Terörün kelime anlamı sözlüklerde; yıldırma, cana kıyma, malı yakıp-yıkma, tedhiş yani korku salma olarak geçmekte. Terörist ise ‘’Bir siyasi davayı kabul ettirme için karşı tarafa korku salacak, cana ve mala kıyacak davranışlarda bulunan kimse.’’ ; Terörizm de ‘’siyasi bir amaca ulaşmak için yıldırma hareketlerini düzenli olarak kullanma, tedhişçilik’’ olarak tanımlanmaktadır.

Peki ama bir insan niye terörist olur? Bireyi teröre iten nedenler nelerdir? Mutlu, huzurlu, sağlıklı, güvenli ve her türlü temel ihtiyaçların giderildiği aile ortamından mahrum, sosyal yapının zayıf olduğu bir ortamda, türlü türlü istismara maruz kalmış üstüne eğitim kurumlarından da yeterince destek alamamış; kendini bilme, farkedilme, değerli hissetme, bir gruba ait olma, dünyaya gücünü gösterme, varolma çabaları sürecinde kimlik kargaşası yaşayan bu bireyleri, terörizmin maşası olarak görürüz.

Bazen de sosyal çevrelerinden dolayı başka türlü yaşamayı bilmeyen bireyler de terörizmin maşası olabiliyor. Bireyin yaşadığı yere bağlı olarak böyle bir sürece mecbur bırakılabiliyor. Her ne söylenilirse söylensin eğitimsizlik, cehalet başlıca sebep.

Çeşitli kaynaklara göre teröristin psikolojik hali; kin, nefret ve öfke dolu, isyankar, asi, haksızlığa uğramış, kurulu düzene düşman, hayat kavgalarında şiddete başvuran, dengesiz, kolayca kontrollerini kaybedebilen; konuşmak yerine bağırabilen, itaat etmektense dövüşmeyi tercih eden, özgüveni ve özsaygısı eksik, dışlanmışlık duygusuna sahip olarak tasvir edilmekte ayrıca oldukça zeki oldukları ve genellikle 15-25 yaş arasında oldukları belirtilmektedir.

Doğru bir eğitimle, arada kalmış, topluma uyumda zorlanan bireylere sahip çıkılıp, destek olunabilir. Elbetteki iş ailede başlıyor. Birey ilk eğitimini ailesinde alıyor. Acilen aile yapımızı güçlendiren çalışmalar yapmamız gerekmektedir. Eğitimin ikinci durağı ise günümüzde oldukça yaygın ve gelişmiş olan Okul Öncesi Eğitim kurumlarımız. Son yıllarda yürütülen yoğun çalışmalarla Okul Öncesi Eğitimi konusunda ciddi yollar almış durumdayız.

Çocuğun okul öncesi dönemdeki deneyimleri gelecekteki tutum ve davranışlarını belirler. Yaşamının ilk yıllarında yeterince destek alamayan çocuk akranlarından geri kalırsa bazı davranış problemleri sergileyebilir. Bu dönemdeki deneyimlerinin doğrultusu ile kişiliği doğru orantılıdır. Olumsuz deneyimler yaşaması demek; özgüveni düşük, topluma tepkili, kendini gerçekleştirme çabasında etrafına zarar veren veren yıkıcı bir birey olması demektir.

Eğitimcinin bu konuda farkındalığının yüksek olması, bilinçli hareket etmesi, süreci planlarken ve uygularken çok dikkatli olması gerekiyor. Eğitimcinin çalıştığı çevreyi, çocuğu ve ailesini iyi tanımalı, ilgi ve gereksinimleri dikkate almalı, programını çocuğun seviyesine göre hazırlamalı ve uygulamalı ayrıca eğitimci titiz bir gözlemle ilgi ve yeteneklerini belirlemeli aileye de rehberlik edebilmelidir.
Her çocuğun kendine özgü olan öğrenme kabiliyetin keşfi de bu dönemde yapılır ve uygulanırsa eğitimin kalitesi artar.

Ayrıca bu süreçte çocuk korunmalı, sürekli takibi yapılmalı, ayakları yere basan övgülerle yüceltilmelidir. Amaç çocuğun gerçek benliğini çıkarmak olmalıdır. Çocuğa kendini gözlemleme, anlama ve kendini tanıma becerileri kazandırılmaya gayret edilmelidir. Kriz durumlarında ‘’ – Ne hissettin?’’ ‘’ –Evet haklı olabilirsin ama nasıl davranmak gerekir?’’ gibi sorularla kendini farketmesi ve kendiyle mücadele ederek yapılması gereken doğru davranışı göstermesi konusunda desteklenmelidir.

Okul öncesi eğitim döneminde çocukların sosyalleşmesi, arkadaş ortamlarının olması da kişiliklerini olumlu etkiler. Uyumlu ortamlarda çocuklar mutlu ve huzurlu olur. Tutum ve davranışlarının tohumunun atıldığı bu dönemde çocuklarımızın duygu ve hayal dünyalarını ayakları yere basan güzel düşüncelerle doldurmalıyız. Çocuklar taklit yoluyla öğrenirler, taklit ettikleri de tabi ki sevdikleri ve yakınlarındaki büyükleridir. Taklit ettikleri tutum ve davranışlar ise sonradan kendilerinin olur; hatta daha da geliştirirler. Yaşamda başarılı oldukları tutum ve davranışları da zamanla içselleştirirler.

Eğitimcinin kişiliği de tabi ki çok önemli. Eğitimci; işini ve çocukları gerçekten sevmeli; her türlü davranışıyla örnek olmalı; toplumun temel ahlaki ve sosyal değerlerini benimsemeli; her zaman ve her konuda daima adil olmalı; çocuklara toplumun gelecekteki büyükleri gözüyle bakmalı, öyle davranmalı; daima sevgi ve hoş görüyle hareket etmeli; güler yüzlü ve affedici olmalı; çocuğun ve ailenin güvenini ve saygısını kazanmalı ki rehberlik yaparken etkili olabilsin. Aileye ve çocuğa insani ve ahlaki değerler edinmesi noktasında gerekli desteği sağlayabilsin.
Her türlü olumsuzluklar kadere bağlanmadan, boyun eğilmeden, umutla, gayretle, samimiyetle, hoşgörü ve sevgiye giderilebilir. İnsanlık tarihi kadar eski bir sorun olan terörü; nitelikli, bilinçli, samimi ve sağlıklı bir Okul Öncesi Eğitimle eritmek en azından minimuma indirmek mümkündür.

YARARLANAN BAŞLICA KAYNAKLAR
· 2013 Okul Öncesi Eğitimi programı
· Mesnevi ve Pedegoji Doç. Dr. Süleyman Doğan

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum