Fuat Hoca, 24 Ekim 1924’de Bitlis’te, son dönem Osmanlı Kadısı Mehmet Mirza Bey’in ve Cemile Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldi.
İlk ve orta öğretimini Doğubeyazıt ve Erzurum’da tamamladı. 1943’te İstanbul’a gelen Hoca, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi’nden 1947’de mezun oldu.
Bir sene kadar İstanbul Müftülüğü’nde müsevvid (katip) ve birazda gezici vaiz olarak çalıştı.
Ardından Ankara Üniversitesine asistan olarak girdiyse de kısa bir süre sonra İstanbul Üniversitesine geçti.
Doçentlik tezi olarak “Buhari’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar” adlı konuyu seçip (1956) incelemiştir.
1960 Eylülünde İstanbul Üniversitesi'nden atıldı.
Almanya’da çalışmayı tercih etti. Orada daha önceden Müslüman olmuş olan Şarkiyatçı Ursula Hanım ile evlendi.
1947’de kendi imkanlarıyla yayımladığı “Arap-İslam Bilimleri Tarihi”nin ilk cildinin redaksiyonunu eşi yapmıştı.
1978’de İslam Dünyası'nın en büyük mükafatı olan Kral Faysal ödülünü kazandı.
1982’de Frankfurt’taki enstitüsünde eğitime ve araştırmalara başladı.
2018 yılına gelindiğinde Arap-İslam Bilimleri Tarihi’ni 17 cilt olarak tamamladı. Ayrıca sayılamayacak kadar bol eser verdi.
30 Haziran 2018’de vefat etti.
Kişiliği
Aslında Bilimler Tarihi alanında çalışmak için çok dil bilinmesi gerekiyordu. Bir gün kendisine “27 dil biliyormuşsunuz, doğru mu?” diye sorulduğunda “Biraz abartmışlar.” diyerek tevazuyla cevap vermiştir.
Yakınları giyim-kuşamda da onun son derece mütevazi olduğunu, vakit kaybı olmaması için genelde aynı elbiseleri giydiğini söylemişlerdir. Kırk yıl aynı paltoyu giydiği, yıkandığında ütüsü bozulmayan gömlekler diktirip, vakit kaybetmek istemediği bilinir.
Dostlarının anlattığına göre, dünya ile neredeyse hiç işi yoktur. Cüzdanı belki elli seneliktir. On yıllarca Frankfurt’ta kaldığı halde şehri hiç gezmemiştir. Bütün hayatı evi ile enstitüsü arasında geçmiştir.
Hayatında asla para biriktirmek, bir makama gelmek derdinde olmamıştır. Hatta bir ara “Eğer işsiz kalırsam gündüzleri inşaatlarda çalışır, akşam da araştırmalarımı yaparım” demiştir.
Fuat Hoca, ilmin şerefini her şeyin üstünde tutardı. Bir gün “Efendim filan ülkenin başbakanı geldi, sizinle görüşmek istiyor.” Denildiğinde, o; “Beklesin biraz, şimdi ilmi bir mevzuu konuşuyoruz” demiştir.
Bir defasında Türkiye’den bir heyet, Frankfurt Kitap Fuarının açılışına gelmişti. Bir görevli hocaya: “Efendim, Sayın Cumhurbaşkanı açılışta sizi de görmek istiyor.” Dediklerinde, o; “Benim Cumhurbaşkanı ile görüşecek bir meselem yok, eğer kendilerinin varsa buyursunlar, gelsinler” demiştir.
Gençliğinde de hayli dindar olmasına ve her namazını farklı bir camide kılmasına karşın “gösterişçi dindarlıktan” şiddetle kaçınmıştır.
Fuat Hoca, Alman vatandaşlığını en üst düzeyden gelen ısrarlara rağmen kabul etmemiş, Türkiye pasaportu taşımakla iftihar ettiğini belirtmiştir.
Bir Alman heyeti, itibarlı bir ödül vermek üzere Hocayı davet etmiş ancak, programa Filistinli çocukların katlini hoş gören bir İsrailli de davet edildiği için ödülü reddetmiştir.
Bir Alman heyeti, itibarlı bir ödül vermek üzere Hocayı davet etmiş ancak, programa Filistinli çocukların katlini hoş gören bir İsrailli de davet edildiği için ödülü reddetmiştir.
Eserleri
2018 yılına gelindiğinde Arap-İslam Bilimleri Tarihini 17 cilt olarak tamamladı. Ayrıca sayılamayacak kadar bol eserler vermiştir.
Sezgin Hoca'nın en önemli eseri İstanbul Gülhane Parkı’ndaki “İslam Bilim ve Teknoloji Aletleri Müzesi”dir. İlki Almanya’daki enstitüde kurulan müze, 800 kadar aleti yeniden yaparak dünyada ilk ve tek olma özelliğini taşımaktadır. 2008’de kurulan bu müze halen Gülhane Parkı’nda ziyaretçilerini beklemektedir.
Bugün söz konusu müzenin bitişiğinde Hocanın bağışladığı kitaplardan oluşan bir bilimler tarihi kütüphanesi de açılmıştır.
Eğer bugün İstanbul’da bir İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi kurulması mümkün oluyorsa; kurucular, bilimlerin Avrupa’daki kalkınmasıyla alakalı “Rönesans” gibi asla gerçeğe uymayan bir anlayışın ortaya sürüldüğü 18. yüzyıldan beri yorulmak bilmeyen yüzlerce Avrupalı oryantalistin; İslam kültür dünyasının, insanlığın düşünce tarihinde çok büyük yeri olduğunu gösterme yolunda büyük gayretler sarfettiklerinin şuuru içindedirler.
Alman fizikçi Eilhard Wiedemann’ın hemen hemen bütün hayatını İslam Bilimleri araştırmasına vermiş olması, bilimler tarihi için çok büyük bir şanstı.
İslam Dünyası, bu yorulmak bilmez bilgine çok büyük bir şükran borçludur. Onun ön çalışmaları olmasaydı, biz müzemizde sergilediğimiz aletlerin birçoğunu belki de tanımamış olurduk.
Bu maksatla hazırlanan aletler, 24 Mayıs 2008’den itibaren İstanbul’un en güzel yerlerinden birinde, tarihi Gülhane Parkı’nda, şaheser bir tarihi binada çok büyük bir ziyaretçi grubu tarafından tanınma şansına kavuşmuştur.
Burada sunulanların çok büyük bir kısmı, Müslümanların ilmi çalışmaları 9. ve 16. yüzyıllar arasındaki devrelerinde gerçekleştirdiklerinin bazı örnekleridir. Bu örneklerin çok büyük bir kısmı Frankfurt’taki Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi’ne bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü tarafından kaynaklardaki tarif ve resimlere, çok küçük bir kısmı ise günümüze ulaşan orijinallere dayanarak yapılmış veya yaptırılmıştır.
Sonuç olarak her ne kadar tanınması geç olsa da Fuat Sezgin Hoca, başta İslam Dünyası olmak üzere, Türkiye için çok büyük bir değer olmuştur. Adına 2010’da “Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırma Vakfı” kurulmuştur. Eğitim camiamız ve özellikle de gençliğin Fuat Hocamızı tanıyacaklarına ve rol model olarak alacaklarına olan güvenim tamdır.
Ruhu şad olsun.