Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun. İnsan; akıl, şuur, idrak, seçme imkânı gibi yetenekler ile çevresi ve diğer varlıklar hakkında elde edebileceği bilgiler, görülenlerle sınırlıdır. Gücünü aşan ve yeterli olamadığı konularda, gücü yettiği halde dış çevrenin olumsuz etkisiyle gerçeğe ulaşamadığı hususlarda insanın mutlaka aydınlatılması ve uyarılması gerekir. Yarattığı insanı bütün yönleriyle iyi bilen Allah, şefkatinin gereği olarak ona kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Bunun sebebi sudur;
İnsan, aklıyla yaratılış gayesini idrak edemez ve doğru yolu bulamaz. Kulluğu ile sorumlu oldukları Allah’ın sıfatlarını, fiillerini, isimlerini ve O’na nasıl ibadet edeceklerini, ahiretle ilgili durumları bilemezler. Bunların normal ilim yolları ile de bilinmesine imkân yoktur. Dünya ve ahiret saadetine kavuşmak, fikir ve ahlak yönüyle yükselmek, ancak peygamberlerin tebliğ ettiği ve öğrettiği ilim ve terbiye ile mümkün olabilir. Allah, insanların bu ihtiyacını gidermek için kitaplar ve peygamberler göndermiştir.

Kitaplar ve peygamber gönderilmeseydi insanlar, iyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini, doğruyu ve yanlışı, faydalıyı ve zararlıyı, adaleti ve zulmü ayırt edemezdi. Allah’ın lüzumsuz işi olmaz. İnsan, kitap ve peygamber gönderilmeden bunları kavrayacak durumda olsaydı, Allah ona bunları göndermezdi. Kitap ve peygamber olmaksızın insan, rezalet, ahlaksızlık, zulüm gibi batıl ve şerlerin peşinde koşar, adeta ormanlarda yaşayan vahşi varlıklar gibi olurdu. Gerçek doğru ile pratik yararı birbirine karıştırırlar, isabetli karar veremezlerdi. Kitap ve peygamberlerin gönderilmesi insanlar için bir rahmettir. Enbiya 107: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
Allah, insanları bu dünyada imtihan etmektedir. Allah, insanlara tekliflerini tebliğ edecek, iyilik yapanları müjdeleyecek, kötülük yapanları azabından korkutacak resul ve nebiler göndermemiş olsaydı, onların Allah’a karşı ileri sürecekleri bahaneleri olurdu. Allah, işledikleri türlü türlü günahtan dolayı insanların kendisine karşı ileri sürecekleri bahaneleri olmasın diye peygamberler göndermiştir. Nisa 165: “Biz müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki artık peygamberlerden sonra insanların, Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın…”
İnsanlar, fert ve toplumları ıslah edip ahlak ve fazilette yükseltmede örnek olacak ve alınacak, her bakımdan doğru dürüst bir eğitici ve terbiyeciye muhtaçtırlar. Islahatçı bilgin ve filozoflar günahlardan masum olmadıkları için bu ihtiyacı karşılamaktan uzaktırlar. Ancak gönderilmiş peygamberler masumdurlar. Tebliğ ettikleri bilgileri kendi nefislerinde yaşayarak güzel örnek olurlar. Onlar her türlü günahı işlemekten Allah’ın yardımıyla emin olmuşlardır.
Peygamberimiz ve İnsan
Peygamberimiz (s.a.v)’in sünnetine göre şuurlu Müslüman bir kişilik, kaba kuvveti değil; hakkı üstün tutan, nefse esareti değil; nefis terbiyesini esas alan, cehalete değil; Kur’an ve sünnete teslim olan olur. Aynı zamanda hayatı; köle düzeni değil, adil düzen için iman ve cihad olur. Enam165: “Verdiği nimetler hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan Allah’tır.” ayeti, insanın dünya hayatının kendisine verilen nimetler sebebiyle imtihan olduğunu öğretir. İmtihanın muhatabı olan insan, İslam fıtratı üzere doğar. Ancak onun mümin bir kimse olarak yaşaması ve Müslüman olarak ölmesi o kadar kolay değildir. Zira insan; çok zalim, çok cahil ve nankör, zayıf ve tahammülsüz bir tabiata sahiptir: Mearic 19-21: “Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır. Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur. Ama ona bir nimet nasip olursa kendisinden başkasını yararlandırmaz.” Kur’an’da imtihan olmak fiilinin bireysel ve toplumsal hayattaki görünür yanının; kulluk, adil düzen, adil yönetim ve siyaset tarzı, yeryüzünün imar ve ıslahı olduğu görülür. Çok zalim ve çok bilgisiz insanın emanet olarak üstlendiği görev ve sorumluluk da budur.
Peygamberimiz saadet asrında, çok zalim ve çok bilgisiz insanın, emanet olarak üstlendiği görevleri yapmaya hazır hale getirmek için yoğun bir eğitim yapmıştır. Onun “Ben bir muallim olarak gönderildim.” sözü bunu teyit eder. Peygamberimizin bu eğitimi, bir eğitim geleneği, bize bir model olarak intikal etmiştir. Bu eğitim geleneğini ve modelini reddeden ve benimsemeyen kimseler, Peygamberimizin lisanıyla kınanmıştır. “Kim benim sünnetimden, yani hayat tarzımdan, izlediğim yol ve yöntemden yüz çevirirse benden değildir.” Bu ciddi bir uyarıdır. Maide 48: “Her birinize bir şeriat ve bir yol yöntem verdik.” ayetinde, insanın gençlik, olgunluk, yaşlılık ve düşkünlük dönemlerindeki görevlerini yerine getirebilmesi için, Muhammedî bir eğitim zorunlu sayılmıştır. İnsanın kendisinden eğitim aldığı kimseleri sevmesi, onlara hürmet etmesi önemli bir ahlaktır. Bu açıdan Peygamberimizi sevmek Allah’a iman ve itaatin gereğidir. Şüphesiz onu sevmek; onun mükemmel rehberliğinin farkına varmak ve onu örnek almak demektir. Örneklik veya rol model kişilik algısı, bir sosyal varlık olarak insanın şuurlu bir Müslüman olarak yetiştirilmesinde, hidayet, feraset ve dirayet kabiliyetlerinin geliştirilmesinde etkili bir yöntemdir.
insan ve Eğitimi
“Dünyaya gelen her çocuk fıtrat üzere doğar. Onu ana babası Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari ve Ebu Davud) Bu hadis, ortam ve çevre şartlarının insan eğitiminde etkili bir unsur olduğunu, çocuğun doğuştan gelen temiz tabiatının ve berrak zihin dünyasının özellikle anne babanın dini inanç ve değerlerine göre şekillendiğini ifade etmektedir. Çocuk özellikle aile mektebine göre şekillenir, çünkü o, anne babadan iktibaslar taşımaktadır. İslam düşmanı haçlı batı, bu etkisinden dolayı bizim geniş aile düzenimizi yıkmayı, kendileri için öncelikli hedef olarak seçmişlerdir.
“Yavrucuğum (Enes), ailenin yanına girdiğinde selam ver ki bu, hem senin için, hem de hane halkı için bereket olsun.” (Tirmizi) Bu hadis, öğrencilere ilk öğretilecek şeylerin pratik düşünce ve inanç esaslarının olması gerektiğine vurgu yapmaktadır. “Şunu iyi bil ki, bütün insanlar toplanıp sana bir fayda sağlamaya çalışsalar, Allah’ın sana takdir ettiği kadar fayda sağlayabilirler. Onlar sana zarar vermek üzere bir araya gelseler, Allah’ın sana takdir ettiği kadar zarar verebilirler.” (Ahmed) Bu hadiste Peygamberimiz, Abdullah b. Abbas’ı hayata hazırlamak için ona; bir ömür boyuonu dinamik tutacak ve hayatını anlamlı kılacak gerçekleri öğretiyor. Gençlerle iletişim kurmak, her yaştan insana değer vermek, eğitim işiyle uğraşan herkesin önemsemesi gereken şeylerdir. Peygamberimizin yanında özellikle gençlerin özel bir yeri vardı ve onlarla sıcak iletişim kurarak uzun sohbetler ederdi. Onun rahmet ikliminde yetişen gençler, ondan aldıkları bilgiyi ve yaşadıkları tecrübeyi bir ömür boyu tatlı birer hatıra olarak yaşarlar ve onları başkalarıyla paylaşmaktan mutluluk duyarlardı. Enes (r.a) anlatıyor: Yahudi bir genç Peygamber’e hizmet ederdi. Bir gün hastalandı. Peygamber ziyaretine gitti, başucuna oturdu ve “Müslüman ol!” diyerek onu İslam’a davet etti. Çocuk heyecanla yanındaki babasına baktı. Babası, “Ebu Kasım’a itaat et.” dedi. O da hemen Müslüman oldu. (Bundan kısa bir müddet sonra genç öldü.) Peygamberimiz “Onu ateşten kurtaran Allah’a hamdolsun.” diyerek oradan ayrıldı. (Buhari) Peygamberimizin ahlakı Kur’an, sünneti ise onun insan eğitiminde uyguladığı yöntem ve örnek hayat tarzıdır.
Alternatif Göstermek
Alternatif çözüm yolunu göstermek ve dua edip manevi destek vermek, insan eğitiminde önemli bir yöntemdir. Rafi El Gıfari (r.a) anlatıyor: “Ben henüz bir çocuk iken hurma ağacı taşlamıştım. Suçüstü yakalandım ve beni Resulüllah’a (s.a.v) götürdüler. Bana ‘Yavrucuğum, hurmayı niçin taşladın?’ diye sordu. Ben, ‘Karnım açtı, yemek için.’ diye cevap verince Resulüllah (sav), ‘Yavrum, hurmayı taşlama, altına düşenlerden ye.’ dedi. Sonra başımı okşadı ve ‘Allah’ım, bu çocuğun karnını doyur.’ diye dua etti.” (İbni Mace ve Ebu Davud)
Eğitimde dua ve iltica çok önemlidir. İçinde dua ve iltica olmayan bir eğitim süreci hep zararlı olmuştur. Peygamberimiz buyuruyor: “Allah’ım, doymayan nefisten, korkmayan kalpten, faydasız ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.” (Nesai) Eğitimde olumlu davranışı göstererek olumsuz davranıştan menetmek önemli bir terbiye uygulamasıdır.
Kolaylık İlkesi ve İtidal Çizgisi
İtidal çizgisi, her türlü aşırılıktan kaçınıp duygu, düşünce, hareket ve davranışlardaki denge ve orta yol demektir. Şayet bu denge süreklilik gösterip karaktere dönüşürse fazilet adını alır.
“Din kolaylıktır. Dinde kim kendini (amellerim eksiksiz olsun diye) zora sokar ise (onun) altında kalır. O halde orta yolu izleyin ve ümitli olun. Günün sabahı, akşamı ve gecenin bir kısmında (ibadet edin ve Allah’tan) yardım isteyin.” (Buhari)
“Bir nehir kenarında da olsan abdestte (fazla su kullanmak) yine de israftır.” (İbn Mace) Bu iki hadiste pedagojik bir dil kullanılmış ve itidal ve disiplin sahibi nesillerin yetiştirilmesi hedeflenmiştir.
Ailenin Huzur ve Mutluluğu
Nisa 19: “Onlarla (hanımlarınızla) iyi geçinin. Şayet onlardan hoşlanmazsanız, biliniz ki, Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.” Bu ayetin bir açıklaması olarak Peygamberimiz şu mesajı veriyor: “Mümin erkek, mümin kadına (eşine) kızıp durmasın. Şayet onun bir ahlakını sevmezse başka bir ahlakından hoşlanır.” (Müslim) Eğitimin temel gayelerinden birisi de kadını ve erkeği birlikte kuracakları aile hayatına hazırlamaktır. Aileyi kuranlar mutlu bir hayat sürerlerse, böyle mutlu ailelerden oluşan bir toplum saadetli bir toplum olur. Peygamberimiz buyuruyor: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır. Ailesine karşı en iyi olanınız da benim.” (İbn Mace)
Eğitimin öncelikli hedeflerinden birisi de adil devlet yöneticileri ve hâkimler yetiştirmektir. Bu eğitimin özünü ise, Allah korkusu ve hesap günü kaygısı oluşturmalıdır. Peygamberimiz buyuruyor: “Ancak ben bir beşerim. Siz bana davanızı getiriyorsunuz. Olur ki biriniz, diğerine nispetle delilini gereğince bilir, davasını ortaya koyar ve (hitabet sanatını ve ikna kabiliyetini iyi kullanarak) kendini iyi savunur. Böyle bir durumda, onun sözüyle kardeşinin hakkından bir şey alır ve lehine hüküm verirsem, ancak ben ona bir ateş parçası vermiş olurum. O, bu halde onu almasın.” (Buhari ve Müslim) Peygamberimizin hedeflediği talim ve terbiye sistemi ve eğitim yönteminde, insanın insan üzerine hâkimiyeti değil, insanı şuurlu Müslüman yapmak vardır ve tabiatında zıtları toplayan bir varlık olarak insan-ı kâmil bir kimse olarak yetiştirmeyi hedefler.
Sonuç
İnsan eğitiminde Peygamberimiz, bizim baş örneğimizdir. Çünkü Peygamberimizin verdiği eğitim, yaşanılan hayatta, insanın maddi ve manevi ihtiyaçları karşılayacak faydalı bilgilerden oluşur. Bu bilgiler esas itibariyle İslamca bilgilerdir. Bu eğitimde insana batıl ve anlamsız bilgiler verilmez. Peygamberimizin verdiği eğitimin muhtevasında; hakkı batıla karıştırmak, vefasızlık, ümitsizlik, kin ve düşmanlık, bencillik, kıskançlık, aldatma, korkaklık, inanç eksikliği, yılgınlık, hevayı ilah edinmek, boş ümit ve kuruntulara kapılmak yoktur. Nesillerin kalbine Allah korkusunu koymayı hedeflemeyen bir eğitimden hayır gelmez. Bu ülkede eğitimin manevi temeller üzerinde yeniden inşa edilmesi bir mecburiyettir. Bu mecburiyeti gören Milli Görüş hareketinin önderleri başta merhum Erbakan Hocamız olmak üzere yıllarca bu meselenin üzerinde durmuştur. Materyalist eğitimin ülkeyi içini soktuğu bunalımdan ancak Milli Görüş’ün benimsediği maneviyatçı eğitim anlayışı ile kurtulmak mümkündür. İlaçtan kaçarak hastalıklar tedavi edilemez. “Yaratan Rabb’inin Adıyla Oku!” tek çaredir vesselam.