Gerek eğitim gerekse bilişim dünyasının bize getirdikleri artık vazgeçilmezlerimizin arasındadır. Bilişim dünyasında etik değerlere göre biçimlenmiş ileri atılacak her adım desteklenmeli.
Pandemi sürecinde okulların kapalı olup uzaktan eğitime geçilmesi her yaştaki öğrencinin bilgisayar bağımlılığını körükleyen buradan kontrolsüz bir şekilde oyun bağımlılığına geçişini sağlayan bir süreç oldu. Bu olumsuzluğun yanında elbette olumlu yanları da oldu bu sürecin fakat bizi ilgilendiren uzaktan eğitimin dezavantajdan avantajlı bir duruma nasıl çevrilebileceğidir.
Eğlenerek öğrenmenin öncelendiği bir çağda, pandemi süreci aslında online eğitimin nasıl olması gerektiği hakkında da önemli tecrübeler bıraktı bize.
Peki daha çok sanal ortamlarda eğlenerek gerçekleştirilen bu eğitimlerle iş bitiyor mu? Elbette hayır. Bence öğrencilere sadece soru çözme değil sorun çözme becerisi kazandıran eğitim sistemleri başarılı olacaktır.
Ayrıca çocuklarımız eğlenerek öğrensin derken, onların sadece eğlenen, tüketen değil; üretici, buluşçu bireyler olmasını da sağlamalıyız. Artık günümüz dünyasında başarının anahtar kavramı olarak bilginin olduğu söylenir fakat herkesin gözden kaçırdığı şey bilginin yanı sıra yeni bir şeyler meydana getirmek, ecnebice tabirle, kreatif olabilmektir.
Her rahmet zahmete getirdiği gibi bilgisayarlı eğitimde çocukları bekleyen tehlikeler de yok değildir. Bunu tadında ve yerinde vermek gerekir. İlaç nasıl ki fazla kullanıldığında tam tersi etki yapıp kullananı zehirlerse ‘Edutainment’ yani ‘eğlenerek öğrenme-öğretme’ çerçevesinde yapılacak işlerde de ölçüyü kaçırırsak hastalıklarla karşılaşmamız kaçınılmazdır. Yoksa bilgisayara mahkûm çocuklarda ve yetişkinlerde depresyon, dikkat dağılması ve kontrol eksikliği gibi problemlerin internet kullanım süresi ve sıklığı ile alakalı olduğu yakın gelecekte görülecektir.
Pandemide eğitim sürecinin olumsuz bir yanı da herkesi bilgi ve ders materyali anlamında tüketen bireyler haline getirmesidir.
Online eğitimde aslında en tehlikeli süreç üreten değil tüketen bireyleri çoğaltmasıdır.
Online eğitimde aslında en tehlikeli süreç üreten değil tüketen bireyleri çoğaltmasıdır.
Bu konuda yaşadığım bir örneği vermek istiyorum.
Ankara Üniversitesinden kimya alanında profesör olmuş bir bayan hocayla aramızda özetle şöyle bir konuşma geçti: Profesöre eskiden okumanın zorluğunu, bir zamanlar bırakın üniversite hocalığını, öğrenciliğinin bile ayrıcalıklı bir konum olduğunu bahsettikten sonra sözü internete ve sosyal medyaya getirdim. ‘Bilgi’ dedim, eskiden hocalık, talebelik gibi uzun ve fedakârlık isteyen süreçlerden sonra elde edilirdi ve herkes her şeyin nasıl yapıldığı ile ilgili pek bir şey bilmezdi. Eğer bilmek istiyorsa da zahmet isteyen araştırmalara katlanmak zorunda kalırdı. Şu an tehlikeli bir maddenin bile nasıl yapıldığını liseli gençler internette videolardan izleyerek öğreniyor. Bilginin bu kadar ucuz ve kolay bulunuyor olması akademik ve bilimsel dünyanın ağırlığını, değerini düşürmez mi?’
Bayan profesör kısa ama öz bir cümle söyledi hemen ‘Ama orada bilimsel bilgi üretilmiyor ki, araştırma yapılmıyor ki?’
Evet, bir an düşününce haklı olduğuna karar verdim. Doğru ya eskiden beri “Akademik dünya üretici değil tüketici bir ortamdır.” eleştirimin aslında en çok internet ve sosyal medyaya uyduğunu düşündüm.
Burada teknolojik araçların rehberliğinde yapılacak bir eğitimin felsefesini de oluşturmak gerekmektedir. Sadece maddî gelişimin yüceltilip manevî gelişimin unutulduğu bir süreçten sağlıklı bireylerin yetişmesi zordur.
Müfredatın dijital pedagojiye dönüşmesinde yerli ve millî kaynaklardan faydalanılmalıdır. Bir eğitim yöneticisinin sorduğu soru ve aldığı cevap üzerine düşünmemiz lâzım: “Geçen yıl 5. sınıf öğrencilerine ‘Bildiğiniz beş tane masalın adını yazar mısınız?’ dedim, 43 tane masal adı yazıldı ve bunlardan sadece dört tanesi Türk kültürüyle ilgiliydi” (Dijital Çağda Eğitimde Fırsatlar ve Sorumluluklarımız, Sh. 35, Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği yayını, 2012)
Teknoloji ahlâk vermez. Onun yapısı devamlı tüketilmeyi ve geliştirilmeyi arzu eder. Eğitimde yanlış giden bir şeyler varsa teknoloji ile düzeltilemez. Teknoloji eğitimi sadece destekleyici olabilir. Elbette teknoloji ahlâksız değildir, onu kullanan ahlâkî ya da gayr-i ahlâkî bir ortam oluşturabilir. Hiç unutmam; bir öğrencim din dersinde verdiğim bir dönem ödevini direkt internetten çıktı alarak bana getirmişti. Bunu nereden mi anladım? Çünkü her kâğıdın en alt satırında web adresi aynen duruyordu. Bu fikir tembelliğinden aslında biz öğretmenler sorumluyuz. Öğrencileri bu tip direkt alıntının dışında düşünmeye ve yazmaya zorlayacak ödevler vermeliyiz. Konuyla ilgili sorular sordurup cevaplar yazmasına vesile olmalıyız.
Pandemide eğitim sürecinin olumsuz bir yanı da herkesi bilgi ve ders materyali anlamında tüketen bireyler haline getirmesidir.
Öğretmen teknolojinin yapamadığını yapar. Ahlâkî ve etik alanda örnek olmak gibi… Çünkü artık öğrencilerimizin sadece nasihate değil iyi örneklere ihtiyaçları var. Toplumsal hayatın olmazsa olmazı olan ahlâkî kurallarda ve örneklikte öğretmenler lider olmalıdır. Matematik dersinde de Din Kültürü dersinde de soruyu bilmenin ve problem çözmenin yollarının kopyacılık ile değil çalışma, alın teri ve dürüstlükle yapılması gerektiği, verilmesi gereken ilk bilinç ve duygu olmalıdır. Ben sınıfta dersimi verir çıkarım yaklaşımı samimiyetsiz bireylerin yetişmesine sebep olacak bir yaklaşımdır.
Pedagoji, yani çocuk eğitimi ve androgojinin, yani yetişkin eğitiminin; yeni teknolojilerle birlikte iç içe geçmeye başladığını görüyoruz. Günümüz eğitimcilerinin ve velilerinin işi zor, çünkü onların bilmediklerini de bilen aletleriyle evlerinde bekleyen afacanlar yeni dünyaları bizden daha hızlı keşfetmektedirler. Bundan sonra yapılacak en önemli iş, tüm bu dijital platformlarda çocuklarımıza gönül rahatlığıyla izletebileceğimiz, değerler eğitimine göre dizayn edilmiş, artırılmış gerçekliğe sahip ders programları, interaktif videolar ve oyunlar üretebilmektir.