nitelikli işgücüdür. Bunun için bilimin gücüne inanan ülkeler nitelikli öğretme yetiştirir, bilimsel kitap ve keşifleri destekleyerek geleceğini doğru planlar. Eğitimin bilimselliğine karşı kuşku uyandıran yapboz karalar almaz, sistemi işlemez hâle getiren ümitsizlik ve yılgınlığa fırsat vermez. Bilimsel öğretmenliği önceler, standartları yükseltir, saygınlığı yüceltir. Öğretmen, ciddiyet, dürüstlük ve başarısıyla saygısınıya kazanır ya da kaybeder. Niteliksiz ve özensiz öğretmen, sadece eğitimi değil, toplumu tümkurumlarıyla çöküşe hazırlar. Bu şuurda olan sanatkâr ruhlu öğretmenler, açlık sınırı altında kalan maaşıyla dahi olsa kalkınma görevini özveriyle sürdürür hem kendini hem de ülkesini kurtardığına şu örnekler yeter de artar:
I- İkinci Dünya Savaşı sonrası 27 kişilik Amerikan Eğitimciler Delegasyonu, Japon eğitimini liberal ve ferdiyetçi yapma reformu başlattı. Heyet, eğitimi yerellikten kurtarıp uluslararası nitelik kazanımı için 1948’de dil reformuyla Latin harflerine ve müfredat kökten değiştirilerek ABD eğitim modeline geçildi.
ABD’nin zorla değiştirdiği sisteminden 1952 barış sözleşmesiyle vaz geçildi ve kendi millî sistemlerine dönüldü. Yeniden özveriyle çalışma bilinciyle sorgulama ve sorumluluğu düzenli alışkanlık hâline getirdiler. Okulların temizlik ve tüm işlerinin öğrenci-öğretmen iş birliğiyle yaptılar.
Kendi grup çalışma ilkeleriyle tüm kalkınma kurallarını okulda hayta geçirip iş gücünü kontrol altına aldılar. Kısa sürede göz kamaştıran sihirli Japon modeli olağanüstü kalkınma başarısını gerçekleştirdi.
Bu emsalsiz başarının sırrını soranlara Başbakan şu cevabı verdi:
- Öğretmenlere Bakan maaşı vermeye başladık.
- Yasalarla öğretmenlere diplomatik paye verdik ve koruma kalkanı oluşturduk.
- Toplumda imparator saygınlığı kazandırdık ve onlar da canla başla ülkeyi kalkındırdılar.
- Öğretmenler ülke çıkarlarını hayatlarının odağına aldılar, kişisel önceliklerini göz ardı ettiler, toplum saygısını çok iyi algıladılar, ülkeyi çok seven, çok çalışkan, itaatkâr ve disiplinli insanlar yetiştirdiler.
Namaz kılmak istediğimde Kâbe’ye yöneldim.
Ülkemi kalkındırmak istediğimde ise öğretmene yöneldim.
Dr. Mahathir Muhammed
II- Malezya 1957’de bağımsızlığını ilan etmesiyle 1996’da sömürge eğitiminden millî sisteme geçti. Kalabalık ve fakir adalar ülkesine 1981'de Dr. Mahathir Muhammed’in 56 yaşında Başbakan olmasıyla birlikte hızla gelişmiş ülkeler statüsü kazandı. Ancak 2003’te başbakanlıktan ayrılınca ülke tekrar eski hâline döndü. Kurtarıcı sıfatıyla 2017'de 92 yaşında tekrar başkan oldu ve dünyanın iş başındaki en yaşlı başbakan unvanını aldı. Her iki olağanüstü başarısının sırrını soranlara şu cevabı verdi:
- Namaz kılmak istediğimde Kâbe’ye yöneldim.
- Ülkemi kalkındırmak istediğimde ise öğretmene yöneldim.
III- Güneydoğu Asya'nın küçük şehir devleti Singapur, 1965 yılında sömürgeden kurtuldu. Geri kalmış, fakir bir tarım ülkesiyken sihirli kalkınmasıyla 1990’larda dünyanın ünlü havacılık, bankacılık, finans, turizm ve nakliyat merkezi oldu. Şimdi BM İnsani Gelişme Endeksinde 9’uncu, dünyanın ikinci en yüksek GSYİH'li Asya Kaplanıdır.
Ülkeyi otuz yıl yöneten ilk Başbakan Lee KuanYew, Güneydoğu Asya’nın en etkili siyasi lideri sayılır. Kendinden sonra daha kararlı bir liderin kalkınmayı sürdürmesi için görevinden istifa ederek seçime gitmiştir. Akıl almaz kalkınma başarısını soranlara:
- Singapur’da benim yaptığım sanırım bir mucize değil, çok basit bir şeydir. Yaptığım sadece toplumda öğretmenlerin statülerini aşağı konumdan, hak ettikleri yere yükseltmek olmuştur.
- Devletin kaynaklarını öncelikle eğitime tahsis ederek öğretmenlere karşı görevimi yaptım ve onlar da şu anda milletimin yaşadığı gerçeküstü kalkınma mucizesini gerçekleştirdiler.
- Eğer bir devlet yöneticisi ülkesini sever ve milletini önemserse yapması gereken sadece benim yaptığım gibi sadece öğretmen saygınlığını yükseltmesi yeterlidir.
IV- İkinci Dünya Savaşıyla dünyanın en fakir ülkesine dönüştürülen Almanya, akıl almaz kalkınma mucizesini öğretmene verdiği sosyal ve ekonomik statüye borçludur. Almanya’da öğretmenler en yüksek gelir grubudur ve ilkokul öğretmeni OECD en yüksek maaşını alır. Çünkü nitelikli öğretmen, insan israfını önler, her bireyi tüm potansiyeliyle ülkenin tam istifadesine sunar. Eğitimli halkı sayesinde devlet disiplini demokrasiden üstün tutar, verimli başarı için istikrar ve gücü önceler. Ekonomik refahlarının yükseltilmesini isteyen hâkim, doktor ve mühendisler maaşlarının öğretmenler gibi olması isteğiyle grev yaptılar. Grevcilere Angela Merkel’in tarihî ve sarsıcı cevabı şu olmuştur:
- Sizi yetiştiren öğretenler ile sizi nasıl eşitleyebilirim.
V- Finlandiya 1917’de Rusya’dan bağımsız oldu, henüz toparlanırken İkinci Dünya Savaşının ağır tazminatlarını ödedi. ABD’li Eğitim Felsefecisi John Dewey eğitim sistemini, David Johnson, Roger Johnson ve Elizabeth Cohen gibi ünlü eğitim bilimcilerle kurdu. Millî reformla 1970'lerde dokuz yıllık program ve 1994'te millî müfredata geçti. Ülkenin tüm eğitmen ve öğretmenleri, pedagojik eğitimden geçirilerek millî endüstrileşme başlatıldı ve dünyanın en zengin ülkeleri arasına girdi. Eğitimi üstün performans ve liderliği zorunlu hâle getirmek için öğretmen ve okul yönetici başarısını ölçülebilir araçlarla denetleyip değerlendirmesi ve şunlarla dünyanın en iyi eğitimini gerçekleştirdi:
- Eğitim fakültelerini teorik ve pratik eğitimde Tıp fakülteleriyle aynı düzeye getirdi.
- Eğitim fakültelerinin birinci önceliği, teori ve pratikte “özerk öğretmenler” yetiştirmektir.
- Her öğretmen, kendi yetersizliğini bulur, tamamlar, sürekli yenilenir ve gelişmeleri takip eder.
- Toplum öğretmenlere ülkenin her köşesine medeniyet taşıyan ulu kişiler, gözüyle bakar.
- Öğretmen kimliğine kamu ve çoğu özelde %50’ye varan indirimler yapılır ve toplu taşımada öğretmenlere özel beyaz koltuklar tahsis edilir.
2.3. Öğretmen Saygınlığı ve Küresel Müfredat Virüsleri
Küresel Eğitim Reform Hareketi eğitim sistemini; tüm sınavları standart, müfredatları norm, eğitim araç ve gereçlerini evrensel yaparak tek tipleştirme hedefindedir.
Hatta küresel eğitimi belli oranda tek tipleştirmeyi başardı. Ancak tek tipleştirmenin Pasi Sahlberg, ulusal eğitimleri çökerttiğini gözlemlemesiyle karşı çıktı.
Sahlberg, her ulusun bünyesine uygun geliştirdiği bir sistemi olduğunu ve sisteme dışardan sokulan her şeyin “ölümcül salgın virüs” etkisi yaparak eğitimi çökerttiğini savundu.
Finlandiya eğitiminin küreselleşmesiyle virüs bulaştığını okul, öğretmen ve öğrencilerin sağlıklı eğitim güçlerini kaybettiğini ve daha çok çalışmalarına rağmen daha az öğrenip başarısız olduklarını belirledi.
Ölümcül eğitim virüsünün de uzman değişimi, politikacı ve medya yoluyla bulaştığını örneklendirdi.
Pasi Sahlberg, eğitim virüsü terimini ilk kullanırken bulaşma belirtisinin de sistemi daha çok rekabetçi yaptığıyla açıkladı. Asıl virüsün felaketinin de insanların rekabetin eğitim kalitesini yükselten iyi bir şey olduğuna inanmaları olarak gördü. Çünkü rekabet asla kaliteyi yükseltmediği gibi öğrenci, öğretmen ve okulları iş birliğinden alıkoyarak başarısız yapmaktadır. Öğrencileri rekabetçi öğretmene, velileri rekabetçi okullara yönelterek acımasız tüketici pazarı oluşturmaktadır. ABD'nde sözleşmeli okullar, İngiltere'de özel akademiler ve Avustralya'da özel okulların tercih edilmesine rağmen eğitim akademik başarı gerilemektedir. Serbest piyasa mantığı, eğitimde eşitlik ve kaliteyi artırma yerine sorumluluğu öğrenci, öğretmen ve okula yükleyerek azaltır. Her an hesap vermeye zorlanan öğretmen ve okullar, başarı ölçme aracı küresel standart testlere odaklanır. Böylece standart test virüsleri eğitime egemen olur, müfredat geleceğe hazırlamaz, pedagojik öğretim mekanik aktarıma dönüşür ve yetenekler körelerek eğitim başarısız olur. (Sahlberg, pasisahlberg.com, 2021)
Bir ülkede gençler öğretmenliği çekici kariyer olarak görüyorlarsa eğitim sistemi sağlıklı ve virüse karşı dirençlidir. Pasi Sahlberg, Finlandiya eğitiminin virüslü olmadığını ve öğretmenliğin çekiciliğini yeğeni Veera örneğiyle açıklar: Helsinki'de liseden mezun olurken beni aradı, öğretmen eğitmeni olduğum üniversitenin öğretmen programı tavsiyemi sordu. Sınavda rahat ve mülakatta kendisi olmasını söyledim. Gerekli kitaplarla hazırlandı, sınava girdi ve en iyi adayların seçildiği son mülakatta elendiğini bir ay sonra ağlayarak haber verdi. Ona doktor, avukat veya mühendis olabileceğini söyleyerek teselliye çalıştım. Sonra yazdığı mektupta: “Öğretmen olmak ve ülke çocuklarının hayatlarında farklılık yaratmak istiyorum. Çocuklarla her zaman sevgi, ilgi ve nazikçe çalışma ve özelilişkiler kurmaktan hoşlanıyorum.
Onların güçlü yanlarını ve yeteneklerini keşfetmeleri, zayıflık ve eksikliklerini gidermelerine yardımcı olmanın hayatta beni mutlu edeceğine inanıyorum.” Ertesi bahar yine on kat başvuru arasından seçildi ve yakında ilkokul öğretmeni olarak yüksek lisans derecesini aldı. (Sahlberg,washingtonpost.com, 2021)
Küresel eğitim sistemi, öğrencilere tek tip sınavları ölüm kalım meselesi gibi dayatır. Rekabeti kışkırtır, öğretmenleri değersizleştirir, öğrencileri ağır baskılar altına alır. Hatta baskılar, Kore ve Japonya gibi gelişmiş özgür ülkelerde bile intihar ve uyuşturucu kullanımını tetikler. Aslında dünyayı saran intihar ve uyuşturucu kurbanlarına başarısız olan fakir Kenyalı 14 yaşındaki kız öğrenciler; Mercy Chebet ve Sylvia Wanjiku da katıldı. (Lore, 2021) Okulların rekabetçi, seçimli ve hesap verme zorunda olması öğrencilere ağır baskı olarak geri dönmektedir. Eğitim, rekabetçi virüsün etkisinden iş birliği, eşitlik ve güven esaslı sorumluluk bilinciyle kurtulur. Sadece okulun ya da öğretmenin görevi olmayan eğitime toplum ve çevrenin de destek sağlaması gerekir. Okullar toplumla iç içe olur ve birbirinden destek alırsa küresel eğitim sistemi yoluyla bulaşan ve yayılan virüs salgını biter. Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçlarına göre istekle öğrenirler ve derslerde yüksek başarı gösterirler.