XX. yüzyıl yeraltı kaynaklarını sömürdü, 21. Yüzyıl beşeri kaynakları sömürüyor! Sömürü boyut değiştirdiğine göre, direnç de boyut değiştirmelidir! Bu açıdan dijital dünyanın kelimelerine bakıp eylemlerini görmek, sömürüdeki değişimi anlamak için yeterlidir! Bu noktada “yeni normal” diyenler, eskinin “normal” olmadığını da itiraf etmektedir. Bu itiraf bizi, kutunun dışına çıkmaya ve “dijital çağda öncü olmanın reçetesi”ne sahip olmaya davet ediyor.

Fiziki ve beşeri kaynakları sömüren mevcut yapı bir çıkmaza girdiğinden kendini sıfırlamak istiyor. “Büyük Reset” çıkışı bunun bir göstergesidir. Bu çıkışı iyi okumak ve “reset” yerine “restart” yap-tır-mak, sorumluluk sahibi herkesin görevidir. Bu “re”yi sağlayacak revizyon ve reform için “dijital çağda öncü olmanın reçetesi”ne sahip olmalıyız. Öncülük; önceliktir! Öncelikleri kendi “dünya görüşü”müze göre belirlemek için; kompleks problem çözme yerini “kutu dışında düşünme”ye bırakmalıdır. Çünkü girdiler değişmeden çıktılar değişmemektedir.
Kutunun içinde kalanlar sorunun parçası oldukları için, onların çözümün parçası olamayacağı açıktır. Kutu dışında düşünmeyi başarabilenler, çevresindekilerle koordine olabilmek yerine takım olabilmek için çabalayacaktır. Elbette bu çabaya yine kutu dışında düşünebilenler omuz verecektir. Kutunun dışında düşünenlerin çaba ve destekleriyle kurulan takımlarda personel yönetimi değil, yetenek yönetimi esastır. Çünkü, öncülük süreçlerini yeniden başlatacak “reproses”ler için gereken tek şey; ekosistem oluşturmaktır. Her “reproses”te çapını yeniden büyüten bu ekosistemi desteklemek isteyenlerin yapması gereken ise; ortama uyum sağlama yerine eleştirel düşünmedir.

Kendi yaptıkları başta olmak üzere tüm gelişmeleri eleştirel düşünme yoluyla değerlendirmek, zamanla olayları müzakere yerine, paradigma değişimine bırakacaktır. Paradigma değişikliği ise, bir zekâ türünden diğerine geçebilen her insana verilen bir ödüldür. Bu ödül sayesinde dijital çağda öncü olmak, IQ yerine duygusal zekâ (EQ) ile kolaylaşacaktır. Bu kolaylık müjdeleyen bir dille buluşarak, “dokuz köyden kovulmak” yerine, “doğru söyleyenin dokuz köyde heykelini dikerler” perspektifiyle yeniden şekillendirmeliyiz. Böylece yargılama yerine yargılamadan karar veren bir üslup kazanılacak, artık aktif dinleyiciler bununla yetinmeyip, katılımcı olarak bu yolculukta yerini alacaktır.

2020 yılı ve salgın süreci çözümün, “yüzeysel çözümlere bel bağlamak yerine, köklü çözümlere yönelmekle” gerçekleşeceğini insanlara göstermiştir. İş birliği ahlakı, karşılıklı güven ve bilgi paylaşımıyla sadece bireylerin değil, ülkelerin hatta sistemlerin de “kural temelli düzenin” kurulma beklentisini artırmıştır. Bu anlamda, güncelliğini yitirmiş olan her şeyi içine alacak şekilde ekosistemin güncellenmesi ve paylaşmanın yeniden tasarlanması gerekiyor.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum