Aziz okurlar ve sahip olduğu tarih bilinci, tarih şuuru ve insanoğlunu yaratılmışların en şerefli ve onurlusu yapan milli ve manevi değerlerin izdüşümü olan milli şuur ile geçmiş ve bugün, şimdi ve gelecek arasında anlamlı bağlar kurarak çocuklarımızı ve gençlerimizi geleceğimiz olarak görme feraset ve iradesine sahip civanmertlere sonsuz selam, sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

Bilindiği gibi şu an itibariyle insanların ve canlıların eksiksiz ve tüm detaylarıyla nasıl öğrendiğini tam olarak açıklayamıyoruz. İnsan dediğimiz canlı, varlığı özünden önce gelen ve kendisine biçilen o yüksek değere ulaşabilmek için erdemli olma, ideal olma ve insan-ı kâmil olma çabası içine girer ve tam manasıyla insan olma özüne ulaşmaya çalışır. Değerli dostlar işte bu öze ulaşma çabası içerisine giren insan canlısına, profesyonel düzeyde yardım ve destek sağlamak için eğitimciler devreye girerler. Çünkü bu kritik süreç tesadüflere bırakılamayacak kadar önemli ve hayatidir. İnsanın var olduktan sonra kendini gerçekleştirme adına insan olma özüne ulaşma çabasının ve bu gelişimsel sürecin ana parametresi düşünmedir. Cenabı Allah’ın Yüce Kitabımızda da belirttiği gibi; “Akıl edilmesi” ve aklın kullanılmasıdır. Biyolojik, sosyal, psikolojik ve kültürel bir varlık olan insanın kendisine bahşedilen ve her bir insan için kendisine özel olan beden, teknolojisi ölçeğinde kâinatın sahibi olan mutlak otorite ve mutlak aklın uzantısı ve temsilcisinin aklımız olabileceğini idrak etmek gerekir.

Öyleyse en önemli eğitim meselemizin işte bu aklın geliştirilmesi, kullanılması ve böylece düşünsel süreçlerde varlık, bilgi ve değerleri temellendirmek olacaktır. Bu üç temel alanın aynı zamanda felsefenin sorgulama alanları olduğu unutulmamalıdır.

İnsan canlısının yani her insanın öğrenmesinin ancak kendi parmak izi kadar kendisine özel olduğu düşünüldüğünde, bu özelden edinilen öğrenmelerin de kişiye özel boyutlar içerdiği anlaşılacaktır.

İnsan canlısının yani her insanın öğrenmesinin ancak kendi parmak izi kadar kendisine özel olduğu düşünüldüğünde, bu özelden edinilen öğrenmelerin de kişiye özel boyutlar içerdiği anlaşılacaktır. İnsanları birbirinden farklı kılan özelliklerinin de sahip olunan ve doğumla getirildiği düşünülen teknolojiler olduğu anlaşılmaktadır. Son zamanlarda insan psikolojisi alanında yapılan araştırmalarda, yapılandırmacı öğrenme yaklaşımı olarak tanımlanan yaklaşım çerçevesinde bireyin kendisinin sahip olduğu teknolojiler çerçevesinde kendisine göre öğrenebildiği, bu öğrenmeler çerçevesinde kişinin kendi dünyasını tanzim ettiği, böylece kendi edindiği bilgiyi kullanarak çoğunluğun üzerinde ittifak ettiği ve doğruya daha yakın değerde bilgi üretebildiği kabul edilmiştir. Dolayısıyla öğretmenlerimizin öğrencilerine paketlenmiş hazır bilgi vermeleri şeklinde bir öğretim strateji, yöntem ve tekniğinin ifade etmeye çalıştığım sonuçları doğurmayacağı kabul edilmelidir. İşte bu detaylar çerçevesinde öğrencilerine paketlenmiş hazır bilgi veren öğretmen yerine, öğrenmeyi öğrenmiş olarak kendisi her türlü bilgi kaynağına ulaşarak öğrenen öğrenciye rehberlik ve kılavuzluk yapan öğretmene ulaşmak zorundayız. Aksi halde tüm yapılanlar ezberden öteye gidemeyecektir. Eğer ezberlenen dünün, bugünün ve geleceğin değişmez ve mutlak doğrusunun bilgisi ise belki kabul edilebilir. Ancak bilindiği gibi özellikle müspet bilimler adına dünün, bugünün ve yarının değişmez ve mutlak doğrusunun bilgisine henüz insanlık ulaşamamıştır. Peşinden koşulanlar sadece çoğunluğun üzerinde ittifak ettiği ve o an itibariyle doğruya daha yakın olduğu düşünülen bilgidir. Bu durumda öğrenmeyi de edinilen ve o an itibariyle doğruya daha yakın olduğu düşünülen bilgiyi kullanarak, doğruya daha yakın değerde yeni ve güncel bilgi üretebilmek olduğu şekliyle tanımlamak doğru olacaktır. Bilgi bu çerçevede görecelidir ve bugün doğruya daha yakın, ancak yarın uzak olabilir.

Bu bakış açısıyla sürekli edindiği öğrenmeleri kullanarak yeni ve bir adım daha ilerde olan bilgiyi üretebilen, kısacası edinilen öğrenmeleri teknolojiye dönüştürebilen, ürün odaklı bir sisteme ihtiyaç vardır. Öğrenmeyi öğrenen ve yeni bilgi kaynaklarına kesbi yollarla ulaşabilen, bu çerçevede ve dünyanın değişmeyen tek gerçeği olan değişimi yakalayarak kendini sürekli güncelleyebilen öğretmen adaylarını yetiştirmeliyiz. Şu anda bu mantık ve akıl ile kendi sınırlı imkân ve fırsatlarla lisans eğitimi aldıktan sonra lisansüstü eğitim alma başarısını göstermiş öğretmen adaylarının mutlaka başka herhangi bir koşul veya seçmeye tabi olmadan, bu milletin geleceği olan çocuklarımızı yetiştirmelerine imkân ve fırsat verilmelidir. Eğitim ve öğretim sistemi olarak en başından en sonuna kadar hedeflenen başarıyı yakalamak için öğrencilerimize rehberlik yapılması ve ancak bundan sonra daha etkili bir eğitim ve öğretim hizmetinin verilebileceği unutulmamalıdır. Ancak bu görevi yerine getirmek ve bu hizmeti profesyonel düzeyde yürütebilecek PDR mezunlarının mutlaka atanmaları, bu profesyonel destek işini Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık olarak en sağlıklı bir şekilde yürütecek olan mezunlarımızın köyler dahil tüm okullara yeterli sayıda atanmaları sağlanmalıdır. Pandemi döneminde öğrenciler ve ebeveynlerin bu hizmetlerden yararlanmaları kaçınılmaz bir hal almıştır. Alanında veya özellikle Eğitim Bilimlerinde yüksek lisans ve aynı zamanda doktora eğitimini tamamlamış öğretmen adaylarımızın atanmaları için sayın yetkililerimize ve Sayın Bakanımıza önerimi duyurmak istiyorum.

Saygı ve sevgilerimle…

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum