Hemen her gün televizyon ekranlarından izliyoruz, artık haberlerin alışılagelmiş sıradan konusu haline gelen göçmen dramlarını. Genç, yaşlı, kadın, erkek, çoluk, çocuk, yüzlerce, binlerce insanın Akdeniz’deki ecel yolculukları sanki macera filmleri gibi, gerçek mi, değil mi, bu devirde de böyle şeyler yaşanır mı? İnsanın aklı almıyor. Bu maceraya atılanların hemen hemen tamamı Müslüman ülkelerin vatandaşları. Özellikle Suriyeli, Libyalı ya da Iraklı. İç savaşın yoğun olarak yaşandığı ülkeler. Normal hayat şartlarını kaybetmiş, her gün çile çeken, can korkusuyla yaşayan insanlar. Birileri bunların bu durumlarından çıkar sağlamak için tezgahı kurmuş ha bire çalışıyor. İnsan kaçakçılığı tüm dünyada suç, ancak bu kaçakçıların ne yakalandığını ne de cezalandırıldığını pek de duymuyoruz. Avrupa’ya gitmek için doğup büyüdüğü vatanını terk ederek canını tehlikeye atan bu insanların birçoğu da Akdeniz’in azgın dalgalarında kaybolup gidiyorlar ne yazık ki. Kıyıya çıkanları ise sadece modern bir köle düzeni beklemekte, karın tokluğuna çalıştırılıp sürünmekten başka bir şansları da bulunmamaktadır.

Kuzey kutbundaki buzullara sıkışmış balinaları gündeminin birinci sırasına alarak dünyayı alarma geçiren ya da caretta caretta kaplumbağalarını adım adım takip eden çok duyarlı ve insancıl batı insanı denizde can çekişen Müslümanlara karşı çok duyarsız ve katı kalpli. Zaten öyle de olmaları gerekmiyor mu? Onlar için en iyi Müslüman ölü Müslüman’dır. Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da ve son olarak Suriye’de binlerce Müslüman’ı katlederken zerre kadar vicdan azabı duydular mı? Hayır, asla da duymayacaklar.

Bütün dünyada zulüm gören, acı çeken, katledilen, sürgün edilen, haksızlığa uğrayan ve de hor görülen niçin hep Müslümanlar oluyor? Myanmar’ın Arakan bölgesinde, Çin’in Doğu Türkistan’ında, Rusya’nın Çeçenistan bölgesinde, Filistin’de ve daha dünyanın dört bir yanında işgaller devam ediyor, Birleşmiş Milletler ve tüm dünya seyrediyor. Bu seyirci dünyanın içerisinde şu anda tuzu kuru İslam ülkeleri de var tabi. ABD ve AB ile işbirliği içerisinde olan bitene seyirci kalan bu gafiller bir gün bunun hesabını ödeyecekler, sıra kendilerine de gelecek tabi ki.

Avrupa ülkelerine büyük umutlarla iltica eden Müslümanlar çok zor şartlar altında, insanlığa yakışmayacak muamelelerle karşılaşarak hayal kırıklığına uğruyorlar. Topu topu şu ana kadar yüz bin civarında göçmeni kabul eden AB ülkeleri panik içerisinde birbirlerine suçlamakla vakit geçiriyorlar. İki milyondan fazla Suriyeli mülteciyi kabul edip misafir eden Türkiye’ye ha bire akıl verip sitem ederken kendi utanmazlıklarını görmüyorlar. Dünyadaki düzen böyle devam ettiği sürece göçmen krizi de artarak devam edecektir. Kapitalist ve emperyalist Batı düzeni İslam dünyası için kurduğu tuzakların içine düşecek, fırlattığı bumerangı kafasına yiyecektir.

Müslümanların sahipleri yine Müslümanlar olmalıdır. Müslümanlar birbirlerine karşı çok merhametli olmak zorundadır. Bu dinimizin önemli bir emridir, Fetih Suresi 29. Ayette Yüce Rabbimiz: “Muhammed, Allah’ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah’tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur: İncil’deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va’detmiştir.” Diye buyrulmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.)’de: “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”( Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66) diye buyurarak gerçek mü’minin tarifini yapmıştır.

Yukarıda zikrettiğimiz ayet ve hadis ışığında Müslümanlığımıza ayar verelim, tüm Müslümanları sevelim, yardımcı olalım, sevinç ve üzüntülerini paylaşalım. Hilafetin son merkezi olan Osmanlı Devleti’nin bakiyesi olarak tüm Müslümanların, ümmetin hamisinin yine bizler olduğumuzu unutmayalım. Vesselam.

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum